1. bircok genc hayatini kaybetti. emri veren recep tayyip erdogan'di. tarih bunu boyle yazacak. olan gencecik yasta hayatini kaybeden cocuklara oldu. ayrica gozunu ve baska uzuvlarini kaybeden arkadaslar da cabasi. pek uzucu hadiseler yasandi. maalesef hala da ayni iktidar bugun de iktidar.
  2. bu yeni sözlüğe, ne yazsam ne yazsam diye düşündüğüm sıralarda aklıma gelmiş, ekşi'de de yer almış bir girdimi tekrardan yaşamama neden olmuş romantik yeni ve kısa süren türkiye özeti... umarım alışkın olmadığım bu yeni ortamda formatta yanlışlık yapmıyorum ama buyurun;

    dalyan'da çalışıyorum 1 aydır. tv izleyemiyorum. normalde de izlemem zaten. gazete okumam, sağdan soldan gazete buluyorum zaten her şey güllük gülistanlık. lan kaç gündür internete girmiyorum dedim. gözlerime inanamadım! gezi parkı, olaylar, katliam gibi müdahale... lan ne oluyor diyorum, millete anlatıyorum, gelir geçer, unutur bu halk gibisinden klişe cümleler kuruyorlar (dalyan gibi yerlerde çalışanların, yaşayanların bir boktan haberi yok, ücra köyleri falan siz düşünün). sonra askerlik işlemlerimi yenilemek için izmir'e dönüyorum. aman allahım!

    karşıyaka lisesi'nin harika çocukları geçiyor gündüz önümden. simsiyah giyinmişler. sloganlar eşliğinde. akbank sokağında bir esnaf dışarı çıkıp meşale yakıyor çocukları görünce. "aferin çocuklar gurur duyuyoruz sizinle helal olsun!" diye bağırıyor. bazı çocuklar o adama sarılıyor geçerken. bütün çarşı bu çocukları alkışlıyor, özgürlük içeren sloganlarına eşlik ediyor. ağlayasım geliyor. ben de o lisede okudum. hepsi serseri diyorlardı bizim için... akşam oluyor. mektuplar hasretlik söyler artık... taksim radyosu bir düdük sesi ile açılıyor! ardından bir anda sanki herkes bu öncü sesi bekliyormuş gibi ıslıklara, başlıyor. ışıklar yanıp sönüyor, tencere tava sesleri. herkes camlarda. slogan atan yok. dil ortak. sadece yeter diyor bakışları. ama artık yeter! yeter ulaaaaaaan!

    yol yorgunuyum güya, kaç gündür uyuyamamışım çalışmaktan. eve sığamıyorum. dışarı çıkmam lazım. yağmur başlamış izmir'de. çiseleyen yağmurda kafamı kaldırıyorum, bir düşen taneleri çok açık görebiliyorum, bir de balkondaki o insanların yenilmez, onurlu bakışlarını! yolda bizim mahallede sürekli gördüğüm çöp toplayan çocuğu görüyorum. tek diyaloğumuz arada, "kolay gelsin" demem ve karşılığında kısık sesle aldığım "teşekkürler" olan o çocuğu. sahilden çıkmış, iskeleye doğru gidiyor. konuşmuyor yine, sadece elindeki çubuğu belli bir ritimle sürdüğü arabasına vuruyor. etrafına bakmıyor bunu yaparken. slogan atmıyor. ne utanıyor, ne gurur duyuyor. sadece yapıyor. yüzünde sadece insan olmanın verdiği bakış. seni seviyoruz kardeşim diye düşünüyorum içimden. ismini hiç bilmesek bile...

    iskelenin önüne geliyorum. her taraf insan. araçlar durmadan kornaya basıyor. hiç ama hiç durmuyorlar. otobüs içindeki insanlar el sallıyor. herkes birbirine gülümsüyor. kötülük yok kimsenin içinde. herkes nazik. herkes birbirinin gözlerinin içine bakıyor. çakmak çakmak gözleri... yol kapanıyor kalabalıktan. düdükler, sloganlar, alkış kıyamet! yolda kalan arabaların tamamı farlarını yakıp söndürüp kornaya basıyor. tutamıyorum kendimi. alsancak'a geçiyorum...

    hemen meydana koşuyorum. inanasım gelmiyor. zafer işareti yaparak slogan atan teyzeler var her yerde. karşıyaka ve göztepeliler omuz omuza! içinde tayyip içeren her türlü söz söyleniliyor, esnaf yürüyenleri, düdük çalanları dakikalarca alkışlıyor. kimse kimseye karışmıyor. 40 yıl uyumuş insanlar. dile kolay 40 yıl! bir anda uyanmışlar. sessiz kaldık diye iyice ezebileceğini mi sandın lan!

