ben


  1. "ben" ile en az iki kişiden bahsediyoruz: bir şekilde oluşan geçmişimizle var etmiş/edilmiş olduğumuz kişi ve gelecekte var etmeyi tasarlıyor olduğumuz kişi. gençken "ben" dediğimizde daha çok tasarladığımız "ben" den, yaşlandıkça da daha çok bir şekilde dönüştüğümüz "ben" den bahsediyoruz. dönüştüğümüz "ben" in taşıdığı hayal kırıklıkları ölçüsünde de huzursuz, sinir bozucu, karamsar, iyimser, mutlu falan oluyoruz galiba. bu "ben" , simgesini, yani fiziki varlığını kaybettiğinde ise tamamen geçmişinin dönüştürdüğü bir şey oluyor ve ben olmaktan çıkıyor. dönüşmüş olan "ben" zihinlerde biyografi olarak kalıyor, tasarlanan "ben" ise simgesini terk etmeyip mezarın üstünde oturuyor.
  2. insanın kendisini yaşadığı kültürel çevre, içinde yaşadığı beden dahilinde kavramaya çalışması gerekir. aksi takdirde kendisini bin yıl öncesinin güney amerika' sında tasarlayıp "öyle olsaydi benim kimliğim türklük, müslümanlık, doğululuk içermeyecekti." veya "eger sabanci sülalesinin bir bireyi olsaydim maddi sıkıntıları olmayan biri olur, daha farklı bunalımlar geçirirdim." gibi mantıklı gibi görünen ama gerceklikten uzak çıkarımlar icinde kaybolmus bulacaktir. akıl yürüterek ulaşılan bu çıkarımların birer fantezi olduğunu unutmamak gerekir. bunu kierkegaard ölümcül hastalık umutsuzluk 'ta"ya sezar olurum ya hic!" diyen birinin üzerinden, ziya gökalp de türkçülüğün esasları 'nda milliyet değiştirmek isteyen birinden yola çıkarak açıklar. insanin öyle ya da böyle sadece kendisi olabileceğini, başkaları üzerinden veya ihtimaller üzerinden kendisini kavramaya çalışırken gerceklikten kopmamasi gerektigini bilmesi gerekir.

    bu yazi bir arkadaşımın beni "tarihselcilik"ten haberdar etmesi ve internetten bu metodu çok yüzeysel olarak araştırmam üzerine aklıma gelen ve burada kayıt altına almayı uygun gördüğüm dusuncelerdir.
  3. samimidir. oyun yoktur.