• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
le quattro volte - michelangelo frammartino
italya'nın güney kesimlerindeki calabria tepelerinin köylerinden birinde, sessiz sedasız yaşamını sürdürmekte olan yaşlı bir çoban vardır. kimsenin ayak basmadığı ıssız ve metruk alanlarda keçilerini otlatmakta, mütevazı bir hayat serüveni yaşamaktadır. hastadır ve inancına göre kendi ilacını kendi bulabilecektir. michelangelo frammartino'nun yazıp yönettiği ve başrollerinde giuseppe fuda, bruno timpano ve nazareno timpano'nun yer aldığı "le quattro volte", 2010 yılına ait bir yapım.
  1. “ buradaki özgül bakış açımızdan insanın tanımlarından biri sinemaya giden hayvan olabilirdi. ”

    giorgio agamben (çvr.ulus baker)

    le quattro volte, sözsüz bir film -ama hayır, sessiz değil. sözcükler girmiyor araya yalnızca.

    başka bir dünyanın mümkünlüğünü bir de böyle düşünmek gerek, diye geçti aklımdan filmin sonunda.

    kültür ve doğa. insan ve hayvan. zaman. ölüm. ve hayat…

    “gelenek” dediğimiz şey, ölü bir ideolojik miras değil zamanın, doğanın ve ölümün yeniden deneyimlendiği bir “tekrar” olarak düşünülebilir.

    google çeviri aletine göre “le quattro volte”nin “dört kez” anlamına gelmesinin ima ettiği “döngü” de, bu açıdan, yerinde olsa gerek.

    “tekrar”, evet, ama nietzsche’den sonra bilindiği gibi, ölü bir biçimin muhafazası ile özdeşliğin ya da aynı olanın tekrarı anlamında değil.

    beden, zaman ve mekan ilişkisini yeniden düşünmek, dinsel olsun seküler olsun “insan merkezciliğin” ötesine geçmek zorundayız, diyebiliyorum bunları düşünürken.

    agamben, açıklık‘ta “insan ve hayvan” meselesini gündeme getirirken, haklı olarak bu sorunu -insanın insanlığı ile hayvanlığı arasındaki çatışma sorununu- belirleyici ve bütün çatışmalara hükmeden bir politik sorun olarak kaydediyor.

    geçmişten bugüne “ilerleyen” politik dünyanın “felaketi” de, tam bu noktada yeniden düşülebilir -ya da düşünülmek zorundadır, kesinllikle.

    heidegger’in -agamben’in de tartıştığı- bilinen ayrımı: hayvan bir dünyada yaşar, insanın ise bir dünyası vardır. hala sorunlu bir ayrım bölgesindeyiz.

    insanın bir dünyasının olması ile kendisini dünyanın “sahibi” ya da “efendisi” sayması/kılması arasındaki bağı kesmek nasıl mümkündür sorusu önümüzde duruyor.

    sanatın ve politikanın ortak hattı bu olsa gerek. olmuş olduğu, olmuş olacağı ve/ ya da olabileceği haliyle, “insan oluş”.

    gezi olayının “bir kaç ağaç meselesi” olması, tam da bu yüzden mühim.
    filmin “yavru keci”si seslenip duruyor zihniminde hala.

    kaynak: https://mutlaktoz.wordpress.com