    yerlerde yazılar var. ellerde dövizler. gülmemek elde değil. basıyoruz hepimiz kahkahayı. heyecandan yerimden duramıyorum. bir o tarafa gidiyorum bu tarafa. okula yeni başlamış, ilk defa mavi önlükle tanışmış o güzel çocukluk yıllarım geliyor aklıma. ne yapacağını şaşırmış, heyecanlı ve mutlu bir şekilde oradan oraya zıplayan o çocuk geliyor aklıma. karnım karıncalanıyor. çok güzel kızlar görüyorum, çok yakışıklı erkekler. hepsine sarılmak istiyorum. yanlış anlarlar diye çekiniyorum. oradaki herkese aşık oluyorum. ayrım yapmadan seviyorum onları. her telden insan var. sloganlar atıyorum, atıyoruz. zıplıyoruz, çünkü zıplamayan tayyo!

    geceye doğru eve dönüyorum. karmakarışık hisler var içimde. çok mutluyum ama... bilgisayarı açıyorum, internete giriyorum. yüzümdeki o gülümseme donuyor. resimlere, videolara, haberlere bakıyorum. polisin nasıl da kafayı yediğine şahit oluyorum.

    ekmeğini hali hazırda bizim verdiğimiz polisin, "maaşımı sen ver senin yanında olayım" dediği videoyu izliyorum. gözlerim doluyor. çok zoruma gidiyor çoook! gencecik bir kıza 20-30 polis öldüresiye dalıyor. benim kız kardeşim o, annem lan o, sevgilim o benim, arkadaşım! o çocuklar, panzerin ezip geçtiği, biber ve portakal gazlarının duman ettiği çocuklar. onlar yere düştükçe içimden bir parça soluyor, ölüyorum. hiçbir şey yapamıyorum. gözlerimi açık tutmaya çalışıp elimden geldiğince arkadaşlarıma, tüm insanlara her türlü bilgiyi ulaştırmaya çalışıyorum.

    o sokağa girmeyin diyorum tuzak varmış. tuzak varmış... devlet halkına tuzak kurmuş! bu bir insanın zoruna nasıl gitmez. bir insan polisin bu vahşeti karşısında, doğrudan maruz kalmasa bile, nasıl hüngür hüngür ağlamaz? nasıl ağlayamazsın sen? içinde sevgi namına hiç mi bir şey kalmadı? tanrı'nın bize bahşettiği sevgi parçacığı vardı, hatırladın mı? tüm insanları sev, dedi. sev tüm insanları, sev sev ulan, seeevvv!

    beni neden öldürmeye çalışıyorsun? neden beni boğmaya çalışıyorsun? neden beni konuşturmayıp üstüme üstüme geliyorsun. hiç mi bir şeye inanmıyorsun? allah'a değilse bile, annene, babana da mı inanmıyorsun? bak benim de annem var. senin annenle eşit derecede üzülür, inan bana. benim babamın gözyaşları da senin babanın gözyaşları gibi, aynı renk... ben de ağladım senin gibi, ikimiz aynı anda okuma yazma öğrendik belki de. ben de aşık oldum arkadaşım. ben de aldatıldım, terk edildim. ben de birilerini kızdırdım, birileriyle küstüm. ben de burnumu çeke çeke ağır ateşle yanarken işe gelmek zorunda kaldım. ben de fakirlik çektim. ben de işsiz kaldım. ben de su içtim, ben de nefes aldım. senden ne bir eksiğim, ne bir fazlam var!

    sen şimdi böyle öldürür gibi vuruyorsun bana, ona, hepimize... ben şu an hırsla doluyum. seni görsem suratına tüm gücümle vururum! sonra senin, yere düşerken bir elin yüzünde, bana o korkan bakışını fark ederim. oturur seninle ağlarım! beni affetmen için sana yalvarırım... daha sana vururken pişman olurum ben. bir daha beni öldürsen, elim kalkmaz sana. kalkamaz. bak ben böyleyim. sen beni neden yerlerde sürüklüyorsun? hiç mi bakmak istemiyorsun gözlerimin içine? bak, tam göz bebeklerimize bak bizim. kendi karartını göreceksin orada. ben sana bakınca kendimi görüyorum. sen nasıl kendini fark edemiyorsun? bizden değilse bile kendinden utanmıyor musun?

