1. önceleri virüs programları vardı. şimdi de, cihazlarımıza yüklediğimiz yazılımlarımız ve onların güvenli olup olmaması ile yine onların bize, yani kullanıcılara karşı güvenli olup olmaması durumu gündemimiz.
    *
    anlatmak istediğim şeyler konusunda bu başlık mantıklı mı bilmiyorum. ama dünya ticaretinin gücünü elinde bulunduranlar, parayı ve insanları yönlendirme telaşındalar diye düşünüyorum ve bunun üzerine bir şeyler söylemek gerektiği kanısındayım.
    **
    tüm dünyada ortak bir ticaret prensibi var. bu prensip "ihtiyaç" kelimesi ile temellendirilmiş. 'ihtiyaç yoksa satış da yok' deniliyor. satış yoksa ticaret, ticaret yoksa üretim ve gelişim de yok vs.

    ihtiyaç hep var mıydı yoksa tıkandığı noktada ihtiyaç oluşturuldu mu? 1. ve 2. dünya savaşlarının tam da bu duruma dayalı sebeplerden çıktığını düşünenlerin sayısı az da değil hani. 2. dünya savaşından sonra dünyada artık temel prensipler ticaretin devamlılığı üzerine kurulu hale geldi. eğer bir yerde kargaşa isteniyorsa yapılması gerekenler veya yapılanlar genelde ticaret yollarının ve çözümlerinin tıkanması ile ilgili. şu sıralar herkesin dilinde 3. dünya savaşının çıkacağı tarih var. çıktığını, çıkmak üzere olduğunu hatta kimlerin arasında olacağını dahi tahmin edenler var elbette. hatta yazılıp çiziliyor ve makalelere konu oluyor. ama asıl konu bence bu değil. yukarıda da dediğim, 'ticaret yolları' veya 'ihtiyaç doğurma/yaratma' durumu daha çok ilgilenilmesi gereken bir şey.

    örnek vermek gerekirse, sevgilinizle ilişkiniz flört aşamasıyla oturmaya başlar, karşılıklı fikirsel, duygusal veya fiziksel ihtiyaçların karşılanması ile gelişir ve ilerler. ancak bir süre sonra bu ihtiyaçların aynı şekilde olması ve diğer insanların ilişkilerinde yaşadığı şeylerin ufkunuzda bir sanal genişleme yapması, tekdüze bir durum yaratacaktır. bu tekdüze durum ilişkinizi çıkmaza sokacak belkide. sonrasında ise bu iki kişi arasındaki, karşılıklı esaslara veya alıp vermelere dayalı yol, silinmeye ve değersizleşmeye başlayacaktır. bu kaçınılmazdır. bu yol, her ne kadar duygusal bir yapı için kurulmuş olsa bile nereden bakarsanız bakın metaryalist prensiplerle ilerler. bu prensiplerin tamamına yakını almaya ve vermeye dayalıdır. bu alışveriş tek taraflı eksilirse; verenin karşılığını alamadığı bir durum yaratacak olup, empati ve sağ duyu ile bir süreliğine devam edecektir. ancak, alanın karşılığını ilk fırsatta vermemesi ile kötü bir referans ile işaretlenecektir. ticari bankalar bu tarz durumlara 'kara liste' demektedir. alanın, karşılığını vermediği durumlar ise; ilişkilerde 'bencillik', iş hayatında 'sömürü! olarak karşımıza çıkar.

    profesyonel firmalar için söylemek gerekirse; 21. yy ticaret dünyasına baktığımda gördüğüm şey, 5 yıl sonra kullanıma sunulacak bir ürünün, gerekli kazancı sağlaması, kabul görmesi ve dahası sahiplenilerek daha az reklam ve çaba ile başarılı bir projeye dönüştürülmesi için bugünden başlayan bir çaba var. ben bu çabaya; 'profesyonel etki' veya 'etkin çaba' diyorum.
    bu durum, sabır, yönlendirme, güç, müdahale ve illaki iç çatışmaların yönetilmesine kadar giden nüanslar gerektirir. bu düşünceler sizlere iddialı mı gelir bilemem ama bence çoktan hayatımızın ortasına oturmuş bir sistem.

    ticaret çok muazzam bir şey. reklamıyla, ar-ge'siyle, gelişimi desteklemesiyle ve sayısız bir çok etkisiyle belki de beynimizin ortasındaki en aktif noktayı meşgul eden bir terim. bazı dünya ticaretine yön verenlerin veya ticaret hırsı yüksek insanların, ticaret ile ilgili fantazileri, normal insanların seks düşünme sıklığıyla yarışır.
    ticaret, bana göre insanların duygusal tatminsizliğinden tutunda, hayır diyemeyeceği çok fazla ruhsal meseleleri kullanabilecek bir profesyonellik gerektirir. savaştasınız, karşıdaki düşman birlikleri ile sizin askerleriniz çarpışıyor. düşman askerleri sizin askerlerinizi kılıçtan geçire geçire bitirmek üzere. sizin o an vereceğiniz bir karar bu durumu tersine çevirecek. o karar ise, sahada savaşan süvarilerinizle birlikte olan düşman askeri üzerine okçuların hedef almasıdır. bu durum savaşın seyrini değiştirse de, adamlarınızın da ölmesine neden olacağı için etik değil ama krallar konseyi olsa eminim onların literatüründe profesyonel bir karar olarak kabul görecektir. (sanırım böyle bir durum cesur yürek filminde ve game of thrones dizisinde de işlenmişti. ve bu kararı alanlar da hep kötü adamlardı. ne diyeyim, ticarette bize olan da buna benziyor.)

