• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.50)
Yazar james joyce
sanatçının genç bir adam olarak portresi - james joyce
james joyce’un yarı otobiyografik bu romanı, genç stephen dedalus’un bir sanatçı olabilme arzusuyla, hayal gücünü boğan ve yaratıcılığını sindiren kiliseye, okula ve topluma başkaldırışını anlatıyor.

joyce’un irlanda’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarından esinlenerek kaleme aldığı bu anlatı, sanatçının bağımsızlığını ilan etmesi için ailevi, kültürel ve milli değerlerini sorgulamasını ele alıyor. 19. yüzyıl sonunda dublin’de dünyaya gelen stephen dedalus’un bilinci, irlanda’nın tarihî ve siyasi hareketleriyle, katolik kilisesi’nin kültürü ve değerleriyle yoğrulmuştur. roman boyunca entelektüel, cinsel ve manevi gelişimini adım adım izlediğimiz stephen, aldığı dinî eğitim ve ilkgençlik yılları boyunca kendisini öğretmenlerinden, ailesinden ve çevresinden ayrı tutanın ne olduğunu fark edeceği bir uyanış anına doğru ilerlemektedir.

sanatçı’nın bir genç adam olarak portresi, dublinliler’in sosyal gerçekçiliğini ulysses’in sembolizmine bağlayan bir halka niteliği taşıyor.

www.iletisim.com.tr
  1. james joyce'un en onemli yapitlarindan biri.

    otobiyografik ozellikler de tasiyan roman tekniginin saglamligi ile dikkat ceker. her ne kadar klasik kaliplara yakin dursa da joyce'un teknik denemelere giristigi ilk yapitidir.
    ayrica bas kahramani stephen dedalus 'un okul mudurunun kapisini dirsegiyle calmasi da kitabin unutulmaz sahnelerinden biridir. zira bu irlanda'da artik geleneksellesmis bir olaydir. mudurun kapisini dirsekle calmak eylemi joyce'un okudugu okulda hala gerceklestirilen bir eylemdir.

    dünya edebiyatının da modern klasikleri arasında yer alan kitap, ulyssese ilk adım niteliği taşır.
  2. dünyada tek gerçeğin sanat olduğunu vurguladığını düşündüğüm, joyce'un ''yazdım ama bakın neden'' dediği kitap. bir insanın her şeyi deneyip en son sanata tutunmasını anlatır. gerçekten güzeldir.
  3. ' james joyce, sanatçının bir genç adam olarak portresi’nde,[7] bir sanatçıya yaşama olanağı tanımayan dublin’i anlatırken yazarın (bir anlamda kendisinin) buradan ayrılma gerekçesini temellendirir. koyu bir baskı rejimi uygulanan irlanda papaz boyunduruğunda talihsiz bir ülkedir. şair kahraman, her yanda bu baskıyı hisseder ve sonunda sürgünlüğü seçer: “irlanda nedir, biliyor musun? diye sordu stephan soğuk bir sertlikle, irlanda kendi yavrularını yiyen o kocamış dişi domuzdur.” (s. 191) her yerde özgür düşünceye baskı vardır: “balkonun kenarında tek başınaydı, bezgin gözlerle localarda oturan dublin kültürüne, cafcaflı sahne giyimlerine ve fazla süslü sahne lambalarıyla çevrelenmiş insan kuklalarına bakıyordu. arkasında oturan iriyarı polis memuru hemen rol yapmaya başlayacak gibiydi. oraya buraya dağılmış öğrenci arkadaşlarının yuhlamaları, ıslıkları, alaycı bağırtıları salonda kaba esintilerle dolaşıyordu. ‘irlanda’ya iftira’, ‘alman malı bu oyun!’, ‘dine küfür!’, hiçbir zaman imanımızı satmadık!’ hiçbir irlanda kadını böyle şey yapmadı!” sonunda kararını verir: “ister evim, ister yurdum, ister kilisem olsun, inanmadığım şeye hizmet etmeyeceğim; ve kendimi olabildiği kadar özgürce ve olabildiği kadar bütünlükle dile getireceğim bir hayat ya da sanat tarzı bulmaya çalışacağım, kendimi savunmak için de kullanmasını bildiğim silâhları kullanacağım, sessizlik, sürgün ve kurnazlık.” (s. 233) sürgünlük artık seçeneksiz bir tercihtir: “hoş geldin, ey hayat! milyonuncu keredir yola çıkıyorum yaşantının gerçekliğiyle karşılaşmak ve ruhumun nalbantında ırkımın yaratılmamış vicdanını dövmek için.” (s. 239)