1. bu uğurda yapılan her şey özgüven eksikliği'ni engellemede kısır bir döngü gibi. özellikle rekabetin sonucundaki eziklikten doğan özgüven eksikliğini engelleme yolları "fiziki görünümü geliştirmek için spor yap, daha akıllı olmak için kültürlen, insanlar tarafından sevilmek istiyorsan iyi davran" gibi bir özelliğini geliştirmeye yönelik şeyler olmamalı. çünkü bu şeyler ancak senden daha güzel-yakışıklı, daha kültürlü, ve ne yaparsan yap seni sevmeyen bir popülasyona girene kadar iş yapar. yani semptomatik tedavi gibi. aynı şekilde özgüven eksikliğinin kaynağından kaçmak da buna bir çözüm değil, çünkü o kaynaktan kafasının içinde kaçamıyor insan her zaman.

    aslında bana kalırsa bu bir paradoks gibi, özgüvenini artırma yollarına giden biri sanki bu amaçla bir şey yaparsa hedefine asla ulaşamayacak gibi geliyor. aksine bunu hiç düşünmezse dışarıdan özgüveni yüksek biri gibi görünebilir diyorum ben. bunun da iki yolu var gibi sanki:

    1) bir şeyi yapıyorsan ya da yapmıyorsan bunun sebebi ya doğrudan keyif vermesi ya da doğrudan rahatsız etmesi olmalı. yani dolaylı bir takdir ya da ayıplanma düşünülmemeli. bu tutum sonucunda belirli popülasyonda kişi sürekli ayıplanıyorsa bu durum o kişiyi rahatsız etmemeli. eğer ki popülasyonun bu tutumu kişinin doğrudan aldığı keyfi etkileyecek boyuta ulaşıyorsa buna çözüm bulmak için oradan uzaklaşılabilir, mümkün değilse de yine kendisi için davranışlarda orta yol bulunabilir.

    2) sanırım starwars'ta geçiyordu: "kaybetmekten korktuğun şeyden kurtul" diye. sevdiğimiz kişileri ve eşyaları kaybetme korkusu onlardan aldığımız doğrudan keyfin ötesine geçiyor çoğu zaman. o yüzden davranışlarımızdaki özgürlüğü ve samimiyeti kaybediyoruz.

    bunların sentezinden rick and morty'deki rick gibi hiçbir şeyi takmayan kaba bir sosyopat çıkabilir mi? evet eğer öyle bir insansan ve öyle bir insan olmak istersen* çıkar. ancak bizi kendimizin kötü diye tanımladığı bir davranışı yapmamaya iten şey her zaman başkalarının ne düşündüğü değil, kendi içimizdeki ilkelerimizdir.

    bu yazıyı birbirini tanımayan iki arkadaşım bana daha özgüvenli olmalısın dediği için bir iç hesaplaşma ya da yöntem olarak yazdım. ekleme-çıkarma olursa editlerim.
  2. i) başlığı açarken iki adet t koymak*
    ii) münazara yapmak.
  3. diğer insanların ne diyeceğini bir kenara bırakın. siz çok önemlisiniz bunu kafanıza sokun. siz kendinize düşüncelerinize saygı duymazsanız kimse duymaz. ukala olun demiyorum insanları siktir edin de demiyorum. kendinizin değerli olduğunuzu kendinize kabul ettirin yeter.
  4. içten gelen ve gerekli bir şey de olabilir öz güven.

    bir şeyleri başardıkça kişiye güven gelir ve yeni yeni şeyler başarmaya çalışır. yani başarı güven getirir, güven de yeni başarılar. bu dıştan gelen yani somut şeylerle elde edilen öz güven.

    soyut şeylerle yani içten gelenlerle elde edilen öz güven ise başarının hayalini kurmakla olur, ki bunu ister istemez hepimiz yapıyoruz. gündüz düşü gibi bir şey.

    ortada somut bir şey olmasa da beyin az biraz yer o hayali, gerçekten yaşanmış gibi olur diyeyim. onu da geç kafan rahatlar, ister istemez tatmin olursun. bu da sana öz güven olarak yansır elbet.

    sonuç olarak, hayal kurun kafi. :)
  5. daydream: gündüz düşü: hayal

    bir çeviri krizi gibi duruyor.

    özgüven dışarıyla etkileşime girerek geliştirilir.