1. müslümanların kıblesi kabedir, kudüs değil.

    tıpkı mehdi, mesih ve kutsal savaş gibi kudüsün devamlı kutsallığı da islam inancında yoktur. bu ibareler, yahudi ve hristiyan mitolojisine aittir. yıllarca yanyana yaşayan bu farklı inanca sahi milletlerin inanç yönünden birbirini etkilemesi olağan bir durumdur.
    yahudi ve hristiyan inancı çok eskiden beri gelmektedir. bu hem doğrudur hem yanlış. çünkü, islam inancına göre bu dinler yoktur. islam hep vardı sadece 1400 yıl önce güncellendi. isa' da musa' da islam peygamberiydi. sadece bıraktıkları yozlaştırıldı.

    mehdi mesih yahudi efsanesidir. kıyamet zamanı bir kurtarıcı gelecek ve dünyayı huzura kavuşturacaktır. bu inanış islam kültürüne de girmiş. ama islam, kur'an esaslarıdır.

    dediğim gibi, kudüsün kutsallığı yahudilerin geleneğinde değerlidir. fakat firavun kılıklı dünya emperyalistleri bu karışıklığa hem mahal vermekte ve hem de bunun içinden çıkmaya çalışmaktadırlar. kıyımlar, zulümler ve ölümler müslümanların bu kötülüklere ayak uydurmasından kaynaklanmaktadır.

    islam, iyilik, inayet ve hoşgörüden oluşur. bu üçünü gerçekleştirenlerin cennete gitmemesi için bir sebep varsa onu da allah bilir. elbette ki, bu üç medeni vizyona sahip olmak gerçekten çok zordur. çünkü, iyilik yapmanın kuralları insanı zorlar... herkes iyiyim der ama aslında çok fazla insanın hakkı vardır yaşamında. bunu fark etmez.

    açı doyur, üşüyenin üstünü ört, iyilik yap, hoşgörülü ol... zaten allah senin yanında olacaktır.
    bir zenginin malını her daim ihtiyaç sahipleri ile paylaşması ne kadar zor ise, bir fakirin de açlığa isyan etmemesi o kadar zordur. eşit sınavlar değil demeyin buna. servet sahibinin servetini sokağa saçması gibi bir şey bu.

    velhasıl; kudüs' den önce savunulacak çok şey var bu dünyada.
    onu kutsal yapan şey insanın romantizmidir, nostalji sevgisidir. ve günümüzde kudüs aslında kutsal değil popüler bir mekandır. yazık.
  2. "filistin, bir sınav kağıdıdır her mümin kulun önünde" demiştir zarifoğlu. sınıfta kaldığımız bir sınavdır kudüs.
  3. israil'in baskentidir.
  4. vallahi israil'in başkenti değildir.
  5. siyasal islamcilarin dusen son sancagidir. eger yarin reis-i cumhur turkiye cumhuriyetinin baskenti merzifondur derse ( evet ilk uc madde degismez "mumkun" degil - en nihayetinde lisans diplomasi da gerek o makam icin ) turkiye cumhuriyetinin baskenti merzifon olur. legalizasyon gucle ilintilidir. valla istesek de istemesek de - bu arada nerenin nerede oldugu beni baglamiyor - israil devletinin abd tarafindan kabul edilmis baskenti olacak gibi duruyor.

    edit:
    hahahaha. fazla dokunmus birilerine hahahahah :d
  6. 2.


    elbette kudüs ve aksa kıble olarak kullanıldı bir dönem.

    bu dünyada emellerini, din ile bağdaştırarak işlerini halleden güçler var. evet sen de ben de bunun farkındayız. ama asıl bilmemiz gereken şey gerçekten de neyin farkında olduğumuz ve bu farkındalığın bize ne kazandıracağı?

