1. hem de böyle bol ağlamalı, peçeteli, depresyonlu şekilinden olan ilginç gerçek.
  2. insan doğası acılardan beslenmeyi sever. kadını erkeği yoktur.
    kahlo
  3. konu hakkında aklıma gelen ilk ve tek örnek müzeyyen senar'dır.

    öte yandan kişiler arasında kadınların aşk acısını kolayca atlatabilmesi şeklinde bir dedikodu da vardır. kadınıyla alakalı gibi sanki.
  4. düzenli ilişki yaşanırken bile istenen şeydir, yemin ediyorum sırf acı çekmek için kavga çıkardığım oldu
  5. maalesef. bir kere alışınca bırakmak zor oluyor
  6. kadınını erkeğini bilmiyorum ama insanlar başına gelen şeyleri fazla dramatize etmeyi seviyorlar. ben de ara sıra yapıyorum. bir acı çekiliyorsa bari üstün bir acı olsun bizimkisi. en azından bizim gözümüzde.
  7. insanın, kendini önemli bir konumda hissetme güdüsüyle, kendinden bile saklayarak (veya gerçeklerden kaçarak) yaşamak istediği hayatını, aşamadığı engeller yüzünden yaşayamaması nedeniyle, bilincinin tam tersi bir noktaya odaklanması ve hormonlarının ona göre salgılanması ile yaptığı şeydir.

    bu şu demektir:

    güdümlü füzeden kaçan uçağın, kendi motor ısısını taklit eden saptırıcı mermiler yayarak hedeften kurtulması.

    burada; güdümlü füzeyi gönderen uçak sizseniz, saptırıcıları gönderen diğer uçak ise sizin olmak istediğiniz ve kendinizi önemli gördüğünüz konuma sahip olan hayaliniz. yani amacınızın yansıması. aslında bu hedef sizin düşmanınız.
    saptırıcılara kapılıp başka yöne giden güdümlü füze ise iradeniz ve istekleriniz.
    iradeniz kuvvetli değilse, sapacaktır.

    tüm bunlar aslında, bizim kendimizi olduğumuz gibi kabul etmediğimiz için meydana gelmektedir.
    olmak istediğimiz ama olmak için çok çaba sarf etmemizi gerektiren konumlardaki hayatlar için sadece inanmak yetmez. sağlam bir iradeye sahip olmalısınız. olamazsanız, kendinizi önemli hissetmek istediğinizde, etrafınıza bakıp bunu hissetmenizi sağlayacak fiziki kanıtlar göremezsiniz. bu kanıtların sürekli olmaması da sizin kendi dünyanızı yaratmanıza, sanki gerçekten de o kişiymiş gibi yaşamanıza neden olur. bu hayalin yakıtının bitmek üzere olduğu noktada ise, acıtasyon ile kendini aşağı çekerek yüceltme çabası devreye girer. bu ilişkiye ve karşıdakine suç atmaktır. çünkü, gerçeklerden kaçtığı ve sırf kendisini önemli hissetmek için kurduğu bir hayal yüzünden böyle bir duruma düştüğünü kabul ederse benliği kendine olan saygısını yitirir. bu yüzden acıtasyon ve egzajerede karar kılınır. beyin tek yolun bu olduğuna karar verir ve uygular.

    bence, bu tür şeyler kadınlarda da erkeklerde de vardır. kadında daha belirgindir. çünkü, kadınsal bir durummuş gibi kanıksandığı için kabullenilmesi ve ilan edilmesi zor değildir. erkek, kadınsal olarak kabul gören şeyleri kendine mal edemez. kadında da bu böyledir diye düşünüyorum.

    velhasılı;
    acı çekme isteği hoşlanılacak bir şey değil ama tıpkı regl dönemindeki gibi bazı hormonların duygu ve düşüncelere olan etkisine benzer bir durumdur. şu da var ki; aşırı baskı, ilgisizlik, babadan görülen tavırlar, bilindik çıkmazlar ve kadının geçmişindeki otoriter insanlar böyle bir tercihe neden olabilir.

    ama şöyle bir nüansı da pas geçmeyelim...
    'kadınların aşk acısı çekmekten hoşlanmaları' durumunun; erkeğin, kadın karşısındaki anlamsızlığı ile ortaya çıkan bir durum olması ve aklı başında, irade sahibi, kararlı, hedefleri ve fikirleri olan, yani kısacası güçlü erkeklere sahip kadınlarda böyle durumların gözlenmiyor olmasını da düşünmek gerek... yani, içgüdüsel olarak güçlü bir erkeğe sahip olmayan bir kadın, kendini önemli hissedemiyor gibi.. bu da yukarıdaki güdümlü füze benzetmesindeki gibi farklı şeylere neden olabiliyor ve kendini önemli hissedemeyen bilinçaltından kaçan bilincin oyun kurucu olduğu bir oyuna dönüşüyor.