• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (1.50)
pogo bir gençlik hikayesi - ayça seren ural
heyecan ve özgüvenle yaşamlarını istedikleri yere götüren iki genç kız. herkese ve her şeye meydan okuyor.

kredi kartı yok. first class'ta yolculuk da. kontrolsüz bir hayat, sınırsız müzik.

90'ların ikinci yarısı; örümcek adam, otostop, soygun, aşk, cinayet, şarap, prodigy, sex pistols, off spring: pogo...

216 s.
istanbul, 2003
  1. kitabı paramparça edeceğim şimdi; tek kelime ile tanımlayamam o yüzden 2 kelime kullanacağım; berbat ötesi.

    isme bakıyoruz; pogo. yayınevine bakıyoruz; stüdyoimge. vaadine bakıyoruz; iki punkın yaşamından bir kesit. ne kadar havalı, ne kadar marjinal değil mi? peki sonuç ne? üniversitede olup, rahat bir ailede yetişip de ergenlikten çıkamamış bir ''türk'' kezbanı. ismi kezban olan arkadaşım da var, çok da severim kızı ama bu da yeni neslin ürettiği müthiş bir tanımlama şimdi, inkar edemem. yerine ne kullanırsan kullan olmuyor. satır aralarında eroin kötüdür mesajı, lan sen punk değil misin? neyin kaygısı bu ablacım? hangi punk s.kler bunu. yok sxe (straight edge) ise ana karakterin, o zaman da ona göre yazarsın kitabı. hiçbir tutarlılığı yok karakterlerin ve kitabın, punk ile de alakası yok. iki tane kaşarın(seviştikleri için değil, başkalarına zarar verdikleri için kullanıyorum bu hakareti) kezbanlıklarından ibaret kitap, ama asıl sıkıcı olan çok hazırlıksız bir kitap oluşu. bir kere punk üzerine kitap yazarken offs'i'piring yazmak nedir lan? daha sözde hayranı olduğun grubun adını yazamıyorsun. dikkat, foruma yazmıyorsun, kitap yazıyorsun, kitap! kitapta en sık kullanılan kelime allah' tan ve neyse ki olabilir. sanırım yazarımıza geri dönüp tekrar yazmak zor geldiğinden olası kurgu hatalarını bu iki kelimeyle bertaraf etmeyi seçmiş; kaçacak yerimiz kalmayınca camdan atladık, allah' tan altımızda kum varmış, arabaya bindik, neyse ki anahtarlar üzerindeydi... gibi mesela. hadi bunu yok saydım diyelim, yahu ana karakterin sürekli ''buna şaşırmadı beni yeteri kadar tanıyordu'', ''bu yaptığım onları şaşırtmadı hep çılgın biri olmuştum çünkü'', ''benden bunu bekliyordu sonuçta çılgın biriydim''... demesini ne yapayım? tamam anladık, çok çılgınsın ama madem bu kadar güveniyorsun karakterin çılgınlığına o zaman bırak da biz de görelim onun ne olup ne olmadığını.
    kitap, yazarın hayatından kesitleri içeriyor mu bilmiyorum ama dilerim ki böyle bir iddiası yoktur kendisinin. gözümde iyice düşecektir o zaman ama eğer punksa bunu dert etmeyecektir :) ben hayatımda önemsiz birini hiç tanımadım. kimle tanıştıysam çok önemli biri olarak anlattı her zaman kendisini, tanıdığım her erkeğin müthiş bir aşk hikayesi, harika bir kız arkadaşı illa ki olmuş. tabii bir de süper güçlü arkadaşları... bu çok enteresan mesela, bir ortamda -hele ki kız da varsa- biri bir şey derse bir başka erkek hemen görür ve arttırır teklifi. teklif çok yükselirse bu kez devreye hayali arkadaşlar girer;
    -geçen yarım şişe votka içtim yarım saatte.
    +ben de yapmıştım onu ya 2 sene önce
    %bizim bir arkadaş var 10 dakikada bir ufak içiyor, sonra da kalkıp yürüyerek gidiyor ya adam

