• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.67)
leyla'nın evi - zülfü livaneli
romanları çok satanlar listesinden inmeyen, ödüller alan, 30 dile çevirilen, sinemaya ve tiyatroya aktarılan zülfü livaneli, leyla'nın evi'nde her biri ayrı bir dünyadan gelen insanların hayatlarını bir istanbul romanında kesiştiriyor...

boğaziçi'nde bosnalılar yalısı'nda doğup büyümüş paşa torunu leyla hanım, yalının yeni sahibi ömer cevheroğlu tarafından sokağa atılır ve mahallenin çocuklarından gazeteci yusuf'un cihangir'deki bekâr evine sığınmak zorunda kalır. yusuf'un sevgilisi rukiye ("sahne adı"yla roxy), almanya'da peep show'larda modellik yapmış, hip-hop tarzı müzik yaparak "yırtmaya" uğraşan bir almancı kızıdır.

leyla hanım, yalının yeni sahipleriyle görüşmeye çalıştığı bir gün, ömer bey'in babası, kadızade konağı'nın emektar vekilharcı, dört kuşaktır konaklarda hizmetkârlık yapan bir aileden gelen ali yekta bey ile tanışır.

her biri ayrı bir dünyadan gelen bu insanların hayatlarının kesişmesi, onları hem kendilerini hem de birbirlerini değiştirecekleri, kimi zaman acılı kimi zaman eğlenceli bir sürece sokacaktır.

leyla'nın evi, bir yanıyla da "ev" üstüne bir roman: "çünkü imparatorluk yıkılırken bütün osmanlı tebaası acı çekti ve herkes birbirinin evine yerleşti."
  1. az önce bitirdiğim kitap.okuması çok keyifli ve hızlıca akıp gidiyor.
    çok farklı dönemleri, kültürleri, coğrafyaları temsil eden karakterlerin; belki de karşılaşmaları için seçilebilecek en güzel mekan olan istanbul'da yollarının kesişmesiyle oluşmuş bir roman. leylaya biraz ayrıcalık tanınsa da en az onun kadar etkili ve derinlemesine iki karakter daha var: roxy(rukiye) ile ali yekta bey.

    tutucu bir ailesi olmasına rağmen onlara karşı gelip hip-hop sanatçısı olabilecek kadar isyankar,dik başlı, inatçı bir kız roxy. her karakter bir dönemse bence roxy hem yaş olarak hem de tarz olarak son 20-30 yıllık bir süreci temsil ediyor. uçlarda yaşayan,sokakta görseniz değişik bir tip diye bakabileceğiniz birisi. güven problemi var. pek sevemedim ben roxy'yi. zaten kaosun içinde yaşarken romanda da böyle bir karakter görmek istemedim belki.

    ali yekta bey; birkaç nesildir önemli ailelere uşaklık yapan ve bu işi önemseyerek, adabına göre devam ettiren bir sülaleden gelmektedir. ancak kendi oğlunu bu iş için yetiştirmez. onu en iyi okullara gönderip oğlu üzerinden kendi hayali olan "bey" olma arzusunu gerçekleştirmeye çalışır. varını yoğunu oğluna adar başka çocukları da olmasına rağmen. oğlu ömer için de babası her şeydir ta ki neclayla tanışana kadar. aslında burada ömer'in babasından ayrılışı kesinleşir. yine sever yine sayar babasını ama necla başkadır. onunla evlenerek bu ayrılışını perçinler ömer. ali yekta bey ise necla olsa da ömerin kendisinden daha fazla sevebileceği birisi olduğuna inanmaz, inanmak istemez ancak romanın ilerleyen bölümlerinde acı bir şekilde bunun böyle olmadığını öğrenir ve olayların gidişini tamamen değiştiren bir eylem gerçekleştirir.ali yekta bey bana dönem olarak cumhuriyetin ilk dönemlerini anımsattı.bunda babasının çalıştığı konakta atatürk'ün ağırlanması,yapılan yeniliklere gösterdiği uyum, adap bilmesi, devamının iyi yetişmesi için durmadan çalışması gibi nedenler etkili oldu.tabii bu dönemler göreceli olabilir fakat ben ali yekta beyi oraya yakıştırdım.

    bir de konstantin paleolog isimli bir karakter var. ben bu karakterin biraz daha uzun anlatılmasını isterdim romanda. benim açımdan bizansı yansıtan bu kişi biraz dışlanmış gibi geldi.

    roman hakkındaki tek kötü eleştirim kısa olması. başta söylediğim gibi akıcı olan dili sayesinde 500-600 sayfa da olsa insan sıkılmadan okuyabilir. roman değerlendirirken kullanılan tek kriter sıkılmadan okunması değil tabii ki ama ne bileyim işte bitsin istemedim bu kadar keyifle okurken.