    ekmek almaya gittiğinde, sürüklediğin kızlardan biri fırıncının kızıydı, unutma. sana okuma yazma öğreten öğretmenin en büyük oğlunu copladın dün gece. senin çocuğunun en yakın arkadaşının ailesini ezdin dün panzerle... tüm çevreni ezdin sen yine dün gece. mahvediyorsun çevreni. artık düşünmeyecek misin? devletin değil, halkın bir üyesi olduğunu, paranı bizim verdiğimizi, başına bir iş gelince bayraklarımızı alıp seni korumaya, hakkını savunmaya geleceğimizi, sana öldür emri verenlerin çocuklarının, seni ip gibi sıraya dizdiği o fotoğrafı görünce, nasıl sinirlendiğimizi, sana bu nasıl yapılır diye üzüldüğümüzü düşünmeyecek misin?

    ne yani, sen şimdi polis, benim öz ve öz kardeşim olduğun gerçeğini düşünmeyecek misin hiç?
  3. hayatımı, düşüncelerimi, ideolojimi sonuna kadar değiştiren direniş. daha iyi bir insan olmak, daha çok okumak, daha çok görmek, dayanışmak ve çevrende aslında iyi insanlar olduğunu bilmek. hayatım boyunca anlatacağım hikayelere sahip oldum, bir o kadar da acıya.
  4. 3. seneyi dolduruyoruz. tam umudun bittiği yerde doğan bir direnişti bu.

    o günleri düşününce tüylerimiz ürperebiliyorsa hala, bir şeyleri çok doğru yapmışız demek ki.
  5. buradayız

    başlığın ketegorsi "etkinlik" olarak açılmış, açlıkla beyninizi mi yediniz? insanların ölmesi bir etkinlik olarak mı görülüyo.
  6. gizlenen bir devrim.
    o günlerde orada bulunduğum için çok şanslı hissediyorum kendimi. bu toprakların görüp görebileceği en mükemmel ayaklanmaydı. gerçek anlamda bir isyandı. bu toplumun belki de hiç hak etmediği kadar estetik doluydu ve asildi.
    eğer bir gün bana sorarlarsa sen bu ülke için ne yaptın? ben oradaydım diyeceğim. ben bu ülke, bu insanlar, bu doğa ve masumiyet adına canımı dişime taktım. çıkıp sokaklara avaz avaz bağırdım duyulsun, bilinsin diye. korkmadım değil, korktum ama yine de üstüne yürüdüm silahların. o çimlerde yattım ve devrim ateşine odun oldum. o camiye yaralı taşıdım sırtımda. bağımsız ve hür irademi tadabildim. güzellikten yana ne varsa bölüşmek için oradaydım.
    hayatımda verdiğim/iz en doğru karar o gün orada olmaktır belki de. yaşayanlar, yitip gidenlerini asla unutmayacak. hepinize binlerce selam.
    t
  7. gezi bu ülkenin imdat çığlığı, direnme refleksi, derin bir nefes alışıdır. haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkıdır.

    emekten yana, yoksuldan yana, doğadan yana, ezilmişten yana, ötekileştirilenden yana, kadından yana, barıştan yana her direnişin içinde yer alacağı, direnen herkesin dilinden düşürmeyeceği bir şarkı.

    umudun şarkısı duyulmaya devam edecek.

    suruç'ta, diyarbakır'da, ankara'da, istanbul'da, bursa'da patlayan bombaların, yaşatılan katliamların, komşularımızla yaratılan savaş ikliminin, iş cinayetlerinin, kiralık işçiliğin, taciz ve tecavüz ortamının, kadın cinayetlerinin, ihalelerin, rüşvetlerin, komisyonların, rantın, hes'lerin, orman katliamlarının, siyasal islam dayatmalarının, diktatörlük yöneliminin yarattığı kakafonik ortama rağmen, berrak ve duru bir sesle direnişin ve umudun şarkısı her yerden duyulmaya devam edecek.

    bilinir ki, sesler ve şarkılar kaybolmaz, uzayda sonsuza kadar salınırlar. gezinin de direnişin olduğu her yerde umudu diri tutanların dillerinden düşmeyeceğini artık herkes biliyor.

    gezi yaşlanmayacak.

    mehmet ayvalıtaş, ethem sarısülük, abdullah cömert, ali ismail korkmaz, haşan ferit gedik, medeni yıldırım, ahmet atakan ve berkin elvan nasıl ki, bizlerden ayrıldıkları yaşta kalacak ve nasıl ki onları hep o gülen yüzleri ve kararlı direnişleri ile hatırlayacaksak; işte gezi de bu gençler gibi yaşlanmayacak.

    paraya, pula, iktidar hırsına, her türden erke, yağmaya, talana, hırsızlığa, adaletsizliğe isyan edenlerin ve her daim barış isteyenlerin aklında ve en coşkulu, en kararlı insanların ruhunda gezi'nin bu yaşlanmayan direngen yüzleri yaşamaya devam edecek.

    toplumu kutuplaştıranlara rağmen bir aradayız.

