1. akp il başkan yardımcısı ozan erdem'in beyanı

    tabandan gelen savaş çığırtkanlığı ve zihniyet yansıması açısından dehşet verici bir örnek. konuşma yaptığı yer soma hani cumhurun tokatladığı, yusuf'un tekmelediği insanların yaşadığı, 301 madencimizin öldüğü ilçemiz.
  2. aynı açıklamayı 7 haziran seçimlerinden sonra da söylemişlerdi ve ülkemiz 1 kasım seçimlerine kadar resmen savaş bölgesi olmuştu. ve şimdi yine aynı tehditkar açıklamalara başladılar. işte bu şartlar altında seçime gidiyoruz bunları da unutmayalım.
  3. (bkz: kararı milletimiz verecek)
    (bkz: en doğru karar için anayasa değişikliğini milletimize sunduk)

    referandum neydi, referandum emekti. referandum demokrasiydi. siz busunuz işte. demokrasiden anlamayan, görüşe saygı duymayan, milletini tek bir tercihe zorlayan bir diktatörlükten ibaretsiniz. evet diyene adeta cennet sunulurken, hayır diyen için bütün kötü hakaretler layık görülüyor. sonra "milletim, milletim" la bir gidin ya. inadına hayır! hep hayır!

    kendi saltanatınızı ancak ama ancak böylesi tehditlerle, kaoslarla, manipüle ile kurabilirsiniz onunla da ancak ama ancak kendi cahil kesiminizi etkilersiniz. nokta. bu ülke size demokratik yollarla asla yem olmaz. korku politikası da yalnızca kendine güvensiz ve halkının görüşlerine saygısız bir kitle tarafından gerçekleştirilebilir.

    edit: iyelik eki bozukluğu.
  4. "...81 vilayette telefonunuzun içersindeki rehberde kim varsa açın allah rızası için anlatın..."

    bakın çok enteresan, allah rızası için diyor. zannedersin mağdur.

    düşünmemiz gereken, bu adamların mağlup olduklarında bile nasıl mağdur edebiyatı yapabildikleri.

    bu adamlar bu söylem üstünlüğünü nasıl bu derece ele geçirebildiler? bacağının topal olmadığını bildiğimiz bu dilenci nasıl oluyor da bu kadar taraftar toplayabiliyor?
  5. gazete fotoğraflari üstüne

    1

    kara yara

    birinci sayfada yatıyor iki sütun üstüne
    iki çıplak yavrucuk,
    birinci sayfada iki sütun üstüne
    bir avuç kemik deri.
    delinmiş patlamış etleri.
    biri diyarbakırlı, erganili biri.
    kolları bacakları kargacık burgacık,
    kafaları kocaman,
    ağızları korkunç bir haykırışla açık,
    birinci sayfada taşla ezilmiş iki kurbağacık.
    iki kurbağacık
    kara yaralı iki yavrum benim.
    yılda kim bilir kaç bininiz
    acı suya bile doymadan gelip gidiyor...
    ve müsteşar bey :
    (kara yaraya tutulası)
    "endişeye mahal yok," diyor.
    3 ağustos 1959

    2

    emniyet müdürü

    güneş bir yara gibi açılmış gökte
    akıyor kanı.
    uçak alanı.
    karşılayıcılar, eller göbekte :
    coplar, cipler,
    hapishane duvarları, karakollar
    ve darağaçlarında sallanan ipler
    ve siviller göze görünmez
    ve bir çocuk işkenceye dayanamadı
    attı kendini emniyet'te üçüncü kattan.
    ve işte emniyet müdürü bey
    uçaktan iniyorlar
    amerika'dan dönüyorlar
    mesleki tetkikattan.

    incelediler uyku uyutmamak usullerini
    ve memnun kaldılar pek
    hayalara bağlanan elektrottan
    ve bizdeki tabutlukların üstüne bir de konferans vererek
    açıkladılar faydalarını
    koltuk altlarına kaynar yumurta koymanın,
    boyun derisini kibritle ince ince yakıp soymanın.

    emniyet müdürü bey uçaktan iniyorlar
    amerika'dan dönüyorlar
    ve coplar cipler
    ve darağaçlarında sallanan ipler
    üstat döndü diye seviniyorlar.
    1959

    3

    adnan bey

    türküler söylendikçe türk diliyle
    seni seviyorum gülüm, dendikçe türk diliyle
    türk diliyle gülünüp
    türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, adnan bey,
    ben anılacağım,
    anılacak türk diliyle size sövüşüm.
    tarlalarımıza girmiş değil sizin gibisi yaban domuzunun.
    şehrimiz görmüş değil yangının sizden kanlısını.
    bir adınız var, adnan bey, adımıza benzeyen.
    dilimiz kuruyor dilimizi konuştuğunuz için.
    bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz.
    yüz türkiye olsa
    elinizden de gelse
    yüzünü de zincire vurur
    yüz kere satarsınız.
    milletimin en talihsiz gecesi
    ana rahmine düştüğünüz gecedir.

    1959

    4

    ahmet emin yalman

    selanikli osman efendi
    keskin muhasebecilerdendi
    ama o da yanıldı ömründe bir kere
    yanlış bir tohum atıp rahm-i madere.
    bu tohum dünyaya çıkıp insan biçimini aldıysa da,
    boyu bir karış kaldıysa da,
    öyle haltlar yedi, öyle işler karıştırdı ki
    sövdüler kabrinde bile babası osman efendiye.
    osman efendi, ahmet emin adını takmıştı tohumuna,
    ahmet emin, yalman'lığı kattı buna
    ve ahmet emin yalman
    önce alaman oldu sonra amerikan.
    ona göre her devirde, her zaman
    satılacak bir gazeteydi "vatan"
    ve hazret sattı vatanı.
    hapse atacaklarmış ahmet emin yalman'ı
    amerikana yaranmakta ki rekabet yüzünden.
    hapisteki hırsızlara acıyorum ben,
    ahlâkları bozulacak
    emin beyle aynı damda yaşayarak...

