hollywood filmlerindeki klişeler - youreads



  1. hollywood filmlerindeki klişeler üst üste izlendiğinde beyninizde hasar yaratabilir.
    onları burada paylaşırsak aslında hollywood sinemasının sadece klişeler topluluğundan oluştuğu ortaya çıkacaktır.

    amerika’nın üçte biri obez olmasına rağmen, sokakta bir tane bile kilolu insan görülmez.

    her mutlu amerikan ailesinin bir köpeği vardır. eğer köpek doberman yada pitbull değilse, o aileye kesinlikle güvenebilirsiniz. bayrak, köpek ve aile üçlüsü asla birbirinden ayrı düşünülemez.

    fbi ve cia veritabanına girilmezse, yeterli bilgi edinilemez. o yüzden illaki bu sitelere hiç zorluk yaşamadan girilebilir.

    korku filmlerinde önce şişman, çekingen, gözlüklü olanlar ya da şevişenler ölür. bir ses duyulursa, orada yaratık olduğu bilinse dahi, illa ki oraya gidilir. yaratık, robot, katil, sapık vs. kesinlikle ilk seferde ölmez.

    asla park yeri sıkıntısı çekilmez. her zaman her yerde park yeri vardır.

    romantik filmlerde kızlar illa ki “ben küçük bir kızken” diye başlayan yatak sohbetleri yaparlar.

    kusmak için her zaman klozete yetişilir, asla ıskalanmaz, kusulduktan iki saniye sonra sifon çekilir, olay biter.

    kahramanın içinde olduğu araba, eğer düşüldüğünde içinden kesin sağ çıkılamayacak bir uçuruma doğru gidiyorsa, mutlaka kenara takılır. içinde kötü adamlar da varsa, iyi adam kurtulmadan düşmez, en kötü baş adam da arabadaysa, onun da kurtulup, son dövüş sahnesini yapması gerekir.

    varoş mahalleye gidilmişse mutlaka zencilerin yaptığı bir basket maçı gösterilir.

    yataktan önce kadın kalkar, mutlaka çenesine çektiği çarşafı daha sonra üstüne sarar. eğer yataktan kalkılmayacaksa “l” şeklinde yatak örtüsü kullanılır. adamın kalçasına, kadının göğüslerinin üzerine gelen cinsten. sadece kadınlar çırılçıplak yatar, erkeklerin yatak üniforması dondur. her halükarda yataktan donla kalkarlar.

    hep çalışmayan arabalar vardır. daha aksiyon sahnesi başlamadan arabanın bozulacağını bilirsiniz.
  2. lisenin futbol takımının kaptanıyla en güzel (havalı) kızı mutlaka birliktedir. kahramanımız eziğin (loser) önde gidenidir. fakat olaylar gelişir ve bizim ezik gözlüğü falan atıp façayı biraz düzeltir bir de finalde futbolcuya posta koyup kızı tavlar.
  3. filmin en cool baş karakteri araba, bina, uçak, gezegen(*:höh) patlamalarına asla bakmaz. arkasını yürür gider o sadece. patlayacak olan materyal karakterimiz sırtını dönük iken alevler içinde patlar.

    ayrıca patlayan şey minik bir çakmak bile olsa 10 metre alevler yükselmezse olmaz.
  4. dünyayı her zaman amerikalılar kurtarır.
  5. hey son 20 yılda los angeles'da klimadan ölmüş insanların listesini masamda istiyorum
  6. filmin içinde biri baş role sen burada doğdun ve burada öleceksin, burası senin toprağın tadında konuşmalar yapıyorsa o başrol orada ölür.
    filmin içinde biri manasızca uzaklara bakıyor ya da alakasız bir yerde uyuyorsa ve film sonradan fantastik olaylar silsilesine bağladıysa muhtemelen birinin hayalini ya da rüyasını izliyoruzdur.
    nedra
  7. günümüzün aksiyon sahnelerinde ki storytelling, fazla "tek perspektifli" gibi geliyor bana. mesela bruce lee ya da jackie chan'in dövüş sahnelerinde, gittikçe öfkelenen yüzler görmüyorsun sadece. yani final sahnesini boostlamak için seyirciye uygulanan miligram deneyi'nin dışına çıkılıyor. bir sonraki hamlenin hesaplanmaya çalışıldığını, refleksif hataları, anlık acıları, dikkat dağılması ve toplanması.. karakterlerin nasıl düşündüğünü görüyorsun. bu bazen gerçekçi bazense çok kurgusal gibi dursa da, sana anlattığı hikayeyi yiyorsun bilerek. en azından tek bir perspektif de bakmıyorsun.

    sanırım wick ve daredevil (dizi)'in aksiyon sahnelerinde ki başarısının nedenlerinden biri bu. yine de sürekli vurgulanan gerçekçilik temasının o kadar önemli olduğunu düşünmüyorum. yani karakter, kurgusal bir olay içerisinde kendi yapısına uygun hareket ederken bize bazı şeyleri yedirmesi, ille de gerçekçiliği yüzünden olmuyor, bizim bunu kabullenerek yine de içine girdiğimiz sahneler var.

    buna rağmen holivud final dövüşleri/yavaş çekimler/hızlı çekimler ile bize asıl görmek istediğimiz dışında her şeyi göstererek hikayeyi konsantre bir adrenalin ile takas etmeye çalışıyor. çünkü bize ne hikayeyi ne duygu geçirebilmiş bir filmde "en azından cool bir sahne görelim değil mi?"