    şiddet ortamını küçük ve çirkin hesaplarıyla körükleyenlere, çatışma ve katliamlara göz yumarak yaşamlarımızı, yaşam alanlarımızı tehdit edenlere, ayrımcı politikalarıyla toplumu kutuplaştıranlara, rağmen bir aradayız. türkü-kürdü, alevisi-sünnisi, ermenisi-ezidisi ile bir aradayız, buradayız!

    barış’tan korkanlara inat buradayız.

    barış'tan korkanlara inat bir aradayız, buradayız! suruç'tan sultanahmet'e, sur'dan bataclan'a, cizre'den ankara'ya, bir aradayız! dört ayaklı minare'den beyrut'a, paris'ten beyoğlu'na bir aradayız! cerattepe'de, aliağa'da akkuyu'da, çukurova'da bir aradayız. soma'da, kilimli'de ermenek'te bir aradayız.

    barışın, dayanışmanın, kamusal yaşamın, özgür düşüncenin her türlü baskıdan uzak bir şekilde gelişebileceği eşitlikçi yarınlar için bir aradayız! taksim gezi parkı ve taksim meydanı başta olmak üzere, meydanlarımızı, parklarımızı, sokaklarımızı, yaşam alanlarımızı ve yaşamımızı özgür kılmak için:

    “taksim'deyiz! gezi'deyiz! buradayız! bir aradayız!”

    taksim dayanışması
  8. dogum gunumu bile unutsam asla unutmayacagim bir gunu kalbimize yazan direnis. bahsedildiginde tum duygu dunyam allak bullak olur, gurur, ozlem, ukte, umut, ofke, huzun hepsi icimde kiprasinca gozlerden yas olup suzuluyor haliyle.
  9. 31 mayıs akşamı-1 haz.gecesi, tencere tavalarla birlikte olayın esas kitleselleştiği ilk gün. beşiktaş'ta bir miktar kayıt yapmıştım telefonumla, iş olsun diye... dozer falan var. sonradan çok anlamlandı. hala saklarım. bir gün bir yerde yayınlarız, dur bakalım

    sonraki günlerde, o coşkulu mutlu sıyırma hallerindeyken, istiklal'de yunan konsolosluğu kapı eşiğine, yere tahta kalemiyle boydan boya "ho dikaiopolis ferei to arotron" (dikaiopolis sabanı taşıyor) yazdıydım. athenaze ders kitabının ilk cümlelerinden, basit bişey, "mr.and mrs.brown went to the seaside" yazmak gibi bişey yani. dikaiopolis de kitaptaki kahraman, çiftçi. slogan bulamadım kafası işte, eski yunanca görüyom seviyom sizi burdan geçerken bunu da buraya yazdım gezi ruhuyla hesabı. yazarken baktım yaşlıca bi çift seyrediyor, gittim yanlarına yunanmışlar, "oo, arotron, arotron" dedilerdi. sonradan düşündüm belki arotron (saban, bugünkü yunancada da aynı, ingilizcesi plow) işçi-köylü çağrışımı yapıyordur, modern dönemde bilmediğim bi bağlamda direniş sembolü olmuştur. dikaiopolis de tiyatro karakteri esasında, textbooktaki kahramanın ismi oradan geliyor, ama "motomot" bakarsan "adil şehir" gibi bi anlamı var.

    yani yunanın gözünde "adil devlet sabanla gelir" çağrışımlı bişey mi yazmış olduk acep? onu da bilmiyorum hala. bu arotronu da artık kesinlikle unutmam... siz de unutmayın... bu da böyle bir anımızdır, bizim için özeldir, nikimizin hikayesidir

    edit: ferei de üçüncü tekil şahıs, "carries" demek, latince fiil de aynı... https://postimg.org/image/j2f8mpdx9/. bugün bildiğiniz, içinde "fer" geçen bir çok fiil bununla oluşturulmuş... transfer, suffer (sub+fer), differ (dis+fer), defer, infer, offer(ob+fer), fertile, circumfer, daha gider... ingilizce "bear" fiili de bununla aynı kökten...

