1. gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
    en sonunda varmışsın bir erzincanlıya.


    edebiyat arşivlerine göre fahriye ablanın bir erzincanlıya varması, bir gönül bağı değildir, delikanlı sözcüğüne kafiye bulma zorunluluğundandır. şiirin yazıldığı yıllarda adıyaman diye bir il olmadığına göre ancak bir vanlı’ya varabilirdi fahriye abla, o da vanlı’nın başına iki heceli bir sıfat bulmak şartıyla. dıranas sıfatlarla uğraşmaktansa bir erzincanlı’ya.
  2. şiirin tam hali şöyledir ;

    hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
    kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
    bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
    hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
    hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
    gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
    ne güzel komşumuzdun sen, fahriye abla!


    eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,
    sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
    güneşin batmasına yakın saatlerde
    yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
    yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
    bahçende akasyalar açardı baharla.
    ne şirin komşumuzdun sen, fahriye abla!

    önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
    tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
    içini gıcıklardı bütün erkeklerin
    altın bileziklerle dolu bileklerin.
    açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
    açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
    ne çapkın komşumuzdun sen, fahriye abla!

    gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
    en sonunda varmışsın bir erzincanlıya.
    bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
    hâlâ dağları karlı erzincan'da mısın?
    bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
    hâtırada kalan şey değişmez zamanla.
    ne vefalı komşumdun sen, fahriye abla!