• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.60)
ladri di biciclette - vittorio de sica
işsiz olarak gezen antonio ricci, iş bulmasından sonra bir bisiklet satın alır fakat iş için gerekli olan bisikleti bir afişi yapıştırmaya çalıştığı sırada çalınır. polise giden antonio, polisin hırsızları kendilerinin aramalarını gerektiğini duyunca 10 yaşındaki oğlunu yanına alıp roma'yı dolaşarak bisikletlerini ararlar.
  1. bu sinema filminin bir başka başarılı yönü de italya hakkında izleyicilerine kalıcı bilgiler aktarmasıdır. o dönem italya'sında varolan kadın erkek ilişkisine yer verilmiş ve sonucunda bugün kafamızda şekillendirdiğimiz italyan kadını figürü izleyici olarak bizlere aşılanmıştır. yönetmen aynı zamanda italya'nın arka sokaklarını da gözlerimizin önüne sererek bizi fikir sahibi kılmıştır.

    bu konuda review olması açısından:

    http://www.imdb.com/title/tt0040522/reviews-235
  2. en iyi 100 film listesine bu filmi eklemeyen ya bu filmi izlememiştir ya da en sevdiği film recep ivediktir.
  3. neo realismo nun en güzel örneklerindendir. yoksulluğu, sınıfsal ezilmişliği ve insana dair duyguları ( çaresizlik, sevgi, korku, utanç vs. ) müthiş dile getirir. oyuncular çağdaş filmlerin aksine amatörlerden seçilmiştir ve ortaya böyle şahane bir yapıt çıkmıştır. yeni döneme muazzam katkı sağlayan bu film " tüm zamanların filmi " nitelendirmesini hiç şüphesiz hak ediyor.
    kahve
  4. bu filmin etkileyiciliği bana kalırsa gerçeği sunmasından ziyade sunuş biçimiyle alakalı. duygu dolu mimik ve sözlerden ziyade inanılmaz fotoğraf kareleriyle kalbimize dokunmuştur. bunun bana kalırsa zirve yaptığı yer, lokantadaki baba-oğul yemek sahnesidir.
  5. acıyı ya da sevinci herkes anlatabilir. bazıları öyle bir yolla yapar ki, hafızanıza kazınır acı. sızı içinize yerleşir.
    italyan yönetmen abartısız ve gerçekçi bir kesit öyküsü sunuyor.
    medeniyete giden yolda acıyı, fakirliği, açlığı, çaresizliği anlatan filmler ve kitaplar kilometre taşlarıdır.
    bu film de bir kilometre taşı bence. toplumuna ilerleme yönünde ivme kazandırmış güzel bir film.
    en beğendiğim bölümü kadının çarşafsız da uyuyabiliriz diyerek çarşafları yıkayıp satmasıydı.
    aslında başka bir sahne de çok etkileyici idi
    ada'm eşine falcıya gittiği için kızmasına rağmen, bisikleti çalınınca soluğu kadının yanında almıştı.
    deniz'e düşen yılana sarılır; atasözünün bu kadar güzel anlatılabildiği ikinci bir sahne hatırlamıyorum.
    izleyin derim ben ama düşünmek için...
    bu arada film isimleri niye türkçe değil yaaaaa!
    bu filmin adi
    bisiklet hirsizlari
  6. baba-oğul temalı filmlerin ilklerindendir. son sahnesi hakikaten çarpıcıdır ve filmi özgün kılan özelliklerinden biri olan müziğiyle de sinema tarihine geçmiştir zaten.

    savaş sonrası yoksulluğun ezip geçtiği sayısız halklardan birinin hikayesidir bu. toplum, hırsızıyla/polisiyle, zenginiyle yoksuluyla içselleştirmiştir adaletsizliği. öyle ki meşhur son sahnenin son demlerinde bisiklet sahibinin o bir anlık bakışı ve affedişi, film boyunca gizliden gizliye örülen alt-metni açığa çıkarıp yüze vurur ki bu daha köklü problem artık alt-metin olmaktan çıkmıştır.

    yoksulluğun acısını da en çok, hep çocuklar çeker.
  7. yılmaz güney'in çok etkilendiği ve sinema anlayışını belirleyen italyan yeni gerçekçilik akımının en önemli filmlerinden biridir.
  8. tarih ve dram tarzı seven sinemaseverlere önerim, 1948 italyan yapımı siyah beyaz film, savaş sonrası italyasında hayatta kalma mücadelesi veren bir işçinin başından geçenleri anlatır.

    !---- spoiler ----!

    hatırlamadığım bir sebepten dolayı oğluna kızdıktan sonra çalınan bisikleti aramak için ayrıldıktan sonra oğlunun olduğu taraftaki nehre bir çocuğun düşüp boğulduğunu duyan, bağrış çağrışı duyunca oğlunun suya düşüp boğulduğunu sanan vittorio de sica (ana karakter) öyle bir oyunculuk sergiler ki jest ve mimikleriyle, tavırlarıyla... sanırsınız ki gerçekten oğlu o sırada boğuluyor... öyle bir film işte...

    !---- spoiler ----!