1. annem kızar diye değil de annem üzülür diye gerçekleştirmekten kaçtığım eylemler olduğu zaman
  2. artık birçok olayı, durumu, saygısızlığı... olgunlukla karşıladığın andır. sinirlerinin büyük bir kısmının alınarak, öfkeyle kalkmayıp, zararla oturmamanın keyfine vardığın zamandır.
    ozumm
  3. "büyüdüğünü, hiç yıkılmaz dediğin dağlar kendi kendini yıkınca anlıyormuş insan"

    diyen bir satıra takılı kaldım iki üç gündür. ama şunu da eklemek isterim. o dağlar kendi kendini yıktıktan sonra bütün samimiyetinle kendine şunları söyleyebildiğinde büyüyorsun galiba :

    "bağırıyor içimde bir kuş, durmadan bağırıyor:
    şair, bir taşı oyup da içine girmenin zamanı geçti!
    bir kez daha gülümseyerek yanıtlıyorum onu:
    ağladım. biraz rahatladım.iyiyim şimdi."
  4. körler ülkesinde görmenin hastalık sayıldığını idrak ettiği an büyür insan. ya da cahit sıtkı'nın şu şiirinden medet umduğunda:

    "affan dede'ye para saydım,
    sattı bana çocukluğumu.
    artık ne yaşım var ne de adım;
    bilmiyorum kim olduğumu"
  5. 6 yaşımdayken falandı sanırım evin havalandırmasından tuvalete baykuş yavruları düşmüştü.iki tane dünya tatlısı yavru. biri klozetin içine denk gelmiş boğularak can vermiş zavallı. diğeri ise yalnızca ayağındaki incinmeyle kurtulmuş. gece biz uyurken gerçekleşen bu hadise epey korkutmuştu beni. zaten o sıralar karanlıktan ve görmediğim hemen herşeyden ince bir korku duymaktayım. tuvaletten gelen "şıpada şıpada" sesleri vs oldukça korkutmuştu beni gece vakti.
    her neyse mesele bu değil. ölmemiş olan baykuş yavrusuna uzunca bir süre annelik eğledik ailecek. sanırım annem ve babamla geçirdiğim en güzel zamanlardı bunlar. baykuş daha sonradan palazlandı ve uçup gitti balkondaki asmaya kurduğumuz güzel yuvasından...
    e tabi bende bi üzgünlük hali. günlerce bekledim belki tekrar gelir diye. sonra babam bi fikir buldu ve her akşam o balkondaki asmaya bir parça tavuk eti asmaya başladık. babam geleceği iddia ediyordu. hiç görmedim bi daha baykuşu. ama her sabah uyandığımda et kaybolmuş oluyordu. babam da baykuşumuzun gece gelip onu yediğini söyledi. epey kafa yormuştum o zamanlar neden bana kendini göstermiyor diye. ama yine de her akşam tavuk asmaya devam ettim. sonra bu tavuk asmalar seyreldi ve ben farkında olmadan bitti.
    gel zaman git ben 22 yaşına geldim. uykusun dergisini takip edenler bilir orda bir alpay erdem vardır. köşesinde bazen eve giren kuş hikayelerine yer verir. bi gün "yollasanıza hikayeler" dedi ben de bunu yolladım.o gece bir parça tavuk astım balkona ve dedim ki büyümüşüm ben. çocukluğuma dair tamamen iyilikle düşünerek, amaçsızca ama sevinerek yaptığım şeyleri kaybetmişim. ne yazık ki büyümüşüm ben...
  6. ailemden kilometrelerce uzakta gecenin bilmem kaçında sahur hazırlamak için mutfağa girdiğim an.
  7. yağmur/kar yağdığında sevinerek dışarı çıkıp oynamayı düşünmek yerine, "iş çıkışı yollar nasıl olacak acaba :/" diye düşündüğünü fark ettiğin an(*:acıklı olanlar bana kalsın ;))
  8. babamın artık beni kucağına alıp yatağa götüremediği, uyandırıp yatağıma geçmemi söylediği gün.
    izumi