    10 yıl sonra piyasaya çıkarmayı düşündüğünüz bir ürün için altyapı çalışmalarınız boşa gitsin istemezsiniz. dahası o altyapı çalışmaları kendi içinde grift bir yapıda olmalı ki kendini işleyişiyle birlikte korusun. yani, altyapı çalışmaları dediğiniz şey aslında sadece o ürünün piyasaya çıkması için kurulan bir planın veya hayalin ar-ge' si değildir. kendi kendini doğruan bir sistem olarak işlemesi gerekir. aslında lafı uzatmaya da gerek yok hani; bu alt yapı çalışmaları, artık insanları bazı şeylere alıştırmak için yapılan istatistiki verilerden çıkıp, o ürüne ihtiyacı olan bir bölge oluşturma çalışmalarına daha çok benzemektedir.

    şöyle ki; kurumsal yönetim prensiplerinde temel vizyonlardan bir tanesi; 'rakipsiz olmak'
    bu vizyon kalemi, bir danışmanın gözünden elbetteki hedeflerin yüksek tutularak en iyiye ulaşma eğiliminin yerleştirilmesi olarak tanımlanabilir. ama sahada bu ilke, rakibini elemine etme noktasındadır.
    rakibinizi elemine etmeniz, demokratik dünyada zaman alır. yani, bazı demokratik kurallar vardır ki, etik anlamda işinizi iyi yapmanız veya daha iyi hizmet vermeniz ile ulaşılabilir bir hedef olmaktan biraz uzaktır. bu tanımı, ülkemizdeki küçük ama vatandaşa göre büyük ticari potansiyellerden bahsederek yapmıyorum. büyük bir küreselliğin para akışından bahsediyorum. (windows, apple, google vs. )

    dünya üzerinde hangi toplumlarla uğraşılırsa o toplumun bireyleri kendini bulunmaz hint kumaşı sanmakta ve idealleri gerçekleşmediğinde savunucularını ilahlaştırmaktadır. komünizm buna en güzel örnektir.
    komünizm çok matah bir yönetim şeklimiydi sizce? izin verilseydi ne kadar devam edebilirdi? ya da devam etseydi, kapitalistler gizlice örgürtlenip komünizme karşı ayaklanmak istemeyecekler miydi? ayaklansalardı, komünizm bu ayaklanmayı bastırabilecek miydi?... bunların hiç birini şimdilik bilemiyoruz. çünkü, gerçekleşmedi. kendisine inananların sayısının da az olmadığı dikkate alındığında, efsane olarak yaşaması çok normal.
    peki ya müslümanlar? onlara karşı yapılan girişimler ve sürekli onların olduğu yerlerdeki bu acıların nedeni dinsel mi? ya da onların özel olmasından mı kaynaklı? nedir yani?
    elbette, tüm bu ve benzeri baskıların bir açıklaması var. bu açıklamanın dayandığı temel; üretimsel ve ticari öngörülerdir bana göre.

    işte vizyon ilkelerinde yer alan ve gerçekleşen prensiplerdeki kadar etik olmayan 'rakipsiz olma' durumu bu şekilde yaşanmaktadır.

    elbette ki bu fikre katılmayacaklar olacaktır. şunu diyebilirler; "bu kara komünistler ve cahil müslümanlar, onlara bu şekilde baskı yapmasalar, apple, google ya da windows gibi ürünler çıkarabilirler mi?"
    neden şaşırıyoruz ki buna?

    din gerçekten bunlara engel mi? yoksa ticari kaygılardan dolayı böyle mi algılatılıyor? bunlar farklı konular tabi.
    ama yeri gelmişken, şuna da değinmeli... dünyaya hakim olduğu ifade edilen ve güçleri dillere destan olan bu büyük ticarilerin belli kesimlere veya toplumlara müdehale etmesinin, o bölgede iç savaşla bölünmeleri yönetmesinin sebebi inanç veya peşlerinden gittikleri akımlar değil. sadece, bir yerde belli şeylere inanan insanların sayısının belli bir seviyede kalmasını istemeleridir. nedeni yine bana göre ticari kontrol. eğer bu kontrolü kaybederlerse biliyorlar ki teknolojiyi ya da ticareti ya onlar, ya da başkaları yönetecek. bu yüzden hedefler öncelikle; isyanlar, iç karışıklıklar ve kent yapılarını bozmak üzerine kurulu. bu gibi meşguliyetleri bitmeyen toplumlar üretemez, denetleyemez ve uzun vadeli plan yapamaz. çünkü, yöneticileri bile çoğunlukla onların güdümündedir. ama bu ta ki birinin çıkıp onların güdümündeymiş gibi görünüp aslında başka planları olan biri ya da birilerinin istikrarlılığı ile de değişebilir. neyse.

    ne demeye çalışıyorum?
    yazılım güvenliği denilince akla gelen şey, sanırım gelişen dünyada en çok kullanılacak araçlar ve onların güvenliğidir. peki bu sistemler neden güvenli olmak zorundadır. yani güven kelimesi neden var? sanırım hakkı olmadığı halde sizin özelinizle ilgilenenler var. yukarıda bahsettiğim küresel ilişkilerdeki durum burada da var mıdır? birileri önce saldırıp sonrada kendinize, güvenliğe ihtiyacınız olduğu sorusunu sormanızı mı sağlıyor yoksa?

    saygılarımla,