1. '' bilinmeyene karşı bilmeyi sınırlayan kavram; aşkın olanı, deneyin ötesinde bulunanı gösteren, ama bununla deneyde bağlantı kurulamayacağını gösteren kavram. başka deyişle: bilgiyi sınırlayan, ama aynı zamanda bu sınırın ötesinde bir şeyin bulunduğunu da imleyen kavram.
    (ör. kant'ta "noumenon = kendinde şey" yalnızca bir sınır-kavramdır, bilgimizin sınırını gösteren bir kavramdır.) '' bsts / felsefe terimleri sözlüğü, 1975

    bu hudut, dil'e bağlaşık logosmerkezci 'çıkımsızlığının' hudutudur. lâkin var mıdır gerçekten böyle bir hudut ya da varsa bile aşılabilir mi, tüm 'aşılamaz kesinliğine' rağmen?

    bu postmodern durumun cevaplanması elzem yegâne sorusunu, foucault perspektifince tavzih etmeye, dekonstrüktive etmeye kalkışınca, mümkündür bu 'aşım'.

    ' biz dil'in boyunduruğu altında düşünmek ister istemez, düşünmez oluruz. ' sözüyle nietzsche'nin bahsolunan bu huduta yüce ihlaliyle ya da ihlal meyyalliği ile temelleri atılan 'ihlal edilebilirliği' uzamında devinen tüm kalburüstü postmodern filozoflar gibi foucault da burada devinir. ve bu aşım'ın kendi söyleviyle, ' aklın dilinin beri tarafında' gerçekleşebileceğini öne sürer. zira bu hudutu belirleyen, başta dediğim gibi, dil'e bağlaşık logosmerkezci 'çıkımsızlığının' hudutudur. ve bu logosun 'beri tarafı'na en büyük argüman olarak foucault 'deliliği' öne sürer.

    bu öne sürüşü foucault derlemcisi, açımlayıcısı judith revel, güncelliğin ontolojisi'nde şöyle adlandırır; 'asimetrik simetri'.
    neden? çünkü bu öne sürüşün dinamiğinde 'aklın dilinin beri tarafına', akıl'la ulaşma istemi vardır. tam olarak istem denmese bile, zarureti vardır. bundandır 'asimetrik simetrisi'.

    bu foucault asimetrisine dair derrida da şöyle bir eleştiri yapmıştır;

    ' deliliği çoktan sürgüne göndermiş olan bir araçla(*:aklın diliyle) deliliğe ulaşabileceğinin sanılması foucault'nun düştüğü tuzaktır. '

    bu tuzaktan korkmasa da foucault, her zaman düşmesinin kaçınılmazlığında yolunu değiştirmiştir. ' her zaman onun gibi yazmak isterdim' dediği maurice blanchot'nun yoluna yolcu olmuştur. bu yol blanchot'nun dehors-dışarısı- imlemlemini içermektedir.

    yani dil'in yarattığı özne'nin yıkımı çalışmasını. blanchot'ya göre dil, tıpkı öznenin bütün iplerini elinde tutan bir kuklacıdır. kendisinin oynattığını oynar, kendisinin söylettiğini söyler insan. lâkin bu ipleri kesmek lazımdır.
    bu ipleri kestiğimizde 'asimetrik simetri'nin perspektifine göre insan ölür. cansızlaşır.
    fakat böyle bakılmamalı, 'yere yığılır' olarak bakılmalı. yere yığılan 'kukla' yere yığıldığında artık bir kukla değildir. yere yığılışı simetri'nin istemi değildir. simetrinin istemi dediğim gibi cansızlığıdır. yere yığılışı ne simetrinin ne de asimetrinin istemidir. bunun dışarısındalığın düşüncesidir. yere yığılış'tan sonraki belirsizlik cansızlığı imlemez. bildiğimiz şekliyle 'canlılığı' da. ama bir im'i vardır. 'aklın dilinin beri tarafından' bize çağrı yapan bir im'i.