1. öncelikle insanları ruhlarına özen göstermeye çağırır. insanın bir beden ve ruhtan meydana geldiğini düşünür. insanı var edenin asıl olanın ve ölümsüz olanın ruhu olamsına rağmen bedensel ihtiyaçlarına göre yaşanmasına karşı çıkar. haz, maddi zenginlik ya da şan şöhret peşinde koşmayı boş bulur. bununla birlikte sokrates insanın ruhunu akıl ve bilgelikle özdeşleştirir. yani ruhun özü akıldır der. çünkü insanın diğer canlılardan üstün olduğu en önemli nokta akıldır ve bu doğrultuda geliştirilecek erdemin akıldan yola çıkılarak oluşması gerektiğine inanır. "sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değer olmayan bir hayattır" der.

    platon'un philebos isimli kitabında sokrates philebos'la hayatın amacını ve mutluluğu tartışır. burada philebos haz duygusundan dem vurur, haz aldığım sürece mutlu olurum der. sokrates ise bilgeliği önplana çıkarır. özetle haz duygusunun duruma göre değişeceğini ve asıl hazzın bir acıdan sonra meydana gelebileceğini, dolayısıyla hiç acı yaşamadan haz duygusunun eksik kalacağını ifade etmiş, bilgelikte böyle bir durumun olmadığını söylemiştir. mutlu olmak için erdemli olmanın yeteceğini ifade eder ve "erdem bilgidir" diye ekleyerek mutluluğun bilgelikten geçtiğini savunur. erdem olan bilgi insanı iyi kılmalı iyi bir hayat sürmesini sağlamalıdır yani her bilgi erdemdir demez aynı zamanda. bilgi, neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmektir der.
    abi
  2. atina'da yaşanan ahlaki zayıflığa dayalı bir bireysellik anlayışı baş gösterdiğinde sokrates atina'yı bu durumdan kurtarmak istedi.
    ama kendisi de biliyordu ki bu kurtuluşu çok tanrılı dine geri dönerek gerçekleştiremezdi.
    asla vazgeçmeyeceği, özgün bir inanışı vardı: tek tanrı.
    ancak bununla birlikte sokrates sonsuza dek sürecek bir ahlak yasası istiyordu.
    şunu fark etti, belirsiz bir teolojik inancın üstüne sonsuza dek sürecek bir ahlak yasası kurulamazdı.

    "akıllıca yönetilen bir toplumda, her insanın çıkarı ilkelere ve toplumsal davranışa bağlı olur. barışı, düzeni ve iyi niyeti sağlamak için, nesnelerin ve olayların iç yüzünü kavramak yeterdi."

    dolayısıyla insanın çıkarlarını toplumun üstünde tutmasının tek sebebi "yönetmeden buyuran" hükümetlerdir diyerek toplumsal iyiliği devlet yönetimine dayandıran bir anlayışla olaya bakıyor.

    (bkz: felsefenin öyküsü - w. durant)