• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.47)
the shining - stanley kubrick
jack torrance (jack nicholson) colorado dağlarındaki overlook otelinde kış bakıcısı olmayı kabul eder.otel kışın kapalı olduğundan jack ve ailesi uzun bir süre boyunca mekanda yanlız kalacaklardır.medyum yetenekleri olan torrance'ların küçük oğlu danny (danny lloyd), otelde bazı kötü ruhların olduğunu hissetmeye başlar.jack, yıllar önce karısı ve iki kızını öldüren otelin eski kış bakıcısı bay grady philip stone'nin hayaletiyle tanıştığında işler iyice değişmeye başlar.danny, babasının bu ruhlar tarafından kontrol edildiğini ve babasının giderek çıldırdığını görmektedir.
  1. ilk yoruma kesinlikle katılıyorum. atmosferi olsun oyunculukları olsun insanı içine alan gerim gerim geren bir filmdir.
  2. oyuncularin muthis performansinin yani sira, dikkat ceken bir diger sinematik oge ise yonetmene has cekim teknigi. kubrik , hareketli oyuncuyu sahnenin ortasina koymak suretiyle tum plani olabildigince tabii bir sekilde seyirciye yansitiyor. bu, bende filmin bircok sahnesini tablo olarak odamda bulundurma istegi uyandiriyor.
  3. "all work and no play makes jack a dull boy" cümlesi ile insanın makus talihine işaret edilmiş enfes yapım.
  4. şimdiye kadar izlediğim en güzel film
  5. kullanıcı adıma ilham olmuş, gerilimi iliklerime kadar hissettiren kubrick'in eskimeyecek filmi. çocuk çıkar, arkadan çalan fon müziği seni germiştir ve sen meraktan kapatamazsın, çılgınlar gibi izlemeye devam edersin.

    yeni dönem gerilim filmlerinin babası olabilecek kadar iyidir,kesinlikle izleyin.
  6. imdb 10/10 listemden, 1980 yapımı bir stanley kubrick filmi. film’in imdb puanı 8,4 gerçi konu kubrick olunca puandı ödüldü bir anlam ifade etmiyor. film’e benim verdiğim puanın bir çok sebebi var, ancak temel sebep, fotoğraftan gelen kubrick ve takıntılı kusursuzluk arayışına olan hayranlık.

    oyuncu kadrosuna bakınca cannes’dan baftaya ortalığı dağıtmış bir shelley duvall ve one flew over the cuckoo's nest performansının üzerine the shining eklenince acaba herif gerçekten deli mi diye düşündüren jack nicholson’ı görüyoruz. şuraya da bir dip not koyalım; bu oyunculuk ne menem iştir diye düşünen varsa iyi oyunculuğu ayırt edebilmeleri için önce one flew over the cuckoo's nest’i sonra da oktay kaynarcanın guguk kuşu oyunundaki performansını izlemelerini öneririm iki mcmurphy arasında ki fark iyi oyunculuk oluyor. filmde ‘’parıldama’’ yeteneği olan ufaklık ise dan lloyd. ilginçtir hayatı boyunca shinig duşunda hiçbir filmde rol almamış.

    film’in senaryosu stephen king’in romanından uyarlanmış, gerçi stephen king filmi hiç beğenmemiş ve kendi versiyonunu çekmiş. o filmi de izleme hatasında bulundum, izlemeyin efendim. film’in konusu ise mümkün olduğunca spoilersız olarak şu şekilde; amatör yazarımız jack roman yazmak için sakin bir ortama ihtiyaç duyuyor, bunun üzerine birkaç görüşme sonrası colorado dağında overlook otelinin kış bekçliğini üstleniyor. karısı wendy ve oğlu danny ile birlikte dağ başındaki bu otele yerleşiyorlar. her şey iyi giderken başlayan kar fırtınasıyla işler değişiyor. fırtına oteli dış dünyadan tamamen koparıyor ve ufaklık danny telepatik güçleriye ki buna filmde ‘’parıldama’’ deniyor, otelde bir şeylerin ters gittiğini, babasının da delirmekte olduğunu fark ediyor. alkol problemi de olan jack otelinde üzerinde ki etkisiyle oğlunu ve karısını öldürmeye bile teşebbüs ediyor.

    !---- spoiler ----!

    internetteki değerlendirmelere göre filmle ilgili iki görüş var,
    birincisi otelde yıllar içinde yaşanan cinayetler sonucu ruhu hapsolmuş hayaletler güç kazanmak için telepatik güçlere yani "parıldama" yeteneğine sahip birinin otelde ölmesini istiyor, ufaklık danny’de bu yeteneğe fazlasıyla sahip
    ikinci görüş ise, filmde yer alan hayalet hikâyelerinin, aslında kişilerinin iç dünyalarını ifade ediyor oluşu.

