factotum - charles bukowski - youreads

    • okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.86)
factotum - charles bukowski
zengin olmayı düşleyen yoksul ve despot bir babanın cehenneme çevirdiği ergenlik döneminden sonra iki yıl los angeles üniversitesi'nde gazetecilik bölümüne devam eden charles bukowski (henry chinaski) kararını verir. babası gibi biri zengin olmayı isterse o tersini isteyecektir. aylaklığı. ancak erken yaşta saptadığı bir hedefi vardır. yazar olmak.mukavva bavulunu alıp yola düştüğünde yirmi iki yaşındadır. ucuz pansiyon odalarında sefaletle boğuşup yazmaya çalışırken kendine gerçek bir dost edinmiştir. alkol.bar sineği filminde beş günlük bir kesitini senaryolaştırdığı bu dönem yaklaşık on yıl sürer. eyalet eyalet dolaşıp, pansiyon kirası ve içki giderlerini karşılamak için sayısız ikinci, hatta üçüncü sınf işlere girip çıkar. bukowski roman, öykü ve şiirlerinde sık sık özlemle söz ettiği bu dönemi anlatırken mizahının ve onu çağdaş amerikan edebiyatının önde gelen yazarlarından biri yapan eşsiz yalınlığının doruğundadır. (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)


  1. içki, kadınlar, at yarışı tutkusu ve yazar olma hayalleri arasında geçen , charles bukowski'nin hayatının bir dönemini sürükleyici bir anlatımla aktardığı kısa roman . bu ^: içki, kadınlar, at yarışı tutkusu ve yazar olma hayalleri ^dörtlüden en az ikisine ilginiz varsa bir oturuşta okunacak kitaplar listesinin başına yerleştirebilirsiniz bu kısa romanı .
    ee
  2. '' azimli olmadığım doğru ama azimli olmayanların da yaşayabilecekleri bir yer olmalıydı, mevcut yerlerden daha iyi bir yer kastediyorum. sabahın altı buçuğunda bir çalar saat sesine uyanıp yataktan fırla, giyin zorla bir şeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal. ''
  3. tüm bukowski kitaplarının sentezlenmiş hali diyebiliriz. ucuz şarap, beleş içki, vücudu deforme olmasına rağmen hala büyük bir haz aldığını söylediği ve öve öve bitiremediği jan, yaşlı ve zengin dostunun yatındaki parti ve kürtaj olmaya gelen doktor arkadaşının enfes karısı gibi bölümlerden (aklımda kalanları yazdım) meydana gelen tipik bukowski eylemleri.

    hayalleri için yaşayamayan, sadece o günü en güzel ve sorunsuz bitirmek için hayatını yaşayan bir insan. küçük görülen insanların büyük hayaller görme hakları da ellerinden alınmış diye düşünmüştüm ilk okuduğumda. demek ki tekrarlama zamanım gelmiş.

    bukowski kraldır. ali lidar ve emrah serbes'in de pis moruğun izinden gitmelerini beklerdim. ama son okuduklarımdan sonra bu umudumu yitirdiğim söylenebilir.

    yeraltı edebiyatının mihenk taşı ve doruk noktası kabul edilen bukowski'yi okuyarak zaman öldürüldüğü iddiasını ortaya koyanların; karahindiba, dünyayı ben kurtaracağım, pucca ve filmi çevrilen kocan kadar konuş gibi şaheserlere her ortamda övgüler düzmelerini vahşi kapitalizmin boyalı yumurtaları olarak görüyorum. inanmayın, külliyen yalandır!
  4. okuduğum ilk bukowski romanı.
    çılgınca ygs denemelerinin çözüldüğü bir 12. sınıf zamanı dershanede bir arkadaşımın elinde gördüm bu kitabı. kapağının rengi ve tasarımı ilgimi çekti, adı da ilginçti. bir işçi problemi sorusundaki "o" harflerinin içini doldurup soruyla bakışmaktan oluşan vakit öldürüşüme ara verip kitaba bir göz atayım dedim. arkadaş anlattı, elden ele dolaşıyormuş kitap, her okuyan adını yazıp başkasına veriyormuş, bitince sana vereyim dedi. neyse aldım kitabı 1-2 gün sonra. daha önce de hiç bukowski okumamışım, dersi falan bırakıp okulda kalorifere yaslanıp sıranın altından okumak suretiyle kısa sürede bitirdim. kısa, süssüz ve net cümleler art arda akıp gitti resmen, okuduğum en akıcı kitaptı dolayısıyla ortalama okuma hızıma oranla epey kısa sürede bitti.
    pek çok kişi için çok derin bir anlamı olmayacak bir romandır büyük ihtimalle, keyifle okunup "bukowski işte!" denilip geçilecektir. ya da öyle değildir bilmiyorum. ama hayatımın en saçma dönemlerinden birinde, hiç yapmak istemediğim şeyleri, yapmak istemediğim bir zamanda yaparken böyle kader ağlarından elime geçince ben de biraz romantik yaklaştım sanırım ve benim için en değerli kitaplardan biri oldu. bambaşka bir yaşam felsefesi ve biçimi vardı çünkü, daha gamsız daha acısız geldi bana. iki seçenek belirdi gözümün önünde; bukowski gibi yaşamak ya da mutsuz yaşamak.
    ayrıca son cümlesi sinirlerimi bozmuş ve bana sınıfın ortasında kahkaha attırmıştır.
  5. pis moruk'un belkide en ağır dil kullandığı kitaplarındandır. bu kitapla buk babayı okumaya başlayanlara genelde ağır gelir ama sevilesi okunulasıdır. kitaplıklarda bulunması gereken kitaplardandır.