    dünyaya şöyle bir baktığında, bazı güçlerin 20 yy başlarında geride kalmış ülkeler için ciddi bir baskısı söz konusu. bu baskının türleri çeşitli. ancak baskının sebebi ticaret. evet mesele ticaret bence. geride kalan bu ülkelerin her zaman geri planda kalması gerekiyor. ki, bir şeylere her zaman ihtiyaçları olsun ve söz konusu güçler de bu itiyaçları karşılasın. karşılığını alarak tabi. bunun için elbette geri kalmış ülkeleri köpek gibi ezmek çok işe yaramaz. çünkü, bitmek üzere olan insanların, toplulukların veya ülkelerin öncelikleri teknoloji, araç ya da silah olmaz. bu tarz ihtiyaçlar, genel olarak umudu ya da başarma potansiteli olan ülkelerin ihtiyacıdır.
    ingiltere, 19 yy sonlarına doğru büyük ölçüde sonraki yüzyılın güç kaynağının petrol ve teknoloji olduğunu farkeden ülkelerin başında geliyordu. bu dönemden başlayarak ortadoğu planları genişletildi. bu dönemlerde, heyetler ortadoğuya gönderiliyor ve petrol rezervleri tespit ediliyordu. bu ciddi potansiteli, bu kadar yoğun ve milliyetçi ülkeler arasından alıp kontrol edebilmek için çözüm ise gecikmeden gelecekti.
    yine ingiltere, ortadoğu ülkelerinin bu milliyetçi tavrının onlara zarar verecek şekilde kullanabilme yolunu buldu. sonradan arabistanlı lawrance ile bu durumu mükemmelleştirecekti ve 20 yy başlarında hükümranlığını bıraktığı abd' de bu yolu takip edecekti.
    asıl plan; fanatizm, kışkırtma ve bozgunculuk/fitnecilik olarak şekillendi. baktığında, eğitim seviyesinin düşük olduğu yerlerde; kahramanlık, milliyetçilik, silah sevgisi, efsane olma hayalleri yoğundur. bunlar fanatizmin bireydeki zayıf noktalardır. bu tarz insanları, biraz maliyetle yönlendirebilir, savaştırabilir ve gerçek olmayan gerçeklere inandırarak yönlendirebilirsin. bu, uzun vadede dünyanın en etkili silahıdır.
    gel gelelim, bu durumların gerçekte ne ile ilgisi olduğuna.
    öncelikle, hiçbir şekilde din ile ilgili değil. olayın din ile ilgili olduğunu düşünenler, düşmanını tanımayan, hafızası kuvvetli olmayan (ki toplum hafızasının sürekliliğini kısaltan propagandalar da yapılmakta) toplumlardır. bu toplumların en büyük zayıf noktası ise görmek istediklerini görme eğilimleridir.
    din, gerçekten de bir afyondur.
    bu sözü allah’ ın varlığına ve birliğine inanan biri olarak söylüyorum. çünkü, din kurallarına tabi olanlar, inanmayan materyalist milletlerin dinsel eğilimleri olmaması nedeniyle, misyonlarını gerçekleştirmek için; baskıcı, zulmeden bir politika ile yürüyebilecekleri durumlarda onlara karşı sakin, savunmacı, iyilikle karşılık verme dışında bir silah kullanmamayı tercih edecek şekilde uyuşurlar. neden uyuşurlar biliyor musun? çünkü, dünyada yayılmacı politika sömürge ile ve zulümle olduğu için, bu durumun içinde olmamak adına kendilerini iç dünyalarına çekerler. bunun sonucu olarak da dialog ve iletişim yok olur. bu da geride kalma ile sonuçlanır. geride kaldığın her gün için, bir önceki güce dönüş daha da zorlaşır. sonuç, o ülkenin sömürülmesi ile noktalanır. emperyaller ise sömürüleri altındaki toplumları kontrol altına aldıkları günden itibaren, 50 yıl sonrasında istedikleri hallerini bugünden belirler. bununla birlikte, üretimi, eğitimi, sanatı, ahlaki değerleri ve gelirlerin koordinasyonlarını yönetirler. potansiyelinin artacağı noktada sistemlerini yeniden düzenlerler. bunlar da o ülkeyi onlara(sömürgecilere) hep muhtaç edecektir.
