1. '' sadece yorgun arzunun yorgunluktan yıpranması değil, kendi kendine dönerek kendini kullanması ve yıpranması değil sadece, aynı zamanda yorgunluğun sonsuzluğuyla kendini ayakta tutan, yıpranışının sonsuzluğunda, kendini yorgun olarak geçiren arzunun yok oluşu.

    yorgunluk, yarılma, köken açıklamalarının tersine, hiçbir şeyde eksik olmayan bu eksikliği, ebedilik öğesini yorgunlukta bulan, sonsuzluk kusuruyla sonsuzluğun yanılgısına ulaşan bu eksikliği önce yarılma gündeme getirir.
    öyle bir an gelir ki genellikle korkutur. en küçük sözüyle insan ister istemez tekilliği aşar, böylece kendi yanlışını genelleştirme riski taşır: yorgunluk cesaretini kaybetmiştir,
    sanki bu katkı olmadan, dünyanın mutsuz düzeni, bir nebze olsun, alçaltılmış gibi olacaktır.

    - çünkü sen kendine fazla önem veriyorsun, küçük dertlerini, ahlak yetersizliklerini, ortak dertlerde, sevinçlerde işin içinde olma kapasitesini gözünde büyütüyorsun.
    - ama sadece varolmam bile, varoluşun sınırında, fazladan yaşayan biri yapar beni, varoluşuyla yer değiştiren bir öznenin yer değiştirdiği bir çembere ben fazladan bir şeyi, inleyen, güçsüz bir şeyi belki de kölece bir şeyi getiriyorum.
    - bir yerde sen daha o kadar güçsüz sayılmazsın, hem varlığın var hem sahip olduğun şeyler bulunuyor, kolay kolay yaralanmazsın da, sen başkası için bir ulaşma olmadan önce, başkasının sana ulaşabileceği edilgenlik noktasına ulaşamazsın, herkesin şikayetini herkese taşıyacak kadar çığlığının da inlemesi yok.
    - biliyorum, fazladan varoluyorum, fazlalığı bile fazlalık.
    - sen varolmuyorsun, ölüyorsun.
    - ölseydim, belki, ölmek bu kadar ağır olmazdı, kesilip kalırdı, başkasının ölümünün kesilmesi olurdu.
    - sadece ölme eyleminin hafifliği ol, öteki için başka bir şey olma, onu bütün ağırlığıyla yaşamayı, ' ciddiyetini, sorumluluğunu, ağır suçlamalarını benimse, senin için mutsuz yaşam beceriksizliği olsun bu.' ''

    öteye adım yok ötesi - maurice blanchot