1. üzerinde logosun tepinişini durguluğa uğratarak logosu şaşırtan bir an yaratımını sağlayan nadir logossal sözlerdendir.
    ilkin maurice blanchot'nun bu söz hakkındaki dekonstrüksiyonuna bakalım;

    '' bu sözcük, görünüşte, gücü fiil çekiminin şimdiki zamanı çekişteki özelliklerinden ileri geliyor. 'bilmiyorum' sözünün kendiliğinden yumuşak bir çekiciliği var, en basit söz o;
    olumsuzluk orada, bilgiyi susturarak, kendini susturuyor, hem de belirli bir soruya belirli bir yanıt oluşturabileceğinden, bilmezliğin felsefe yüklü, gizemli, iki anlamlı sessizliğine sahip olduğunu da iddia etmeden.

    bilmiyorum, rahattır, sessizdir. tamamıyla karşılıklı konuşmaya bağlı değildir artık: kesmenin çarpıcı özelliğinin kalmadığı bir kesintidir sanki, bilmek ve hayır demek birbirlerini yumuşatıyor, bir sınıra giderek, sadece ortak ortadan kalkmalarının kaçmasını sağlıyorlar.

    'biliyorum' bilginin egemen damgasıdır, bu bilgi de zaman dışılığı içinde, kişiliksizliğiyle, daha önceden dağılmış bir şimdi ve rastgele bir “benlik” üzerine dayanır: otoritedir bu, bilginin değil kendini bilgi olarak görmek isteyen bir bilginin otoritesidir. olumsuzluğa gelince, gücü yasağın gücüdür, yasakların eksikliğinde yeniden ortaya çıkan yasanın çağrısında.
    “biliyorum-yasaktır”. bilmiyorum. yanıtın ötesinde yanıt veren bu yanıtta geri çevirme yoktur, gözlem, deney düzeyindeki görece bir durumun gözlemi sözün alçakgönüllülüğü için yeterli olmadıkça (“bilmiyorum, bilebilirdim, başkaları bilebilirdi”).

    bilmiyorum hiçbir şeyi gözlemez, tekrarlamayan bir yankıyla silinir, çünkü tekrarlayanı onu tekrarlamaktan alıkoymaktadır. sadece bu iki yönlendirme kalır bize:
    bilmediğim zaman bilgi ne tatlıdır; bilmiyorum deyince ayrılığın mırıldanan mesafesinde, kaybolmaya bırakılan yasak, ayrılan olumsuzluktan nasıl da ayrılır. “bilmiyorum, ama sezinliyorum.”
    'ama', burada, bir fazlalık biçiminde de olsa, sessizliği kırmaz, daha da uzatır. “bilmiyorum”, ne tekrarlanabilir, ne kapanır, sertleşme riskini alamaz, bir türlü bitmek bilmeyen sondur. “bilmediğim” derken parantez içine alınan şimdiki zaman, ucu ucuna söz veren bir geleceğin çekingenliğine, süresine dönüşür, “sezgi” mükemmel olmayan bir bilgi ya da duyarlılık eksikliği değildir, şimdiki zamanın yokluğunun bilginin içinde bile kendini gizlemesidir, yeniden bir şimdiki zamanı ya da şimdiden yok olanı kenardan köşeden getirir.

    “bilmiş olacağımı seziyorum”. şimdiki zaman, şimdiki zamana uyum sağlamadan, ona yine takılarak, geçmiş olmasına rağmen şimdiki zamanda geleceği sağlayana eğilir daha çok,yeni bir şimdiki zamanın neredeyse yaklaşmakta olduğunun habercisi gibi tanıtır kendini (canlı zamanda böyle olmalıdır çünkü), ama bu şimdiki zaman orada olmadan önce düşmüştür bile.
    çünkü “bilmiş olmak”, nefes kesici bir çabuklukla zamanı geçmişin en derinine doğru geri yollar (bu geçmişin şimdisi olmamıştır).
    “bilmiş olmak”, bilginin mutlak geçmişe gömülmüşlüğüdür. “bilmiş olmak”, şimdide bilen birisinin bir an ben olduğunun onaylanmasıdır genelde. ama burada “bilmiş olmak” hiçbir zaman bir şimdiki zamanla kaynaşmamış, bilgiye sahip bir benlikle birleşmemiştir: dokunmadığım bir geleceğin yakınında (“gittiğimi seziyorum”) ve hiçbir güncellikten geçmeden, her şey, bilmiş olmanın geriye döndürülemezliğinde çökmüş kalmıştır. üstelik, “bilmiş olmak” bir gösteriş, bir alay, cehaletin kırışıklığı değildir: bilmiş olmak ikiyle çarpılan bir bilgidir, kesinlik biçimidir. sanki mutlak bir bilgi olabilir, olmuştur, ama bir özne ona sahip çıkamamıştır, ister bireysel, ister evrensel bir özne olsun, bu bilgiyi şimdiye taşıyamadığı için, mutlak bilgi hepten kaybolmuştur. ''

    imdi, bu 'bilmeme' halinin tasviri olan 'bilmiyorum' sözü tıpkı 'o' sözcüğü gibidir. insanın ansallığında dizgesel bir belirlenimin bir sonraki an'ını 'apaçık öngörmesini' ketleyip bu apaçık öngörme sahte geleceğini öteleyerek gerçek bir 'şimdi' yaratır.
    geçmiş yerleşik dizgesel enformasyonların yarattığı illüzyon öznenin sözde 'sağlam' şimdisini ve geleceğini imlemeksizliğiyle sarsar.
    bu imlemeksizlik, insanın gerçek kendisine açılan bu pencere hemen kapatılmaya çalışılır logosca.
    önceleyin, blanchot'nun dediği gibi 'bilmiş olacağını sezmek' evresine itiverir seni.
    bu 'sezmek' logosun seni sersemlemişliğinden çıkarmak için attığı tokattır. sezmek durumu logosa karşı süreğenliğini daha fazla stabil tutamayıp seni yine illüzyonluğunun kucağına iter.
    'mutlak bilgi' yerleşikliğiyle seni rehavete erdirir. ancak bu 'mutlak bilgi kesinliği' hiçbir daim 'bilmiyorum'un özgür durguluğu kadar bir reel şimdi yaratamazdır.
    saçma bir en kendin dışılığı, kendin diye ömür boyu yaşarsın böylece.
    kesinlik, bilinmezliğin kaotikliğinden seni her kendine çekişinde bir kez daha tarumar olur benliğin.
    ve işte bu yalanı yaşayandır bilginin insanı, düzenin insanı v.s. diğer safsataların insanı.
  2. diye bildiğin sürece dünyanın bilgisinin kapısını açan sihirli kelimedir.