    işte tam da bu kafada yazarımız ya da karakterimiz. biz çok çılgınız, bir süperiz vs. vs. 2 bel altı cümle kurunca üslup yeraltı edebiyatı üslubu olmaya yetiyorsa benim itirazım yok o zaman ama yine de arkadaşına ''onunla s.kişmem'' diyen kızın birkaç sayfa sonra sevgilisine köftehor demesi bana çok komik geliyor. köftehor ne lan? ayrıca amerikan filmlerinden aşırılma replikler de yine çok eğreti durmuş; ''neden danışmaya sormuyorsunuz? eminim size yardımcı olurlar.'' doktor diyor bunu yalnız :)
    hadi her şeyi geçtim ya sözde punk üzerine bir roman yazıyorsun bari fanzinden bahset, araya bir yere, karakterin ağzından çıkacak bir söze fanzin kelimesini sıkıştır ya da punk ideolojisinden bahset. kızların fahişelik yaptıklarında giydiği kıyafetlerin tasviri, günlük kıyafetlerinin tasvirinden daha başarılı mesela. yahu punk kültüründe kıyafetin önemini nasıl göz ardı edersin? kitabın punk kültürüne yaklaştığı tek bir yer var; ''hiçbir şeyi değiştirecek gücüm olmasa da benim yaşantıma saldırıda bulunacak herkese; beni değiştirmeye çalışacak herkese, haddini bildirebilirim. en azından öfkem buna yeter'' ama akabinde gelen replikler ise yine bomboş. herkesin söyleyip yazacağı klişeler.dünyada savaşlar var bla bla bla. he savaş var diye eroin vurun diyor değil mi punk? yeri gelmişken punk nedir ne değildir diye uzun uzun anlatırım ama gerek yok. nasıl olsa ilgilenmeyen bunları bile okumaz, ilgilenen kendi tanımına uymuyorsa üzerine düşünmez ve reddeder. çok eleştiremem bunu ben de böyleyimdir sonuçta, ama şöyle bir farkım olduğunu iddia edebilirim ki; ben yeteri kadar bilgi sahibi olmadığım konularda iddialaşmam ama gördüğüm insanların çoğu hele ki ortamda karşı cins de varsa sonuna kadar iddialaşır. şimdi ben ne dersem diyeyim, bu kültürle haşır neşir olmuş herkes kendi tanımını yapacak, ''en doğrusunu ben biliyorum'' diyecek dolayısıyla uzatmıyorum ve bu kitap bir punk kitabı değil diyorum. varsın yazarımız öyle olduğunu iddia etsin. ama ne punk bu kitaptaki gibi bir şeydir ne de pogo. bir efsaneyle bitirelim bunu ve biraz da övmeye başlayalım kitabı; bir punk grubunun esas oğlanı ile gazeteci yolda yürüyerek söyleşi yapıyorlarmış. gazeteci ''punk tam olarak nedir?'' demiş. adamımız çöp tenekesine tekme atmış ve ''punk budur'' demiş. gazetecimiz de tenekeye bir tekme atmış ve ''budur yani öyle mi?'' demiş. esas oğlan cevap vermiş; ''hayır, o modayı takip etmektir.''
    punk müthiş bir alt kültürdür. ve pek çok al kültürün de oluşmasını sağlamıştır. yozlaşabilir, değişebilir ama tıpkı rock gibi gözardı edilemeyecek bir kültürdür. soyut, somut pek çok iz bırakmıştır. bizim ülkemizde alt kültürler pek yok, hiç yok. her alt kültürümüz ithal. dolayısıyla da daha yerleşemeden değişip saçma sapan bir hale geliyor. rock da böyle, punk da böyle henüz gelmemiş olsa da 4 gözle gelmesini beklediğim hipster da böyle(bunların hatunları müthiş oluyor) bir tek apaçi kültürü var yerleşen çünkü o öz be öz türk icadı işte. gülüyoruz filan ama en köklü alt kültür o lan. lanet olsun böyle kültüre o ayrı.
    övgüye gelirsek, bir kadın yazarın böyle bir kitap yazması çok hoş. kitap sürükleyici. tüm o eleştirdiğim noktalara rağmen 2 seksi kızın erkeklerle ve hayatla olan ilişkilerine tanık olmak hoş. istanbul sokaklarını, izmir koylarını okumak hoş. sevişme sahneleri biraz daha detaylı anlatılmalıydı ama yine de hoş. bir dönem sahafta takılırken bir kızın sorduğu bir kitaptı bu ve oradan öğrendim ben de bu kitabın varlığını. kız da birinden duymuş muhtemelen. e benim seveceğim tarzda bir kızdı. bu kitabın okur kitlesini(kızları yani) kilolu olmadığı sürece ben severim zaten. ama gördüm ki rahat okunması, yer yer ayarı tutturamasa da kadın bir yazardan çıkma bel altı dili ve bir iki seksi sahnesi dışında hiçbir halt yok kitapta. kızların cinselliklerini özgürce yaşamaları tamam ama şu nasıl bir bakış açısıdır lan mesela; ''madem karını bu kadar çok seviyorsun ya da değer veriyorsun, ne diye elin orospusuyla fingirdeşmeye kalkarsın be adam!'' (içindeki kezbana dur diyeydin bu bir, orada anlatım bozukluğu var, ya da bağlacından sonra dolaylı tümleç eksik bu da iki) bir punkın böyle bir bakış açısı olmaz, olur da o zaman evlilik dışı ilişkiyi tamamen reddeder ama siz reddetmeyip yaşıyor, yalnız başkasının yaşamasına sırf evli diye karşı çıkıyorsunuz. yani kendi ahlaki normlarınızı başkasına dayatıyorsunuz ki bu olmaz.
    nick hornby' nin herhangi bir kitabı gerek karakterlerin derinliği, tutarlılığı, gerek yazarın doğal üslubu, gerekse de hikayelerin güzelliği bakımından paramparça eder mesela bu kitabı. gidin onu okuyun.

    şunu da eklemem gerek; şu benim gibi yaşamayan herkes salak ve mutsuzdur tribi de bir bitsin artık. bir insan evinden işe, işinden eve yaşayarak da çok mutlu olabilir. illa ki otostop çekip şehir şehir gezmesine gerek yok. önemli olan, o insana içinde bulunduğu şartlardan başka şartlarda yaşamanın da mümkün olduğunu, ve onun en iyi zannettiği şartların aslında ona öğretilen(tabii öyleyse) şeyler olduğunu anlatabilmektir. bunu yaparsın ama sonucunda adam kendi iradesiyle yine memuriyeti(mesela) seçerse kimse bir şey diyemez.