1. çocukluğumun bir kısmının, sonrasında hemen hemen tüm hayatımın geçtiği konut tipi.

    bizimki kocaman bahçeli ve içinde bir sürü meyve ağaçları olan, bakınca dışarıdan görünmeyen, içeridense kale gibi olan tek katlı bir ev. gerçekten de düşünüyorum da müstakil bir evde oturmak, üstelik bol ağaç ve çiçekli, bir şans işi. önceleri çok zor geldiği dönemlerde yaşadık. epeyce hem de, o zamanlardan kalma bir duygu ile kışlardan hiç haz etmem ben. ama zaman ve biraz uzaklaşmak-ayrı kalmak hissi özlem duygusunu da devreye sokuyor.

    büyük demir kapıdan içeri girer girmez mis gibi bir hanımelinin karşıladığı, henüz olmamış yavru kiviler, dallarından sarkan ve taşıyamıyorum ben bunları diyen bir elma ağacı; çekirdekten yetişmiş bir zeytin fidanı; biberiyeden, dereotuna zengin bir bitki çeşitliliği..

    güzinesi, istenildiğinde çabucak yanan mangalı ve semaveri... evim evim güzel evim. kışları yine sevemiyorum ama o ayrı bir konu. fakat insanın sofra bezini * dilediği saatte ve dilediği yere silkelemesi gibi bir özgürlük var bu evlerde.