• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.33)
alice harikalar diyarında - lewis carroll
her şey elindeki saate bakıp hızlı hızlı yürüyen tuhaf giyimli bir tavşanla başladı. tavşanın peşine takılan alice, bir anda kendini fizik kurallarının çok da geçerli olmadığı garip bir dünyada buldu. yediği ya da içtiği her şey kızcağızı ya küçücük yapıyor ya da dev gibi büyütüyordu. kendi gözyaşlarından oluşan kocaman bir denizde boğulmaktan güç bela kurtulup, komik bir çay partisine katılan alice’i daha bir sürü acayip macera bekliyordu.

yaklaşık 140 yıl önce, aslında bir matematikçi olan lewis carroll, bir dostunun alice adındaki kızını oyalamak amacıyla anlattığı öyküleri bir kitapta toplamayı düşündü ve ortaya dünya tarihinin en ilginç çocuk romanı çıktı.

(idefix.com'dan alınmıştır)
  1. alice harikalar diyarında, satır aralarında çok güzel anektodlar, insanı sorgulamaya ve düşünmeye itekleyen noktalar barındıran bir kitap.

    bir çocuk kitabı gibi görünse de, aslında herkesin okuması gereken bir "başlangıç" kitaplarından bir tanesi.

    hayatınızın her döneminde, kitabın içerisinden farklı bir anlam ve ışık çıkartmanız mümkündür. böylesine geniş bir açıya sahiptir alice harikalar diyarında'nın anlattıkları.

    geçen hafta bir kez daha okudum kitabı baştan sona. en son üniversiteye başlamadan okumuştum ve bu sefer hem daha çok güldüm hem de daha çok düşündüm.

    ----
    "burada oturacağım" dedi uşak, "yarına kadar."

    tam o anda evin kapısı açıldı ve kocaman bir tabak havada kayarcasına uşak'ın kafasına doğru gelerek burnunu sıyırıp geçti ve arkasındaki ağaçlardan birine çarparak parçalandı.

    "...ya da belki de öbür güne," diye neredeyse aynı tonla, sanki hiçbir şey olmamışçasına devam etti uşak.

    alice, sesini iyice yükselterek, "içeri nasıl gireceğim?" diye sordu yeniden.

    "ondan önce şu soru geliyor, anlarsın ya," dedi uşak, "içeri girecek misin ki?"
    ----

    uşak'ın ve alice'in arasında geçen bu konuşma da uşak'ın işaret ettiği nokta, aslında tüm hayatımıza yön verirken kullandığımız paradigmaların ve karar yumaklarının bir adım öncesinde, hepsinden daha da önemli bir soru bulunduğunu hatırlattı bana.

    "...içeri girecek misin ki?"

    bir şey yapmaya çalışıyorsun; ama daha önemlisi bunu istiyor musun?

    ----
    "cashire pisisi," diye başladı konuşmaya çekine çekine, bu hitaptan hoşlanıp hoşlanmadığından pek emin değildi. neyse ki, kedinin yüzündeki sırıtış biraz daha artmıştı. "tamam o zaman, demek ki durumdan hoşnut," diye düşündü ve devam etti. "lütfen söyler misiniz, buradan ne tarafa doğru gitmeliyim?"

    "bu daha çok nereye varmak istediğine bağlı," dedi kedi.

    "neresi olursa olsun..." dedi alice

    "öyleyse ne tarafa doğru gideceğinin önemi yok," dedi kedi.

    "bir yere varayım da, gerisi önemli değil," diye ekledi alice, ne istediğini daha iyi anlatabilmek için.

    "kesin, bir yere varırsın," dedi kedi, "tabi yeterince yürürsen."
    ----

    cashire kedisi ve alice arasındaki bu diyalog, hayatım boyunca okuduğum en basit, en güzel ve en ufuk açıcı diyaloglardan birisidir.

    kitabı ilk okuduğumda 10-11 yaşlarımdaydım ve o zamanlar sadece cashire kedisinin deli olduğunu düşünmüştüm. şimdi ise hem deli, hem de mükemmel bir yol gösterici olduğunu düşünüyorum.