1. 5 nisan 1965 doğumlu şuan konyaspor'u çalıştıran teknik direktör. fenerbahçe'de ve milli takımda da oynamıştır. fenerbahçe tarihinin en çok gol atan oyuncusudur. (bkz: konyaspor) 'dan önce (bkz: istanbulspor) , (bkz: malatyaspor) , (bkz: ankaraspor) ve (bkz: fenerbahçe) 'yi çalıştırmıştır.
  2. futbolculuk döneminde ceza sahası içerisindeki becerisini jimnastik kökenli olmasına bağlıyorum. enteresan hareketlerle pozisyonu kendi lehine çevirebiliyordu. teknik direktörlük kariyeri ile ilgili olumlu ve olumsuz anlamda sayfalarca yazılabilir, başarılı bulmuyorum ama başardığı şeyler olduğunu görüyorum.
  3. turk mourinho.
  4. oynattığı oyunu pek sevmem ama oyundan aldığı verim iyi seviyede olan ve milli takım teknik direktörlüğü için biçilmiş kaftan olan turnuva takımı oluşturabilen kurt hoca
  5. spor basını sözleşmiş gibi gelecek sezon tekrar fenerbahçe ile anlaştığını yazıyor. bu salak yönetim yüzünden pazar pazar yine kriz geldi yahu sen fenerbahçesin ne aykutu ne kocamanı yapmayın etmeyin lütfen. eşofmanını giysin başka takıma gitsin.
  6. güzel insandır. yüreği "kocaman"dır. az kaldı böyle adamlardan.

    arda turan'ı, fatih terim'i ve "maddi-manevi" hidayet türkoğlu'nu gördükten sonra daha da değeri artması gereken kişidir. nazım'ın mezarına çiçek koyan, yaşar kemal ile aynı masayı paylaşandır.

    kendisi ile zamanında yapılan bir röportajda söyledikleri:

    (nebil özgentürk, maç sonrasında trabzonlu taraftarın intihar etmesini kastederek soruyor)

    – keyifsizliğin sürüyor mu aykut?
    – şimdi bakın bir maç oynanıyor, ben gol atıyorum, bir takımın şampiyonluğu tehlikeye girince o takımın taraftarı intihar ediyor. buna üzülmemek olur mu? ne korkunç bir tablo bu. bir haftadır bu intiharı, futbolun geldiği noktayı ve rize’deki olayları düşünüyorum. tuttuğu bir takım için kendini asan bir kişiye anlam veremiyorum. bunları sorguluyorum kendi kendime ve biliyorum ki takımı için kendini öldürebilecek binlerce taraftar var. ama neden olsun bunlar? ne yazık ki bir çok insan, tuttuğu takımın başarısı ya da başarısızlığını, kendi başarısı ya da başarısızlığı haline getiriyor. kendimi bildim bileli top oynarım, gelebilecek en güzel yere de geldim galiba ama, bugünlerde sevinemiyorum işte. fanatizm ve futbol dünyasındaki entrikalar soğuttu beni birçok şeyden. şimdi biz trabzon’da yenilseydik ne olacaktı? olacağı şuydu, istanbul’da bizim için hazırlanan ipler vardı hem de boynumuza geçirilmek üzere hazırlanan ipler. hem taraftarın, hem yöneticilerin, hem de bir kısım basının bizim için hazırladığı ipler. peki, noldu fenerbahçe’nin sezon başından beri başarılarına, diğer arkadaşlarımın bugünkü performansına, benim yıllardır attığım gollere? bugüne kadar 141 gol attım ama her hafta yeniden kanıtlamam gerekiyor kendimi ya da fenerbahçe stadı’nın arkasında bir yenilgi sonrası acaba beni linç ederler mi diye düşünüyorum. yani bir çok başarı hep boşa gidebilir.

    anlaşılıyor ki hafızası olmayan bir toplumuz. kimler yapıyor bunları, seyirciyi kim yönlendiriyor, bizi neden bir anda düşman haline getiriyorlar niye böyle bir toplum olduk anlamıyorum? ama sanırım politikacılarımızın bunda büyük sorumluluğu var; çünkü olay yine gelip gelip gelir dağılımı arasındaki eşitsizliğe dayanıyor. yani bu insanları fanatikleştiren, bize düşman eden küfürler ettiren temel nedeni sadece takım sevgisiyle açıklayamayız. geçim sıkıntısı yaşayan genç patlamayı tribünde yapıyor.

    […] bilmiyorum ama toplumun her kesiminde genel bir yozlaşma yok mu sizce? kimse kimseye saygı göstermiyor. başarı için her şey mübah görülüyor. utanmayı, ayıbı bilmeyen bir toplum olduk. her şey birbirine o kadar bağlı ki. mesela spor magazin programlarında arkadaşlarımın haline şaşırıyorum, onları o hale sokanlara da tabi. sabun köpüğü şöhretin ne anlamı var soruyorum size. üç dakika boyunca milyonlarca insan bir futbolcunun kuzu taklidini seyrediyor, kime ne kazandırır bu?

    gol sevincini şova dönüştürenlere, gol atınca rakip seyirciye dönüp ana avrat düz gidenlere de şaşırıyorum. ben kendi korkularımı, psikolojik durumumu daha çok önemsiyorum. örneğin trabzon maçının ilk 20 dakikası boyunca dinmeyen kalbimin atışlarını düşünüyorum şimdi… yaşamım boyunca ilk kez bir maçtan bu kadar korktum. ama trabzonlu taraftarların sahaya inip bizi linç etmesinden değil, lanetlenmekten korktum.