o


  1. sesli harf. türkçe'de uzatınca şaşırma ünlemi oluyor.
  2. alfabemizin 18. harfidir.
  3. 3 kere, sonraki bir üst notadan söylendiğinde uyan da balığa çıkalım
    uzun uzun aynı notada söylendiğinde şaşkınlık ve aferin iyi iş lan anlamına gelir.
    söylerken dudak bir tam daire şeklini aldığı için simgesel olarak da bir tam daire ile ifade edilir.
    evliliğin simgesi yüzüğün karşıdan görünüşüdür. ne gariptir ki yanyana 2 adeti sonsuzluk işareti, üstte küçük altta büyük iki adedi kardan adamdır.
  4. dilde 'o'nun hariciyeti, dışarıdalığı önemli bir husustur. o derken dilde kullandığımız her içerikten, her belirliliği bize 'kesin' olarak görünen içerikten öte bir şey duyumsarız.
    bu ya da şu'daki kesinlik yoktur o'da. dil ile dilden soyutlanmış düşünce arasındaki ince zar'a bir dokunmadır o'nun verdiği hissiyat.

    maurice blanchot şöyle der 'o' hakkında;

    '' o, kimliğe, aynılığa, yakalanabileceği hep aynı olan bir yere bağlı değildir. en basit bir cümlede bile o, sanki cümleden ayrı bir konumdadır, eklemlemeleri ayarlayan oyunun her boş anındadır, kabullenir gibi göründüğü özne konumundan ayrılıp, kendini sonsuza kadar çiftleştirir, ikiyle çarpar: özne konumunda olan o, cümleyi başlattığı anda başka bir 'o'nun; çözümlemelerinin ancak iş işten geçtikten sonra sonsuz bir dizi olarak görünmez bir biçimde kendini tekrarlarken bütün bağlılıklardan ayrılıp herhangi bir işlevi, rolü sahiplenemezken yakalamaya çalıştıkları başka bir 'o'nun yerine konmuş gibidir. ''

    o'nun bu durumunun belirli belirsizliğindeki belirlilik insanın kendiliğinin kaçınılmazlığından doğuyor. öte yandan belirsizliği ise -ki önemli olan bu tarafıdır- dizgesel zamanın (geçmiş-şimdi-gelecek) içerdiği şimdiliği sarsıyor. blanchot bunu nietzsche'nin aynı olanın ebedi dönüşü ile açımlar.

    dil'den öte olan o zar'a dokunmak için insanın, şimdiki zamanda yani geçmiş ve geleceğin belirlediği şimdiki zamanda kendisini tüketmesi gerektiğini söyler. aynı olanın ebedi dönüşünde nietzsche'nin demek istediğini dosdoğru şekilde şöyle açıklar blanchot;

    '' ebedi dönüş, geçmişi ve geleceği tek ve benzer zamandan kurtarmakta, düşünceyi parçalayarak ona şunu benimsetmektedir: gelecekte hiçbir şekilde ve hiç bir zamanda şimdi olamayacak olan sonsuza kadar geri dönecektir,
    geçmişte hiçbir şekilde ve hiçbir zaman bir şimdi'ye bağlı olmayan, geçmişe sonsuza değin gömülmüştür. ''

    yani bengidönüşün bu spiral döngüsünde benlik durumu asla kendi zamanını, kendi olduğu zamanını yaratamamaktadır. şimdi'sinde bile. o sebepten bu şimdi'yi dahi benlikten soyutlamak elzemdir. bu da, zamanın bahsolunan belirliliğini yaratan dil'den çıkış ile mümkündür.
    dil'in bizdeki etkisini apaçıklaştıracak olursak descartes'ın;
    ' tanrı'nın varlığının ve insan zihninin bedenden ayrı olduğunu kanıtlandığı metafizik üzerine düşünceler ' kitabındaki bir örnekle yapabiliriz bunu.
    görünürlüğü olmayan mitolojik bir varlık olan kimera 'yı insanlar düşünürken onu gördükleri, gerçeklikleri olan hayvanların uzuvlarını düşünerek tahayyül etmek zorundadırlar.
    ve bu gördükleri gerçekliğin kimera'nın reel gerçekliğiyle alakası yoktur.
    descartes bunu zihnin bedenden ayrıksılığını belirtmek için kullanmış olsa da dil durumu da tıpkı böyledir. dil başka hayvanların uzuvlarıdır.

    şimdi 'o'ya yeniden dönersek, dildeki 'o' kimera'nın gerçekliğine en yakın hayvansal uzuv tahayyülümüzdür. bu, içeriliğin sınır hattında bulunan dışarıdalık;
    içeriliğin her şeyiyle kendisinin olduğu sınıra gelmesiyle kendisini öldürebilip insanı özgür kılabilir mi? yani zar'a bütün benliğiyle dayanarak onu yırtabilir mi?

    böyle bir uzamın mümkün olmadığını söyler blanchot. zirâ 'soru' hâlâ vardır. ve bunun içerideliğin dehlizlerinde bulunan diğer şeylerden farkı yoktur. hepsi aynı alana aittir. bu yüzden zarın bu tarafından öte tarafa bir atılım gerçekleşemez. ancak ve ancak zar'ın öte tarafından zamansız bir oluş bu tarafa geçebilir.
    bu da bizi bu içerideliğin çıkımsızlığına ne merhem olur sorusuna yeniden sürükler.
    blanchot bunun çözümünü;
    içerideki 'o'nun tılsımı ile zarın öte tarafından gelen zamansız oluşların birbirileşeceği bir uzamda aramaya başlar. bu uzam yazın uzamıdır.
    dil'i öteleyerek bu sesi olmayan ses'e yazı'ya geçerek artık zarın bu tarafına ait olmayacağız. zarın kendisi olacağız.
    işte o zaman insanlığımızın organsız realitesi sürekli bize çarpacak.

    'o'nun acı veren aradalığını yok etmek ancak böyle mümkündür.
  5. üçüncü tekil şahıs.