1. kendine bir amaç bulamamış, varoluşsal olarak hayatın tam olarak neresinde olduğunu kestirememiş insanların ağzından kolayca dökülen iki kelime.

    daha önce tatmadığın bir şeyi arzulamayı başarmak için baya yol kat etmiş olmak lazım ki o kadar yol giden adamın da herhalde ağzından çıkacak sözler bunlar olamaz çünkü yola devam eden adam tam tersini arzulamaz. değil mi? öyle. içsel tutarlılık şart.

    diyelim ki bu içi boş söylemin içeriği doldurulmaya çalışılıyor. hiçlik sarkastik bir biçimde septiğimizin elinde kalan son tutunacak dal oluyor. ne yapacağız? dinleyeceğiz. onunla beraber o uçurumun kenarına kadar yürüyeceğiz ki yalnızlığı iliklerine kadar hisseden bir adamın yanında olmak, sadece fiziken değil varlığın ve aklınla, o adam için asıl amaçtır. kendini değerli hisseden adam ölümü arzulamaz. gidilen her yolun bir geri dönüşü de vardır. uzun olur, kısa olur; zor olur, kolay olur, farketmez. ciddiye alın, el uzatın.
  2. arzuyu biraz iştaha benzetiyorum. öğrenilmiş bir şey.
    günlük kullanımda evet yanlış kullanıyoruz ama bilimsel olarak tadını kokusunu bilmediğin yani tatmadığın bir şeye karşı iştah duyamazsın.
    mesela sushi hiç tatmadın diyelim ama ona iştahlandığını düşünüyorsun ya, o aslında bilinçüstünde olmasa -farkında olmasan dahi onu bir şeye benzettiğinden... *

    neyse; arzu da iştah gibi. bence bilmediği şeyi arzulayamaz insan sadece dileyebilir. ölümü kim tam olarak biliyor ki arzulasın...

    olsa, meraktır, dilektir.