    allahım bilgi sıçıyorum resmen ya... ne süper bi insan oldum ben böyle... inanamıyorum
  10. akp seçmen profilinin direniş olmadığına inandığı, ölen ve yaralananları dahi kutuplaştırıp ayrıştırarak "iyi polis"i oynayan iktidarın çoktan unuttuğu, karşısına, yapılan yolları, havaalanını, kanal istanbul'u, nükleer santralleri, hes'leri koyup manipülasyon yapmaya devam ettiği, destekleyenlerinin içinde bile kafası karışık çokça insan olan direnişti. her mayısta bahardan yaza geçişe sevinememe ve 2013'te takılı kalma sebebimdir.

    bugün youtube hesabımdaki sonra izlemek üzere kaydettiğim videolara bakarken, şununla karşılaştım: büyük oyun! gezi olaylarının gerçek yüzünü gör türkiyem!. ak gençlik genel merkezi'nin 25 haziran 2013'te yayınladığı, yaklaşık 30 dakika süren, hiçbir şekilde iktidar yanlışlarının ve polis şiddetinin anlatılmadığı, objektiflikten uzak, bütün faturayı direnişe katılanlara kesen, 2013 mayısındaki türkiye'nin dünya'da yanına yaklaşılamayacak ölçüde demokratik, ferah, yatırımların hepsini üzerinde toplamış, cumhuriyet tarihi'nin en görkemli zamanını yaşadığı ıslak rüyası yaratılmaya çalışılmış bir propaganda videosu bu. mideniz kaldırırsa izleyin, ben baştan sonra izledim. üzerine de cennetin düşüşü'ne baktım biraz gene ve öyle kendime gelebildim. izlemenizi öneririm. aynı zihniyet halen iktidarda, aynı zihniyet 15 yıllık iktidarının geldiği hali halâ göremeyenlerden oluşuyor. tozpembe kadife devrimci hayallerden uyanmak gerek böyle videoları izleyip.

    kara propaganda örneği olarak üniversitelerin siyasal bilimlere bağlı bölümlerindeki derslerde gösterilmeli bu "büyük oyun" paçavrası. ölü sayısı üzerinden, polis şiddetini göstermeyip bu şiddetin arkasından yaşananları cımbızla çekerek, sivil polis oldukları açık seçik belli olan sdp flamalı militan görünümündeki şarlatanları odak noktası kabul ederek, izmir karşıyaka'daki akp ilçe binasının yakılmasını da aynı şarlatanların gerçekleştirdiğini gizleyerek, birçok şehirde örnekleri olduğu gibi, izmir kordon'da oturup denizi izleyen, hiçbir şeyden habersiz gençleri saçlarından tutup sürükleyen şiddet uygulama müptelası çevik kuvvet polislerinin lafını dahi etmeden bu direnişi terörist bir eylem olarak göstermek hiçbir şeye sığmıyor benim bakış açıma göre. buna ister adalet duygusu deyin, ister insanlık deyin, ister vicdan deyin, ister empati deyin.

    yahu, adamlar ölü sayısını bile ayrıştırıyor diyorum. sözümona bilançoyu çıkartmışlar bir de bu kara propaganda videosunda. 4 ölü diyor ve hepsi de polis bunların. ali ismail hastanedeydi o zaman, berkin komadaydı. ethem'in, mehmet'in esamesi okunmuyor videoda. ben kordon'da direnişte ölenler sayılırken "mustafa sarı'yı unutmayın" diye neden bağırdım lan o zaman? insanlıklarını üç kuruş itibar ve para için şeytana satmış bu insanların bakış açısının içinde boğularak can vermem, bu bağırışımın da sessizlik içinde yok olması için mi? insana insan olduğu için değer verip bütün diğer özelliklerini ayrıştırma nedeni olarak kullanmamak, bu zihniyetin zehirli salyalar akıtan bakış açısının içinde beş para etmiyor. "ya bizdensin ya onlardan" diyen zihniyet 15 yıldır iktidarda, 4 yıl önce kolumuzu, bacağımızı kopardı, sakat bıraktı, felç etti bir çoğumuzu. bizimse tek yapabildiğimiz, 1 mayıslar'da bayram yapmak, bayramda çalışanlara üzülmek ve hatta "bu gün aslında onların günü, ben neden kutluyorum ki?" gibi abuk bir aşırı empatikliğe bürünmek. yeminlen, değil bu ülkenin, bu dünya'nın insanı olmaması gereken çok insan var aramızda. olumsuz olarak söylemiyorum bunu.

    çok doldum, boşaltayım istedim içimdekileri. şu kara propaganda videosunu da her mayısta açıp izleyeceğim ben. ardından da cennetin düşüşü'nü izleyip empatikliğimi artırırım gene, ne yapayım.

    "(temsili) demokrasinin kötü yönü, (zamanla) çoğunluğun tiranlığına dönüşmesidir." - lord acton