1. şuraya bir umutla ve bir heyecanla bir şeyler yazdım. gösteriş budalası olmaktan tutun öğretmenlik mesleğinin etiğinden bi haber olmakla suçlanıyorum. öğretmenliğin ne demek olduğunu iyi niyetle atılmış bir adımı showmenlikle suçlayan insanlardan öğrenecek halim yok. meslek etiğinden bahsetmeyin bile. etikten haberiniz olsaydı "ne gerek var devlet veriyor" mantığıyla yaklaşırken vicdanınız sızlardı.

    mesleğin birinci şartıdır sevgili arkadaşlar, vicdan sahibi olmak. yazıyı yazarken genel ifadeler kullanmaya dikkat ettim. biri çıkıp bona dea'nın yaptığı gibi neye ihtiyaçları var diye sorsaydı, ona da söylediğim gibi sadece kırtasiye malzemesi ile sınırlı olmadığını söylerdim. anlamadan dinlemeden etiketlemeye bayıldığınızı biliyorum. kişisel bir mesele olsa umrumda olmaz zira insanlar zaten benim umrumda değil. fakat böyle hassas yaklaştığımız bir konuda itham edilmek insanın canını sahiden sıkıyor.

    ben varınızı yoğunuzu da verin demedim. yardım etseniz de etmeseniz de, ortada böyle bir durum var bilin dedim. biri bir çorap yollasa sevgisini yollamıştır o çoraptan önce. fakat bunu size anlatmak sahiden zor.

    yazdığıma yazacağıma da pişman oldum. yazıyı kaldırıyorum. umarım mutlu olursunuz. sizin deyiminizle, show da bitmiş olsun. ama son bir şey daha söyleyeyim. bu bakışla hayatta hiç bir yere varamazsınız. bu kadar duvarın altında yine siz kalırsınız.
    sevgilerle.

    edit: buradaki yazıyı silmemin tek sebebi insanlarla uğraşamayacak kadar yorgun ve yoğun olmam. merak etmeyin ben kimseye pabuç bırakacak biri değilim. hâlâ koşturuyorum bu iş için. çıktığım yoldan da geri dönmem. bu sözlükten umudum vardı. ama anlamsız insanlarla vakit kaybetmenin anlamsız olduğunu gördüm. zaten yardım etmek isteyen arkadaşlar da bana ulaştı. onlara burdan tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.
  2. insanlığı eğitim kurtaracak ( eğitim sistemi değil) mottosuna inananlardanım. öncelikle bir öğretmen çocuğu olarak, sonra da memur ailesi olarak türkiyenin bir çok yerini dolaşarak eğitim hayatını tamamlamış biri olarak konu üzerine bir kaç kelam etmek hakkını kendimde buldum. ilk öğretimim anadoluda ve doğuda geçti. her halde türkiyenin batısında yaşayanlar oraları kolej ya da metropol okulları gibi sanıyorlar. ulaşım sorunu yok, beslenme sorunu yok. zaten her köyde kitapcılar var. çocukları servis evlerinde alıyor konforlu okullarına götürüyor. e devlet yazı tahtasını, temel kitapları da veriyor di mi? niye konuşuyoruz ki. öğretmenlere verilen öğretim ödeneklerini bilemem. annem okuldan çocukları getirirdi. bizim küçülen giysilerimizi verirdi. evdeki kitaplarımızdan verirdi. bir kitabın bir insanı kurtaracağına inanan biri olarak şunu söylüyorum.

    oraları gerçekten okumak isteyen ama imkanı olmayan çocuklarla dolu. köy bakkalında satılan kurşun kalemle, devletin verdiği kitapla, ya da valiliklerin sosyal yardım bütçesinde muhtaç ailelere çocukların eğitimi için verdiği 100 tl ile ne olacak? soruyorum ne olacak? kitap fuarları kuruldu da o aileler gidip indirimli kitap mı alacak nedir? sizce o bölgede yaşayan ve okuma yardımı alan kaç çocuk o parayı görüyor? ihtiyaclı yerler kasaba ve köy okulları. teknolojiden, ulaşımdan, konfordan ve bir çoğu bilinçli ailelerden uzak. teknolojiye, kitaba ulaşmanın daha meşakkatli olduğu yerlerden bahsediyoruz. üstelik o coğrafyada ucuz iş gücü diye tarlalarda çalıştırılan, başlık parası için minnak yaşta evlendirilen çocuklara dur diyelim diye yazıp çizeriz. neden bir şey yapmıyoruz? okuyan çocuk sorgular, muhakeme eder. böyle bir durum başına geldiğinde nereden yardım isteyeceğini bilir.
    kitap yardımı kampanyaları yapıldı. hepiniz gördünüz, okudunuz. biz özel kolejlere kitap yollamadık, kalem, silgi yollamadık. ayağında ayakkabısı olmayan ama gözleri zekayla pırıldayan, okumak isteyen ve başlarında idealist ve öğretmenlik mesleğinin hakkını vererek utanarak yardım isteyen öğretmenlerin görev yaptıkları okullara yolladık.

