1. babannem gömülürken mezarı yanında babamı gördüm. çok mesafe vardı aramızda. annesinin üzerine toprak atılırken görmüştüm gözlerindeki o çaresizliği. babalar güçlüdür ya hani o gün anlamıştım hala annesinin küçücük evladı olduğunu. ne kadar güçsüz olduğunu, kolunun kanadının kırıldığını. boynu bükük, kalakalmış. ben böyle çaresizlik görmedim. mezarına o son bakış. hafızasına kazımaya çalışıyordu belli ki. kimsenin onu görmediğine emindim. yandaki mezardan destek aldı, oturdu. başını öne eğdi. pişman mıydı, bilmiyorum. yaşarken ayda yılda bir gittiği annesine neden daha sık gitmedim ki diye sorguluyor muydu? o benim annem ne olursa olsun affetmeliydim diyo muydu acaba?

    şimdilerdeyse ayda yılda rüyasında görüyor sadece babam değil herkes böyle. egolarımıza yenik düşüp hayattayken arayıp sormadığımız insanı rüyamızda görünce herkeslere anlatıyoruz. niye kadir kıymet bilmiyoruz be sözlük? karşıdaki kötüyse kötü olsun. ölünce ne olursa olsun bizden de bi parça götürüyor ve pişman oluyoruz işte. her seferinde deneyimliyoruz bunu.
    kıymet bilmeyi öğrensek keşke. kötülüğün, iyiliğin, dost kazıklarının, vedaların, buluşmaların, yalnızlıklarının, kalabalıkların her şeyin kıymetini bilsek. çünkü onlarsız yapabilseydik, devam edebilseydik hayata onlar bahşedilmezdi ki zaten. hayat, kırgınlıklarımız ya da mutluluklarımızdan değil kıymet bildiğimiz şeylerden ibarettir.