• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.20)
alice harikalar diyarında - lewis carroll
her şey elindeki saate bakıp hızlı hızlı yürüyen tuhaf giyimli bir tavşanla başladı. tavşanın peşine takılan alice, bir anda kendini fizik kurallarının çok da geçerli olmadığı garip bir dünyada buldu. yediği ya da içtiği her şey kızcağızı ya küçücük yapıyor ya da dev gibi büyütüyordu. kendi gözyaşlarından oluşan kocaman bir denizde boğulmaktan güç bela kurtulup, komik bir çay partisine katılan alice’i daha bir sürü acayip macera bekliyordu.

yaklaşık 140 yıl önce, aslında bir matematikçi olan lewis carroll, bir dostunun alice adındaki kızını oyalamak amacıyla anlattığı öyküleri bir kitapta toplamayı düşündü ve ortaya dünya tarihinin en ilginç çocuk romanı çıktı.

(idefix.com'dan alınmıştır)
  1. okuduğum en güzel kitaptır.

    bir kişisel gelişim romanıdır.

    !---- spoiler ----!

    bu sabah farklı bir insandım, ama o zamandan bu zamana çok şey değişti.

    !---- spoiler ----!
  2. Küçük Prens, Simyacı, Kürk Mantolu Madonna, Tutunamayanlar, Martı Jonathan Livingston... şu an aklıma gelenler bunlar. Overrated kelimesinin tam karşılığı bu kitaplar. Yani mesela Tutunamayanlar' ı övenlerin yarısı kitabı okumamıştır bile. İşte bu kitap da okuyup anlayanlardan ziyade sağdan soldan duyduklarına bir o kadar da kendisi katarak kitabı gereksiz yere bambaşka yerlere çekenlerin şişirdiği bir balonmuş onu gördüm. Ne var lan bu kitapta? Şimdi bana ama tüm dünya övüyor vs. deme. Justin Bieber' ı da tüm dünya dinliyor, o zaman büyük bir sanatçı hiç tartışmayalım, var mısın?

    Kitabın bir matematik profesörü tarafından yazılması, yazan adamın aynı zamanda rahiplik geçmişinin olması ve orijinal dilinden okuyamamam sebebiyle elbette benim fark edemediğim göndermeler, detaylar, mesajlar olabilir. İşte bunları görebileyim diye Ekşi Sözlük' te altı, Uludağ Sözlük' te üç sayfa entry okudum. Bir iki tane istisna hariç yüzden fazla entry arasında elle tutulur hiçbir şey yok. Herkes kaynak göstermeden, gerekçe sunamadan atıp tutmuş. Başkasından duyduğuna kendi de bir şeyler katmış falan. Efendim hikayede mantar varmış da Lewis Caroll mantar yemiş de güzel kafayla yazmış bunu. Hadi diyelim ki öyle neyi değiştirir bu? Bu mantar mantar diyenlerin çoğu zaten hayatında böyle bir şey de görmemiştir, denememiştir o da ayrı. Yani onlar da yine sağdan soldan duyduğu bilgiler. Hollanda' da kafelerde, bildiğin kafelerde baya kek şeklinde satılıyor uyuşturucu maddeler, gayet de yasal olarak. Yani bu kadar büyütülecek bir şey yok. Ergen gibi magic mushroom magic maushroom diyerek gezmenin alemi ne? Kısa bir şey anlatıp kitaba giriyorum; Cem Yılmaz' ın abisi Can Yılmaz bir üniversitede Gora üzerine yapılan bir etkinliğe katılmış. Çocuklar kendi arasıdna Robot 216' nın adının nereden geldiğini tartışıyorlarmış. Can Yılmaz artık dayanamayıp söze girmiş ve ''bu öyle bir şey değil ya, o an masada 216 sigarası vardı, oradan geldi, sen karşının robotusun(0 212 - 0 216 telefon kodu mevzuu) vs. geyiğinden falan çıktı'' demiş. Bunun üzerine ''hayır ya sen bilmiyorsun'' benzeri tepkiler alınca ''filmin senaryosunun yazım aşamasında ben de varım'' demiş. Ondan sonra susmuşlar ancak. Aynı onun gibi işte bu olay da. Tırtıl mantarın üzerinde, mantar yiyence büyüyen, küçülen kız vs. vs. Yav diyelim ki öyle, bu muhabbet bu kitabı neden bu kadar büyütsün? 120 sayfalık kitapta(İş Bankası Kültür Yayınları) herkesin alıntıladığı yer aynı mesela. Hani satır araları mesajlarla dolu, çok acayip, çok özel bir kitaptı? Herkes aynı yeri beğenmiş ama?