    "amaannn ben maaşıma bakıyorum" diyen öğretmenlerden olmadıkları için kendilerini kutluyorum. bu ülkede yaşayan her çocuk bizim geleceğimiz. yarına yatırım. cehaleti yenecek tek şey aydınlıktır. aydınlık yarınlar dileğiyle desteklediğim kampanya. 1 kitap 1 çocuk der susarım.
  3. sorsan herkesin entelektüel olduğu sözlükte carl sagan'ın " bir çocuğa kitap verirseniz, dünyayı değiştirirsiniz. bir şekilde, evreni bile… " mottosundan bu kadar uzak, hepsini geçtim yardıma muhtaca el uzatmaktan geri duran aydınlarımız da varmış.

    vay amınıza koyayım sizin ben. yarın bizim ülkeden neden mucit çıkmıyor çekip ertesi gün de ülke kurtarırsınız. siz bu gidişle daha çok ülke kurtarırsınız.

    5 liraya 20 tane kalem alınır lan..

    hepsini geçtim eğitim dediğin şey kitap - öğretmen - öğrenci üçlüsünden ziyade alıcıda merak uyandırmayla alakalıdır.

    belki bi çocuğun hayatına dokunurdunuz, neyinize lazım dünyanız sikiliverir perüperişan olur mazallah.
    kuz
  4. arkadaşlar hepinize selam. üç haftalık bir sürecin ardından sizinle bir şeyler paylaşma gereği duydum. öncelikle kitap ve kırtasiye malzemesi yollayan bona dea, petenka pokrovski ve kitapayraciolmayanadam'a sonsuz teşekkürler. desteğini esirgemeyen lohengrin, kuz ve araf'a da ayrıca teşekkür ediyorum.

    gelelim asıl meseleye. öncelikle hiçbir şey en başında tahmin ettiğim kadar zor olmadı. galiba bu en büyük şansım. aslında bu çok büyük bir ekip işiydi fakat biz işleri biraz hızlandırmak adına küçük bir ekip oluşturarak diğer ekipten bağımsız şeyler yapmaya çalıştık.

    bu süreçte ilk yaptığımız şey, ki burada en çok eleştirilen şeydi, öğretmenle irtibata geçip gerçekten neye ihtiyaçları olduğunu öğrenmek oldu. daha sonra kendimize birkaç odak noktası belirleyerek onlara yoğunlaştık. ve bugün geldiğimiz noktada hedeflediğimiz her şeyi gerçekleştirdik.

    şimdi bunları neden buraya yazıyorum biliyor musunuz? elbette teşekkür etmek istediğim insanlar vardı fakat derdim başka.

    öğretmenle konuştuğumda çok merak ettiğim için sordum, köylüler ne yapıyor bu ihtiyaçların karşısında diye. köylüler çok iyi insanlar ama kitabı veren devlet defteri de versin diyorlar hocam dedi.

    sonra yine sordum, sırf merakımdan. valilik dedim, yazı dedim, dönmediler mi dedim. yazıyoruz cevap vermeleri aylar sürüyor, benim okulumun sıralarını başka yere götürmüşler şimdi bizim öğrencilerimiz masa sıra sıkıntısı yaşıyorlar dedi.

    bunları duyunca zaten işin rengini az çok anlamış oldum. çok söylediler bize de, yardım toplamak istiyorsanız insanların bam teline dokunun, çocukların fotoğraflarını paylaşın diye.

    ne ben istedim böyle bir şeyi ne de diğer arkadaşlarım. diğer ekip ne yaptı nasıl yaptı bilmem ama bizim içimizde meslek etiği anlayışı olmayan yoktu, düşünmedik bile. kaldı ki görüştüğüm öğretmenin yardımı nasıl, nereden istediğini bile bile ona böyle bir teklif götürmeye biz zaten utanırdık, yapmadık.

    velhasıl kelam küçük bir grupla çok kısa sürede önümüze çıkan engellerle durup uğraşmadan birilerine umut olmaya çalıştık. ne kadar faydamız dokunur bilmiyorum ama o öğretmene her "hocam bi kargonuz daha var." dediğimde verdiği tepkiyi görmeye değerdi. çocukları düşünemiyorum bile. yüzlerindeki gülümseme hiç eksilmese keşke, hep kalsa.

    son olarak emeği geçen geçmeyen herkese çok teşekkür ederim. fakat muzeyyen bu derin bir tutku aramızda olsaydı hiç şüphem yok bu yazıyı da okur, favlardı. başlıktaki diğer yazılara yaptığı gibi. keşke. keşke olsaydı.

    herkese sevgilerle.