1. yaşamaya yerleşiyor seniha
    kendi yaşamına
    -güvercinsiz bir avlu mu? olabilir
    sırları dökülmüş bir ayna?-
    oysa çok geçti
    yıllar yıllar yıllar
    her geçen yıl elinde sanki
    yıprak, filizî yıllar
    'şey' sözcüğü gibi bağıntısız
    ağaççileği gibi durduğu yerde bir ezinti
    piyano tuşları -tek tek bakıldığında-
    çarçabuk bir göz atıldığında ayrıntısız -beyaz-
    yıllar
    seniha
    gözlerinin altı uzun menekşe.

    dün korkuttu beni -bazan oluyor-
    kocası izmir'de yaşıyor, karşıyaka'da
    sahici bir ayrılığın dikişini dikiyor seniha
    mavi mavi
    usul usul yani
    kocası -ben sevmedim hiçbir zaman-
    ikizini bulmuş diyorlar. seniha aldırmıyor pek ,
    aldırmıyor da
    pudralar, kremler tiksindiriyor onu
    bu yüzden bohemya kâseyi kırdı dün sabah
    saçlarını kesecek oldu
    sonra da sustu sustu sustu
    akşama dek
    hüzünler acılaşıyor hilmi bey
    geceler katı ve parlak
    -ansızın yere düşen
    laciverdî bir kestane sesi-
    acılar da acılaşıyor gittikçe
    sanki
    bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.
     
    ödünç alıyorum seni bazen
    çoğu kez geceleri
    niye almayayım -kaç güz geçti-
    islak kaputun gibi kokardı güzler
    seni sevdiğimi unutmuşum hilmi bey
    seni de unutmak istiyorum artık
    unutmak! ama nasıl
    sözgelimi çok hızlı oynuyorum beziği
    içkiyi çabuk çabuk içiyorum
    her şey bir hıza dönüşüyor -çoğu zaman-
    odamı giyiniyorum
    odamı soyunuyorum
    yerlerini değiştiriyorum eşyaların
    dışarı çıksam, bir tramvaya binsem
    bir durak ötede hemen iniyorum.

    boynumdaki annemden kalma kolye
    -pembe bir buğu, uçup gidiyor-
    bazan koparıyorum, yeniden diziyorum
    gökyüzünde kalın sırça ben
    dünyaya tutuyorum kendimi, bakılıyorum
    nedense hep böyle sanıyorum
    'nerdesin, akşam oldu'
    biraz anımsıyorum
    sen bahçe kapısından girerken
    bir kendim gibi caddelerdeyim
    zamanın minesi soldu hilmi bey
    demeye getiriyorum.
     
    geçenlerde nisuaz'a gittim
    cemal'e birlikte
    hasır koltuklara oturduk
    dışarda kar serpeliyordu. iki elma, külde pişirilmiş
    giderek küçülüyordu -gözleri cemal'in-
    kahveyle konyak içtim
    cemal tarçın içti, konuştu biraz
    herkes bana bakıyor, herkes bana bakıyor, herkes
    bana bakıyor -bana öyle geliyor-
    bacaklarım -işte!- güzeldir çok
    aralık kapıdan kış kokusu doldu içeriye
    ürperdim -işte!- omuzlarım da güzeldir
    ama ben
    kaçarak yaklaşıyorum her görünmeye
    uzaktan uzağa gözgözeyim
    uzaktan uzağa öpüşüyorum
    uzaklarda biriyle sevişiyorum
    erkeğe benzer yalnız bir dişiyim ben.
     
    evet evet öyleyim
    hiç değilse öyle olmalıyım
    her neyse...
    az sonra muhassen geldi -tanımazsın-
    kurtuluş'ta, aynı caddede oturuyoruz
    sevişmenin gölgesi gibidir yalnızken
    düşünmenin dişisi
    evini işletiyor -bana ne bundan-
    konyak içiyor o da
    sonra bir konyak daha
    kıpkırmızı gülüyor -gülsün, iyi-
    bütün gövdesiyle gülüyor
    bende gülüyorum
    vitrinlerdeki kesme bardaklar
    şarap şişeleri, bir gemi resmi
    gülüyor durmadan hepsi
     
    karşıda bir ev, kırk odalı sanki
    her odada bir boy aynası
    her boy aynasında
    beyoğlu'nun bir parçası
    durmaksızın gülüyor
    yağan kar hemen eriyor yere düşer düşmez
    gülmüyor, gülümsüyor
    makyajını tazeliyor muhassen
    kalkıp gidiyor
    acının kış ayları, diyor birdenbire cemal
    içine çekilip de soğuktan
    oyuncağını orda bulamayan
    bir çocuk gibi
    -evet, hiç çocuk olmadı cemal
    olmayacak da-
    kalkacağız birazdan
    acının kış ayları
    ne yapsam belirsizim.

    eve dönüyoruz -soldu minesi zamanın-
    bugün de bir şey yaptık
    tam kapıdan gireceğiz
    uzakta bir laterna sesi
    bir kadın ağlaması
    pencereden sarkıtılmış bir sepet
    sepette bir karnıbahar patlaması
    sarı elmalar
    içeri giriyoruz
    bu kapı hiç değişmez mi, diyor cemal
    bu kapı
    ve her şey.