• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
la tortue rouge - michael dudok de wit
bir gemi kazazedesi kuşlar, yengeçler ve kaplumbağlarla dolu ıssız bir adaya sürüklenir; hayatta kalmak ve adadan kurtulmak için çabalamaya başlar.
  1. şu sıralar başka sinema dahilinde izlenebilen, 2000 yapımı kısa güzellik father and daughter'ın da yaratıcısı olan michael dudok de wit'in ilk uzun metrajlı güzelliği. studio ghibli'nin sihirli ellerinin de değdiği bu 80 dakikalık diyalogsuz animasyon sizi bir süreliğine kendi dünyasına çekecek bir masal. muhteşem çizimler ve müzikler diyalogların yokluğunun hissetmiyor hatta filmi daha da etkileyici hale getiriyor.

    !---- spoiler ----!

    film izleyiciyi atmosferine çekmek konusunda çok başarılı. baştaki fırtına ve tsunami sahneleri boyunca kendini felaketin ortasında kalmış hissetmemek ya da kazazedemiz o kayaların arasından yüzerek geçmeye çalışırken boğulur gibi olmamak mümkün değil gibi.

    şimdi ne olacak? kurtulacak mı? gibi sıradan sorularla izlemeye başladım ama kırmızı kaplumbağanın bir kadına dönüşmesinden sonra kendimi sorulardan kurtarıp bu masalın akışına bıraktım. kumsalda uzanıp gece yıldızları izledim, yengeçlerle koşuşturdum, biraz uçtum ve kaplumbağalarla yüzdüm.
    film bittiğinde ise önümüzde apaçık iki seçenek vardı: ya adadan kurtulamayacağını anlayan adamımızın hayalleriyle hayatta kaldığına inanacaktık ya da her şeyin gerçekten de böyle olup bittiğine. ben elbette ikincisini seçtim ve hüngür hüngür ağladım.

    !---- spoiler ----!
  2. diyalogsuz animasyon filmi la tortue rouge (kırmızı kaplumbağa), en iyi animasyon dalında oscar'a aday gösterildi bu yıl. hollandalı yönetmen michael dudok de wit'in kısa filmi baba ve kız ise 2001 yılında en iyi kısa animasyon filmi oscar'ını almış.

    masalsı (masallara ne çok ihtiyacımız var), çok sade, naif ve duygusal bir film. yönetmenin tesadüfen değil bilerek ve isteyerek bu hissi yarattığından eminim. insan-doğa ilişkisinde; insanın esasında doğanın hakimi (kendi adıma böyle düşünmüyor oluşumdan bağımsız) değil de doğanın bir parçası olduğunu hatırlatıyor ve ihtiyaç olarak bellediklerimizin ne kadar sunni, ideolojik ve konjonktürel olduğunu söylüyor dolaylı ya da dolaysız. "insanların birbirini anlayabilmesi ya da iletişim için gerçekten konuşmaya gerek var mı?" (konuşmak yeter mi ya da gerçek bir iletişim için?) gibi bir takım felsefi soruları da getiriyor beraberinde.

    mutsuzluktan kıvrandığım bir anda izlemiştim. duygusal ve masalsı bir film olduğunu duyduğumdan sanırım öncelikli olarak kendi sorunlarımdan ve mevcut gerçeklikten uzaklaşıp, biraz ağlayıp rahatlarım diyerek izledim. evet inkar edemem biraz bunlar oldu ama filmin hakkını yememeliyim çok güzel bir film.
  3. yıllar önce miyazaki ve studio ghibli keşfinden sonra film nedir ne değildir'e bakış açım değişmişti. dönem dönem de studio ghibli filmlerini tarıyordum. geçtiğimiz haftalarda filmi izledim. yine yeniden tarzı, yönetmeni farklı olsa da studio ghibli'den boş bir şey çıkmadığını görmüş oldum.
    film adem ve havva kimdir ve ilk insanlık üzerine bir bakış açısı. işin güzel tarafı da @cipres'in dediği gibi bir masal ise o kadar mantıklı bir masal'ı da ömrümde kimseden duymamıştım. yani masal görünümünde gerçekçi bir hayat hikayesi olduğu düşünülebilir.
    benim için en güzel tarafı ise ilk 5 dk'ya şöyle bir bakayım sonra gece izlerim dediğim anda inanılmaz bir merak duygusu ile başladığım gibi bitirdim.