• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
ölüler böyle sever - charles bukowski
" beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. iyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. ilgimi çekerler. küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."


çeviri: avi pardo

orijinal ismi: south of no north
  1. ilk sayfadan şu diyalogla siftah yapan kitaptır:

    -iş ister misin?
    -kimi öldüreceğim?...

    yeraltı edebiyatı son zamanlarda popüler şekilde yapılmaya çalışılsa da becerilemeyen bir tür. bukowskiyse yeraltını gerçekten yapabilen devlerdendir. okurken yazılanların yaşananlardan uzak yerlerde yazılmadığını fark etmemeniz elde değildir. başka biri yazsa yazarı hakkında olumsuz kanaatler edinilebilecek olayları bile kendi perspektifindeki anlamlılığıyla önünüze sermiş bay henry chinaski. ( bukowskinin eserlerinde kendisi için kullandığı takma isimdir ancak tüm öykülerinde yer almaz ve yer yer de kurgudur.)
    o anlattıkça kendinizi metropollerdeki ara sokaklarda, barlarda, fahişelerin ortasında bulur; ama şikayet etmeden yeni anlamlarla dönersiniz o yerlerden, olaylardan.

    !---- spoiler ----!

    & bütün imkansız işler gibiydi. yoruluyor ve mola vermek istiyordun ama yoruldukça mola vermeyi unutuyordun ve zaman ilerlemiyordu, bir dakikanın içinde sonsuzluğu yaşıyordun, ümitsiz, çaresiz, tuzakta, mola veremeyecek denli sersemlemiş ve gidecek yeri olmaksızın.

    & ve ne zaman eski mahalleye gitsem yaşadığım evin önünden geçerim, yabancılar var artık orada. o pazar günleri iyiydi ama, iyiydi o pazar günlerinin çoğu, işsiz ve iktidarsız babalarımızın balkonuna çıkıp birbirimizin ağzını burnunu kırışını şöyle bir izledikten sonra tekrar içeri girdiği, elektrik faturasını düşünerek radyoyu açmaya korkup duvarları seyrettikleri o karanlık bunalım günlerinde ışıktılar bize.

    &

    -cinsellik veya aşk ne denli iyi olursa olsun bir gün gelir her şey biter.
    -karamsar bir düşünce bu.
    -elbette. ama dediğim gibi bir gün gelir heyecan biter. ya ayrılınır ya da duygu olmaksızın devam edilir. yalnız olmak en iyisidir bence.

    & ölmeye hazır bir şekilde yatakta yatarken annem elinde dövüş sırasında giydiğim tişörtle içeri girmişti tişörtü yüzüme tutup, "bak, kan lekeleri" diye bağırmıştı.
    "afferdersin!"
    "çıkmaz kan lekesi! asla!"
    "onun kanı"
    "ne önemi var kan bu çıkmaz"

    & cinsel bir heyecanla inmiştim aşağı ve duymuyordum o heyecanı artık. demek istediğim, kadının hafif domuzumsu yanı veya çirkin bir yeri, bir defosu ( tavşan dudak, ne olursa) olsaydı hamlemi yapabilecektim. bir keresinde yarış bülteninde kendisine sunulan harikulade kısrakla çiftleşmeyi reddeden safkan bir aygırla ilgili bir öykü okumuştum. bulabildikleri en iyi kısrakları getirmişler ama aygır hepsinden uzaklaşmış. derken birinin aklına bir şey gelmiş, bu işlerden anlayan birinin. en güzel kısrağı çamurla sıvamış ve aygır hemen onunla çiftleşmiş. teori, aygırın kısrakların güzelliği karşısında aşağılık duygusuna kapıldığı, kısrağın güzelliği çamurla kirletildiğinde kendisini eşit, hatta üstün hissedip çiftleştiği şeklinde. atların beyinleri ile insanların beyinleri arasında şaşırtıcı benzerlikler olabilir.

    &

    " halk şanslı. her seyden zevk alıyorlar: dondurma külahlarından, rock konserlerinden, şarkı söylemekten, aşktan, nefretten, mastürbasyondan, sosisli sandöviçten, halk danslarından, isa'dan, patenden, ispiritizmadan, kapitalizimden, sünnetten, çizgi romanlardan, bob hope'dan, kayaktan, balık avlamaktan, cinayetten, bowlingden, tartışmaktan, herşeyden. çok şey beklemiyorlar, çok şey almıyorlar"
    "ama," dedi hemingway, " insanlar ümitlerini yitirmemek için entelektüelleşirler."
    " korktukları için entelektüelleşir insanlar, ümitlerini yitirdikleri için değil."
    " ve korkmakla ümitsiz olmak arasındaki fark..."

    & evime dönmüştüm. harikulade bir duyguydu. yüzü koyun döndüm. ordu vietnamda savaşıyordu. şarapçılar ara sokaklarda içiyorlardı. güneş tepedeydi hala. perdelerden içeri sızıyordu. pencerenin kenarından bir örümcek tırmandı. yerde eski bir gazete duruyordu. tel örgü üstünden atlayan üç kızın fotoğrafını basmışlardı. kızların bacakları güzel görünüyordu. bu ev bana benziyor, ben kokuyordu. duvar kağıdı beni biliyordu. mükemmeldi. ayaklarımın, dirseklerimin, saçımın bilincindeydim. çok güzel bir şeye aşık olduğum duygusu uyandı içimde, tam bilmiyordum ne olduğunu ama varlığından emindim. sesleri dinledim. bütün sesleri. motosikletler ve arabalar geçiyordu. köpek havlamaları, konuşan ve gülen insan sesleri.
    sonra uyudum. penceremin önündeki ağaç içeri bakıyor, beni izliyordu. güneş işlevini sürdürdü, örümcek tırmandı. ( bu paragrafla sonlanıyor kitap. varoluşu yoğun hissettiren bu paragrafla... şimdide anlamlı ancak.)

    !---- spoiler ----!