1. karin karakaşlı'nın can kırıkları kitabındaki en güzel öykülerden biri camille claudel’i anlatan “rüzgâra karşı”. karin karakaşlı şöyle diyor bir söyleşinde:

    "camille claudel’in hayat öyküsünü okudum ve çok etkilendim. bir yerine de sekiz gün eksik diye bir not düşmüşüm. evinden kovulduğu, rodin’den haber alamayıp atölyeye kapandığı sekiz gün, tek bir satırla geçiyordu. ben orada sızabileceğim bir yarık gördüm ve sızdım. mari gerekmezyan’ın öyküsü ise aktüel’den rıfat dedeoğlu’nun röportajıyla kamuya mal olan bir bilgiden çıktı. bedri rahmi’ye ait kaynaklarda satır aralarına kaydırılmış, cemaat yaşamında ise hayatıyla ilgili susulmuş bir kadın mari gerekmezyan. claudel ve gerekmezyan’ın çok tuhaf ve paralel bir öyküsü olduğunu gördüm, buldum. gerekmezyan, hikâyesi bile yazılmamış, onun kadar bile şansı olmamış bir camille claudel’di. ve ben bir borç hissettim. iki sanatçı kadının her an depremi göze almış yaşamlarını, öz yıkımı anlattım."

    "rüzgara karşı" öyküsünden bir paragrafla bitireyim:

    "çok fazla oldum belki, haddimi bilmedim kim bilir. bu çağda erkeklerin alanı olan heykeltıraşlığa soyun, hem de çok yetenekli ol. hem de çok sev, hem de çok sevil... sadece kendimi var etmek istedim her şeyimle. hepsi bu. kimsenin bana saldırmasına gerek yok aslında. kendi olma mücadelesi yeterince büyük bir ceza.her gün aynanın karşısına geçip kendime kendimi anlatıyorum. kim olduğumu unutmayayım, dış seslerin karmaşasında dengemi yitirmeyeyim diye her gün bu aynanın karşısında camille'i yeni baştan doğuruyorum."
  2. "bu toprağın derinliklerine kanımı akıtıyordum..."