1. şu an ihtiyacım olan.*
  2. kaybedince çok kötü oluyor. uzun süre toparlayamıyor insan. bir şekilde hayata tutunmalı ama nereden başlamalı?
    mnb
  3. uzun zaman önce benle olan ilişkisini bitirmiş "şey".
  4. yaşama sevinci insan ilişkilerinden bağımsızdır. bunun farkına varın ve yaşama sevincini kendi içinizde arayın. hatta şöyle diyebilirim ki benim için yaşama sevincimi azaltan etkenler insanlar ve insanlarla alakalı şeylerdir.
  5. ara ara varlığını hissettiren ama şu saçma sapan ülke, saçma sapan iktidar yüzünden gittikce varlığını unutmaya başladiğim. gözlerim gördüğü,algıladığı müddetçe biten, bu zihniyet var oldukça bende eksik olandır
    soylu
  6. aklıma çetin altan 'ın limonata ve rafadan yumurta yazısını getirmiştir. nefis bir limonata tarifinde bu kadar güzel anlatılabilirdi mevzu. yaşam sevgisi bir kültürdür.


    "yaşamında hiç limonata içmemiş biri, limonatayı çok pahalı bir serinletici sanabilir. oysa çok ucuz bir serinleticidir. bir bardak suya bir çorba kaşığı toz şekeri döküp, iyice karıştırdıktan sonra, üstüne doğru dürüst sıkılıp çay süzgecinden geçirilmiş, yarım limon suyu eklersin... ve hepsini karıştırırsın.
    bardak, görkemli ve uzunca bir bardaksa, yarım yerine bir limon sıkar, bir çorba kaşığı toz şekerini de, iki çorba kaşığı yaparsın...
    bir limonata, dişleri donduracak kadar mı soğuk olmalıdır?
    hayır, bardağın çevresine hafif bir buğu yalazlanması yapacak kadar soğuk olmalıdır.
    ayrıca bardağın içine kalıp buz atılmalı mıdır?
    hayır, gerekiyorsa bir tatlı kaşığı dövülmüş buz atılmalıdır.
    yarım tekerlek bir limon dilimi, bardağın kıyısına mı takılmalıdır, yoksa içine mi konmalıdır?
    bardağın kıyısına konduğu zaman, daha dekoratif olur; dileyen, limonun kokusunu daha keskin duymak isterse, bardağın kıyısına takılmış yarım dilimi bardağın içine atabilir.
    iyi bir limonata yapmaya bu kadarı yeter mi?
    yetmez.
    çentilmiş limon kabuğuyla bir sap taze naneyi de, önce limonatanın içinde kısa bir süre tutup, sonra hepsini süzmek gerekir.
    böyle bir limonata ultra süper bir zenginlik sorunu mudur?
    hayır, sadece bir yaşam sevgisiyle, bir yaşam zevki sorunudur.
    bu, çok önemli midir?
    bir kez gelinip, bir kez geçilen dünyayı, en sade koşullar içinde dahi, ıskalamamanın göstergesi olduğu için, çok önemlidir.
    sabahları bir saat yürüdükten sonra, duş almak da öyledir.

    bir yumurtayı azıcık tuz, biber ve nohut büyüklüğünde tereyağı ile bir fincanda çırptıktan sonra, yumurta biçiminde ve yumurta büyüklüğünde, kapağı vidalı çelik bir kaba döküp, suda iki dakika kaynatmak da önemlidir.
    yiyebileceğiniz en enfes rafadan yumurta, ancak böyle pişirilebilir.
    yumurta biçiminde ve yumurta büyüklüğünde, kapağı vidalı çelik bir kabı nerede bulacağız?
    hiçbir yerde bulamazsınız. neden? çünkü o kabın üretilmesi, genel istem mekanizmasıyla ilgilidir. kimse yaşam zevkini, enfes bir rafadan yumurtaya kadar bile inceltmemişse, öyle bir kap bulunmaz. bu da ultra süper bir zenginlik sorunu değil, bir yaşam sevgisi sorunudur.

    doğru dürüst bir limonata ve tadı unutulmayacak bir rafadan yumurta... bir de sabahları bir saat yürüyüşle, bir duş...
    bunları sen yapabiliyor musun?
    hayır.
    neden?
    çünkü bunları bir tek kişi yapamaz. özenler ve incelikler, ortak bir yaşam kültüründen, kişilerin yaşamına kadar uzanmıyorsa; limonata yapmaya kalktığın zaman, önce evde limon bulamazsın. limonu almak için dışarı çıktığın zaman da, zaten limonata içme isteğin küllenmiş olur. dişini sıktın, limonu alıp geldin. kör bıçak, limonu doğru dürüst kesmez. buzdolabına su konulması unutulmuştur. yahut dolap tam o sırada söndürülmüştür. yahut limon sıkacağını komşu almıştır. zaten nane de yoktur. çay süzgeci yıkanmamıştır. görkemli uzun bardak bir gün önce kırılmıştı. ama limonata yerine, soğuk maden suyu vardır... ve yeni icatlar çıkarmak da, insanı üzmekten başka hiçbir işe yaramaz...
    bardağı hafif buğulu, kıyısına yarım limon dilimi takılmış, içinde bir tatlı kaşığı çıngıltılı buz kırığı, azıcık limon kabuğuyla, taze nane kokan, limonatayı içemezsin. yerine maden suyu içersin.

    dışarıda çırpıldıktan sonra, özel çelik kapta, tıpkı hiç kırılmamış yumurta gibi pişirilen rafadan yumurtayı ise asla yiyemezsin.
    sabah yürüyüşleri de ortakça benimsenen bir alışkanlık değildir.
    bazen yürürsün, bazen yürümezsin.
    hele, masası normal bir pingpong masasının dörtte bir büyüklüğünde olmasına karşın; raketleri özel yapıldığı için, topu ancak o küçük masa kadar fırlatan japon pingpongunu kesin oynayamazsın. çünkü ya biri raketi kırmış; ya masayı, bir başkası, ütü masası yapmıştır.

    yaşam sevgisi bir kültürdür. tıpkı çiçek sevgisi, tıpkı müzik sevgisi, tıpkı yüzme sevgisi gibi...
    bu sevgi ya vardır, ya yoktur.
    böyle bir sevgi pekişmemişse; orada insanlar, ne yaratıcı bir yaşama, ne sağlıklı bir aşka, ne keyifli bir yücelmeye fazla kulaç atamazlar...
    kafası yarım kesik bir horoz gibi, çırpınır, bunalır, önüne geleni suçlar; ne istediğini, ne aradığını, daha doğrusu ne halt edeceğini bir türlü tam kestiremez ve kendilerini de, canım yaşamı da ziyan zebil ede ede, sönüp giderler.
    yaşam sevgisi; enerjinin, yaşam zevkini kuşaklar boyu ortaklaşa yoğurmasından oluşur.
    enerji yoksa orada sadece kurnazlık vardır. kurnazlık da, yaşam sevgisiyle yaşam zevkinin en amansız celladıdır."
  7. bir aşk, bir de bunu duyduğum zaman zihnimde hiç bir şey canlanmıyor; tanım yapamıyorum. belki o da aşk kadar boş bir kavram, kim bilebilir ki.

    yaşamasına yaşayıp üstüne şevkli bir şekilde bunu sürdürmek, çok kasıntı ve zoraki bir şey olsa gerek.