    1959

    5

    refik koraltan

    «tekstilde umutsuz durum.
    bir işsiz kezzap içti.
    bir milyon çocuk okuldan mahrum.
    kara yara mardin'e geçti.
    grev yapan işçiler yakalandı.
    köylü, çiftliklerinin ekinini yakıyor...»
    bir gazete sayfasında
    başlıkların arasından bakıyor başkan
    başkan refik bey,
    bel bel bakıyor.
    büyük millet meclisi'nin sahibi
    gösteriyor suratını milletime
    bilmem neyini gösteren bir deli gibi.

    biliyoruz,
    odur küçük dağları
    ve dağların doğurduğu fareleri yaratan
    ve debreli hasan gibi martini atan.

    biliyoruz,
    tutmuş elinden amerikan :
    yürü ya refik kulum, demiş
    ve refik bey yürümüş,
    göbeği kendinden bir karış önde,
    diz kapaklarına kadar kana batarak,
    millî şerefimizin kemikleri üstünde.
    biliyoruz, biliyoruz,
    bu vatanın anasını ağlatan
    bir ismet, bir adnan, bir de koraltan.

    1959

    6

    korku

    korkuyor adnan menderes
    ölülerden korkuyor.
    kore dağlarından geliyor kimi
    apaçık gözleri dumanlı
    kaytan bıyıkları kanlı
    yaşları yirmi.

    korkuyor adnan menderes
    ölülerden korkuyor
    hele çocuk ölülerinden.
    karınları davul gibi, boyunları çöpten ince,
    kırıyorlar adnan bey'in mutfak camlarını
    her gece mezarlarından çıkınca...

    korkuyor adnan menderes
    dirilerden korkuyor
    hele çarıklılardan
    hele kasketlilerden.
    kasketliler hayını bağışlamayı bilmez.

    korkuyor adnan menderes
    kocaman yanakları
    sarkıyor yağlı, sarı.
    korkuyor adnan menderes
    üç saata indi uykusu.
    korkuyor adnan menderes
    hiçbir korkuya benzemez
    halkını satanın korkusu.
    1959

    (bkz: başkanlık sistemi amerikan emperyalizminin bize tavsiyesi)

    (bkz: tayyip bey'in başkanlığını destekleriz)

    (bkz: okyanus ötesinden destek verenleri kutluyorum)

    (bkz: 22 aralık 2016 işid'in 2 türk askerini yakması)

    (bkz: hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu)
  6. çok net bir beyandır eğer referandum hayır ile sonuçlanırsa cumhurbaşkanı kenara çekilecek başbakana al bakanlarını yönet ülkeni diyecek.başbakan da bomboş bir kasap olduğu için (binali yıldırıma bakınca aklıma hep mahalle kasabı geliyor göbeği bıyığı falan) ülkenin içine edecek.sonra ne mi olacak... yakın zamanda sinan oğan kamplarda suriyeli mültecilerin silahlandırıldığını,silah eğitimi verildiğini söylemişti aynı zamanda esnafa da böyle bir şey yapılıyormuş.yani sonuç olarak bir yerlerde bombalar patlarken bir yerlerde çatışmalar çıkacak sonra bu hükümet yine televizyona çıkacak ve "biz demiştik, halk hayır dedi anayasa yetmiyor.durduramıyoruz.iç savaşa engel olamıyorsak bunun sebebi halkın seçimidir." diyecek.yani bence böyle olacak.

    bunun olmasını düşünüce hayır oyunun çıkacağına daha çok inanıyorum.ülkeyi suriye'ye çevirmek isteyen rusya olsun abd olsun bütün ülkeler güçlerini ortaya koyup oylamadan hayır sonucunu çıkartabilir,onlar için zor olmaz.sonra ver elini iç savaş.

    not : hayır.
  7. #hayır olsun, adamın istifası istenmiş, (halla halla) evet'in de hayır'ın da başımızın üstünde yeri var denmiş (uuu) teşkilattan sorumlu zat tarafından, sanırım norveç'te yaşıyor kendisi.
  8. ebeleri dedeleri savaştan kaçan, milli mücadeleyi baltalayan hainlerin torunları bugün kalkıp savaş çığırtganlığı yapabiliyor. neden mi? onlar hiçbir şey görmediler, hiçbir acı çekmediler çünkü savaşta... onlar için savaş edebiyatı yapmak, orda kan dökmekten çok daha kolay... bu yüzden bu savaş çığırtganlıkları her seferinde. bir savaş çıksa mağaralarında saklanacak, yurt dışına kaçacak veya ingiliz teali cemiyetlerine üye olup vatansever hareketin aleyhtarlığını yapacak olan kişiler çıkmış bugün savaş, iç savaş laflarıyla milleti korkutuyor! madem öyle bir de savaşı bizzat yaşamış, o savaşı evladına anlatan bir babadan dinletelim de, kahramanlık destanı yazmak için süngü takıp birbirini biçmek isteyen andavallara belki ders olsun!

    "savaş, kahrolmak demektir oğul. açlık, susuzluk, hastalık, dizanteri, aklını oynatmak demektir. gece gündüz burnuna dolan ölüm kokusundan yıllar boyu kurtulamamak demektir."

    salih bozok
  9. bunu diyen adam mülkiyeliymiş, tuhaf, hiç mi bişey öğrenmedin.