    bizim dinimizde olmadığı halde, içimize kadar giren hurafeler nereden geldi sanıyoruz?
    mehdi mesih hikayeleri, gerçekliği tartışılan hadisler, dünyanın sonuna veya büyük savaşa ilişkin hesaplar! bunlar nereden geldi? kudüs’ ü halen kutsal sayan şey gerçekte nedir? bunların hepsi birbirine bağlı şeyler.
    mehdi/mesih hikayeleri yahudi inancında olan şeyler. islam kültürüne girmiş ama islam dini’ ninde yer almamış şeylerdir. kur’an’ da mehdi kelimesi geçer ama bu hidayete erme anlamındadır. kuran’ da geçiyorsa mehdi lafını kim getirmiş? biz getirdik elbette. mehdi’ nin tam da kur’ an’ daki ifadesini kullandık. hidayete erdirecek bir kişi gerekiyordu çünkü. her yüzyıl birileri aday oldu bu ünvana. dediler ki, peygamberin soyundan gelecek ve dünyayı hidayete erdirecek. görevi buydu. peygamberin soyundan gelen ve peygamberin yapamadığını yapacak kişi olmak! ne kadar enteresan biri. diğer taraftan peygamber hadisi var: ‘yemen’ den bir kara bayraklı ordu gelecek. o orduyu görünce katılınınız. çünkü o mehdi’ nin ordusudur.’… gibi. bunun gerçek olduğuna dair elde veri yok. mehdi yok, ordu yok, savaş yok. kurdular katıillerden bir ordu, koydular başına bir kara bayrak, yaktılar kıyamet savaşı ateşlerini. gerisini, kahramanlık manyağı, silah sevgilisi, eğitimsiz güruh halletti. ülkeleri öyle sömürdüler ki, dini inançları bile değişti. kudüs neden değişti? çünkü, diğer köklü dinlerdeki topluluklar islam’ ı değiştirmeye başlamıştı. bunun önüne geçilemiyordu. bu bir sebep olabilirdi.
    kudüs kuvvetli bir bağ olarak kaldı. kalmalıydı da. ileride bazı şeyleri değer yargıları, manevi zenginlikler üzerinden fişekleyen zalimler için her zaman kullanılabilirliği olan bir malzemeye dönüştürülebilirdi. velhasıl; kudüs’ ü bu derece kutsal hale getiren kişiler bizler değiliz. israil’ in kudüs’ le bir derdi tasası yok. büyük savaş, armageddon… bunların kızgın ateşte fokurdayan yağ gibi sürekli ateşlenmesi her zaman ticaret, silah, para ve güç için önemlidir.
    allah’ ın yarattığı bu dünyada, ne değerler için savaş, ne kan dökülmesi, ne de kutsallığı putlaştırırcasına sahiplenmek ibadet. bu dünyada bir tek ibadet var, o da iyilik, aç doyurmak, kabahat örtmek, hoşgörülü olmak ve sevmek! ama eğitim seviyesi düşük milletler en büyük ibadeti her zaman savaşmak, kan akıtmak, yok etmek üzerine anladığı sürece gerçek inayet yok olduğu gün kıyamet kopacak.

    saygılarımla,

    ekleme:

    cennetin krallığı isimli epik bir film vardı. selahattin eyyübi' nin kudüs' ü hristiyanlardan almasını konu alıyordu. izlemişsinizdir.
    filmin sonuna doğru, kudüs' ün koruyucusu ve selahattin savaş anlaşması için ortada buluştular. anlaştılar.
    sonra selahattin arkasını dönüp giderken, koruyucu bir şey sorabilir miyim dedi.
    - kudüs' ün değeri nedir?
    selahattin;
    - hiç!

    ve ekledi sonra: - herşey!

    bu doğru bir tespitti.