    !---- spoiler ----!

    filmhafızasın'da filmle ilgili çok detaylı bilgiler var. film’in kökleri bergman’ın tystnaden ve vargtimmen filmleri, the amityville horror, rosemary”s baby, the haunting hatta the exorcist’e kadar uzanıyor. ancak bence film üzerinde korku denildiğinde akla gelen hitchcock ve psycho film’inin etkisi olduğunu da düşünmek mümkün.

    gelelim kubrick ve takıntılarına. filmi sinematografik açıdan uzun uzun değerlendirecek birikime sahip olmamakla birlikte bu kusursuzluk arayışını birkaç örnekle açıklamam mümkün olur herhalde. birincisi one-point perspective tekniğinin geniş açı lenslerle kocaman mekanlarda kullanımı. bir diğeri ise film’in her yerine hakim olan simetri, asansör sahnesi ve ikizlerin olduğu sahne buna örnek gösterilebilir. bunların dışında meşhur kapı kırma sahnesinin 127 kez tekrarlanmış olması, asansörden kan boşalma sahnesinin 1 senede çekilebilmesi, çekimler sırasında shelley duvall’in sinir krizleri geçirmesi ve 15 sene kadar sete uğrayamaz hale gelmesi ve son olarak otel koridorları ve labirent sahneleri için kubrick’in steadicam’i icat etmesi kubrick’in kusursuzluk takıntısının sonuçlarından bir kaçı.

    işin içinde kubrick olunca göndermelerde olmazsa olmaz. bu filmde gönderme örnekleriyle dolu. film’in bütünün amerika’da yaşanan kızılderili katliamıyla ilgili olduğu yönünde ciddi iddialar var. film’in geçtiği overlook hotel’in ismi hiçe saymak anlamında, otelin kızılderililer için kutsal olan colorado dağının eteklerine yapılmış olması oldukça manidar. odalarda ve lobide duvarlardın kızılderili çizimleriyle dolu olması, mutfaktaki konservelerde bile kızılderili çizimlerinin olması, ikizlerin fena halde yerlileri andırıyor olması yine aynı konuyu çağrıştırıyor. ikizlerin yer aldığı sahnede asansörden akan kan seli ise tamimiyle kızılderili soykırımını temsil ediyor. kızılderili metaforunun ötesinde, filmin birçok sahnesinde gördüğümüz 42 sayısı ve alman yapımı daktilonun üzerinde yer alan kartal çizimi ise yahudi soykırımını çağrıştırıyor. diğer yandan hansel ve gratel, üç küçük domuz gibi masallara yapılan göndermelerde dikkat çekiyor. son olarak dönemin en büyük meselelerinden apollo 11’e yapılan göndermeyi de atlamamak lazım.

    özetle film sıradan bir korku filmi olmanın çok çok ötesinde, izleyin efendim..
  7. sarıkamış'ta askerlik yapmadan hemen önce izleyip, daha sonra yaptığım kış askerliği ile filmin tadına daha çok varmıştım.
    aralık ayında yağmaya başlayan kar, nisana kadar devam etmiş. beyazlar içindeki kışlada yaşadığımız her olay ve psikoloji, kendi içimizde bu filme göndermeler taşırdı.
  8. cafcaflı lafları pek sevmem ama resmen damakta güzel tat bırakan bir film bu.

    bir süredir film izlemeye elimden geldiğince zaman ayırmaya çalışıyorum. son zamanlarda hadi izleyim de listeye eklensin, kelime dağarcığıma bi kaç kelime eklensin diye bitiriyordum filmleri. bu film güzel geldi.

    korku filmi değil bence bu. ya da hiç bir filme korku filmi gözüyle bakmadığımdan olabilir bu. extrem bi sahnede "kesin ip var orda aq"culardanım.

    ama tam bir gerilim filmi. adamı gerim gerim geriyor. çünkü filmin sonu başında biraz tahmin edilebildiğinden, ki filmin çok başarılı afişi de spoiler veriyor, seyirci oturmuş elinden bir şey gelmeden cinneti bekliyor.

    görsel olarak film başarılı. oyunculuk gayet başarılı. sana oyum 9 kanka.
  9. stephen king filmi neden begenmedi bilmiyorum ama hikayenin anlatilis tarzinda cocuk karakterin otele gelmeden onceki ruhsal durumu anlatilmadigi icin olabilir. cunku cocugumuz hayali arkadaslarla konusmaya cok onceleri basliyor. 3 bolumluk mini dizi olarak cekilen diger versiyonunu izlemedim ama tahminim bu cocuk karakterin gelisimini daha detayli gosterilmistir diye tahmin ediyorum ve finalde otelin patlama sahnesinin olmasi gerekiyor sanirim. okuyali cok oldu kitabi, o yuzden detaylari tam hatirlamiyorum. firsat bulursan mini diziyi izleyecegim.