    Kitap Alice isimli kızımızın gördüğü bir rüyadan ibaret ki zaten bunun kitabın ortalarında anlıyorsunuz. Kitabın en ama en güzel yeri rüya anlatımındaki başarı. Yani rüya görürken anlamsız geçişler olur, aynısını sinemada ya da kitapta görseniz kurguda sorun var diye eleştirirsiniz ama rüyadaki bu kurgu bozukluğu sorun teşkil etmez. İşte bunu bir kitaba aktarabilmek büyük başarı. Gerçekten de bir yerden sonra o anlamsız geçişler hiç rahatsız etmiyor sizi, bir rüya gibi kabul ediyorsunuz anlamsız diyalogları, mekan geçişlerini, Alice' in tepkisizliğini. Çok sevdim burayı. Yine iskambil kartlarının insan olarak düşünülmesi, Alice' in hikayenin sonuna doğru kendine geliyormuş, bir uykudan uyanıyormuşcasına gördüklerine meydan okumaya başlaması(belki de mantarın etkisi geçiyordur) falan hayran kaldığım detaylardı. Ama bunun dışında yok pedofili, yok aslında yazar fantazilerini gizlemiş kitaba, satır aralarında subliminal mesajlar vermiş gibi kanıtsız iddiaların hiçbir emaresini görmedim ben kitapta. Hem subliminal mesaj olsa ne olur? Olmadığı dönemlerde sevişmeyen dünyadan ne hayır gördünüz ki sevişen dünyadan korkuyorsunuz? Çok ama çok zorlama yorumlar hariç cinsel içerikli hiçbir şeye rastlamadım. Yani mesela psikanaliz yaklaşımla metni ele alan bir yazı okudum, o yazıdaki çıkarımlara göre şu yazıdan benim tevacüzcü bir seri katil olacağım da çıkartılabilir. Yine okuduğum entrylerden birinde orijinal metni okuyan bir arkadaş elbette kelime oyunları var ama iyi bir çeviriden okuduğunuzda öyle aman aman bir şeyler de kaçırmıyorsunuz yazmış.

    Zaman kavramı üzerine güzel bir tartışma(Şapkacı ile zamanın istediğin anda durması muhabbeti), hayat ve hedefler üzerine herkesin o çok sevdiği güzel diyalog(Cheshire kedisi ile olan diyalog) ve bir de biri börek, biri Alice(ben hala Alice miyim sorgulaması) üzerine benim belki de gereksiz anlam yüklediğim hoş bir ontolojik mevzu vardı kitapta. Bunun dışında çocuklar eğlensin diye yazılmış olsa da yazarın çocuk kitabı yazmadaki beceriksizliğinden mütevellit çocuk kitabı olamamış bir kitap bu benim için. Sevdiğim yerleri çok sevdim ama sevmediğim yerler de o kadar gereksizdi ki çok sıkıldım.

    Elbette yazıldığı dönem, o dönemin şartları içerisinde yapılan göndermeler ve bu sayede kitaptan etkilenenler falan tamam ama kitapçıdan kitabı alıp da evinde okuyup da magic mushroom diye gezenlerin samimiyetine inanmam mümkün değil. Şimdi link verip de adamın reklamını yapmak istemem ama bilmem ne sitesinde ya da blogunda adamın biri bu kitabı övmüş de övmüş. Victoria devri kostümünden girmiş, kapitalizm eleştirisinden çıkmış. Hayır, inanın ben hikayeleri, detayları çok severim ama sen bilmeden, anlamadan sağdan soldan okuduklarını derleyip derleyip bir yazı sıçarsan ortaya elbette alay ederim seninle de yazınla da. Yazının sahibi benim çok sevdiğim iki arkadaşımın arkadaşı ki yazıdan da öyle haberim oldu zaten. Gel anlat lan Victoria devrini! Ne okudun o döneme ilişkin Wikipedia' da yazanlardan başka? Kapitalizm eleştirisiymiş de bilmem neymiş de lan koca koca puntolarla 120 sayfa kitaba bunları sığdırdıysa bu adam, ben 2000 sayfa kitap yazan Karl Marx' ın kafasına tüküreyim o zaman.

    Kafa açıcı arkadaşlar olunca hayatında, yazdıkça yazası geliyor insanın. Bir arkadaşım ki yukarıda bahsettiğim iki arkadaştan biri bu, bir link attı şimdi. bir müzede birisi gözlüğünü gizlice yere bırakmış, gözlük orada kalmış. sonrasında da diğer insanlar bunu bir modern sanat objesi zannedip fotoğrafını falan çekmeye başlamışlar, sıraya girmişler. http://www.milliyet.com.tr/gozlugu-sanat-eseri-sandilar/dunya/detay/2252132/default.htm Bu kadar kolay işte bir şeylere olmayan anlamları yüklemek.

    Yazarı gelip şu kitaba yapılan güzellemeleri, yüklenen anlamları görse; ''abi siz ne yaptınız ya'' der.


    !---- spoiler ----!

    kendini başkalarına gördüğünden ya da görünebileceğinden farklı biri olarak görme ki, başkaları da seni başkalarının gözünde başka biri olmaya çalışan başka biri olarak görmesin. (sf: 82)

    ***

    ‘’derdi ne acaba diye sordu griffin’ e. griffin de, tıpkı az önceki gibi karşılık verdi: ‘’aslında derdi falan yok, sadece dertli olduğunu sanıyor. haydi gel!’’ (sf: 86)

    ***

    panter yedi böreğin kabuğunu, sosunu, etini
    baykuşun payına kaldı böreğin ismi (sf: 99)

    (iş bankası kültür yay. - 13. baskı - çev: sinan ezber)

    !---- spoiler ----!