• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.14)
nostalghia - andrei tarkovsky
tanınmış bir rus şair olan andrei, 18. yüzyılda yaşamış müzisyen sosnovsky'nin hayatını araştırmak için italya'ya gelir. güzel italyan tercümanı eşliğinde toskana'dayken mutsuz evliliği, karısı ve çocukları, rusya'daki hatırası onu avlar. seyahati giderek içsel bir serüvene dönüşürken mistik bir aydınlanma şairin yolunu aydınlatacaktır.
  1. 1983 yapımı andrei tarkovsky'nin sıla özlemini dışa vurduğu ve sürgünde çevirdiği ilk filmidir.

    tarkovsky bu film ile cannes'da en prestijli ödüllerden ikisini birden kazanmıştır…

    bu filmini de annesine armağan etmiştir…

    tarkovsky'nin izledikten sonra hislerini "hasta bir adamın kendi röntgenine bakması gibi." diye tarif ettiği ve yine kendi söylediğine göre en sevdiği film...

    kendi yalnızlığını buhranlaştırdığı, içinin bedenine sığmayıp taştığı, ara ara çıkan geçmiş ve tarkovsky’nin kamerayla yazdığı melankolik bir şiir adeta…

    filmin arka planındaki sesler; spiral sesi , çocuk sesi, bunlara eşlik eden ağıt sesleri, dışarıdaki hayatı bağıran kuş sesleri , rüzgarın ve suyun sesi…

    şairin zaman zaman hatırına düşen görüntüler...

    özellikle 9. senfoni eşliğindeki o unutulmaz sahne, deli adamın bisiklet pedalını boşa çevirmesi…

    bir de tarkovsky'nin sanatının doruk noktaya ulaştığı ünlü mum sahnesi…

    !---- spoiler ----!

    şiirin tercüme edilemez.birbirimizi tanımak içinse sınırları feshetmeliyiz.

    !---- spoiler ----!

    !---- spoiler ----!

    dile getirilmeyen duygular unutulmazdır.

    !---- spoiler ----!

    !---- spoiler ----!

    deli bir adam size
    kendinizden utanmanızı söylüyorsa
    ne biçim bir dünyadır burası!

    şimdi müzik
    müzik!

    ah anne!

    başının etrafında dolaşan
    ve sen güldükçe berraklaşan
    o hafif şey havaymış.

    !---- spoiler ----!
  2. tarkovski hazretlerinin sanatının taçlandığı ve 12 dakikalık plan sekans mum taşıma sahnesiyle izleyicinin canına okuduğu şaheser filmi.
    andrei rublev ve stalker'de olduğu gibi yine bu filminde de su metaforu yoğun şekilde kullanılmıştır.
    su thalese göre yaşamın arketipidir bu nedenle tarkovski'nin thales'e öykündüğü varsayımında bulunuyorum. su tarkovski filmlerinde yaşam döngüsü, devinim, zaman ve doğanın metaforik bir yankısı olarak sunulur.
    arayışın ve aradığını bulamayışın, yalnızlığın, varoluşun, hasretin, isyanın ve sanatın, konformizmin, dışavurumu olan filmde tüm sekansların vermek istediği bir mesaj bulunmaktadır. özellikle meczup karakterindeki erland josephson'un attığı tirat muhteşemdir.
    ayrıca başroldeki oleg yankovskiy'yi bu filmde ağır derecede jude law'a benzeten bir ben miyim merak ediyorum. resmen anakronizm kurbanı oldum.
  3. dillere destan bir sahne bu. domenico's speech ya da bir delinin haykırışı diye bilinir. domenico'nun tiradından bir kısmını paylaşmak istiyorum.

    !---- spoiler ----!

    dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler sözüm ona sağlıklı olanlardır
    insanoğlu dinle!
    senin içinde su, ateş ve sonra kül ve külün içindeki kemikler
    kemikler ve küller!
    gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeyim?
    işte yeni anlaşmam:
    geceleri güneşli olmalı ve ağustos'ta karlı
    büyük şeyler sona erer, küçük şeyler baki kalır
    toplum böyle parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli
    sadece doğaya bak ve hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin
    bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz
    yanlış tarafa döndüğün noktaya
    hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz
    suları kirletmeden
    deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa
    ne biçim bir dünyadır bu!


    !---- spoiler ----!
  4. ' gerçekleşen her şey, gerçekleşmesi gerektiği gibi gerçekleşir ' diyen marcus aurelius'a kendi heykelinin üzerinde;

    ' sadece doğaya bak ve hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin.
    bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz yanlış tarafa döndüğümüz noktaya.
    hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz suları kirletmeden..
    deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa ne biçim bir dünyadır burası! '

    diye bir 'deliyi' haykırtarak tarkovsky, gerçekleşen her şeyin gerçekleşmesi gerektiği gibi gerçekleşmediği cevabını verir.
    gerçekleşmesi gereken, ancak gerekenlikliliğinden sıtkını sıyırdığında gerçekleşen her şey gerçekleşmesi gerektiği gibi gerçekleşmiş olurdu. lâkin öyle olmadı.