1. sivas, imranlı, han köylü halk ozanı. koçgirilidir, kürttür. 2 temmuz 1993'te madımak'ta katledilenler arasında o da vardır. bu sebeple, hasret gültekin denildiğinde, her ne sebeple anılmış olursa olsun, işin içinde hüzün vardır. öldürüldüğünde 22 yaşındaydı. tok bir sese, kıvrak bir bileğe sahip olduğu için yaşı söylenildiğinde insanları genellikle şaşkınlığa uğratır. kendisinin bir suretine şuradan erişebilirsiniz:

    bağlamayı, anadolu'da gelenek olduğu üzere, usta çırak ilişkisiyle öğrendi; lakin tek bir ustası yoktu, kapısını aşındırmadığı ozan yok gibidir; teke zortlatması'nı talip özkan'dan, deli derviş'i haydar acar'dan dinleyip çaldı. yani bir nevi kendine özel bir mektep oluşturmuş, yöresel tavırları ustalarından öğrenip icra etmiş bir sanatçı olarak alaylılığa yeni bir boyut kazandırmış, tabiri caizse açıktan konservatuvar bitirmiştir. sonunda bağlamada virtüözlük kertesine erişti; kendine has tınısı ve tekniği, özgün yorumuyla halk müziğinde farklı bir amaç güden, gerçek anlamda bir müzik emekçisi. şelpe üzerinde yoğunlaşarak bu teknik üzerinde de ustalaştı, geniş kitlelere bu tekniği tanıtan ve şelpenin imkanlarını araştıran ilk isimlerden birisidir; hasret'i bilenler şelpesiyle bilirler. işte kendi ağzından şelpeye dair birkaç cümle: şelpesi için: teke zortlatması, niyaz ehlindeniz

    müziği akademik bir bakış açısıyla ele almıştır. halk müziği ve bağlama temelli, çok sesli ve çağdaş bir müzik hedefledi; bu konuda çalışmalar yaptı, türküler derledi, konserler verdi. yunan rembetiko grubu prosechos ile birlikte düzenledikleri ege'nin iki yakası adlı konser serisi bu niyetinin bir tezahürüdür. bunun yanında, istanbul devlet senfoni orkestrası ile bağlama resitali vermiştir. bu konuda, "... senfoni orkestrası ve bağlama birbirlerine taviz vermeden çaldıkları için iki tarafa da yaramayan bir müzik çıktı ortaya ... uyum sağlanabilmesi için iki taraftan biri taviz vermelidir. başka bir deyimle, bağlama kocaya gitmemeli, gelin getirmeli; ama evde de kalmamalı." demiştir. müzik konusunda kovaladığı davayı şu şekilde özetlemiştir: merhaba çocuk, çay başına bostan ektim anadolu'nun paco de lucia'sıdır: tam da alışmışken

    bir çok türkü de derlemiş, bu hazineler kaybolup gitmeden köyden köye, cenazeden cenazeye koşturarak kürt kadınlarının yaktıkları ağıtları kaydetmiştir. elinden walkmani düşmezmiş. fakat nihayetinde, tasarladıklarını gerçekleştiremeden vahşice öldürülüp, arkasından ağıt yakılan kendisi olmuştur heyhat! hasret'ten kaynaklı hüzün, biraz da bundandır.

    yönetmenliğini yaptığı albümlerden en mühimleri abuzer karakoç'un alvar deyişleri ve newroz 1-2-3 serisidir. saydığım albümler de dahil olmak üzere birçok işte bağlama ve curasıyla kendisini belli eder. özellikle newroz albümleri ile kürt müziği üstündeki ambargoyu delip geçti, yasakçı zihniyete galebe çaldı; bu yönden bir milat teşkil eder. hele hele bunu '90ların ilk yıllarında yaptığı da hesaba katılırsa, kıymeti çok daha net anlaşılabilecektir. bu kasetlerin trajikomik öyküsünü kendisinden dinleyelim: gerçekten de söylediği gibi mükemmeldir newroz'lar, mutlaka dinleyin. bu da newroz-1'in ağzı bantlı kürt bir ihtiyar bulunan kaset kapağı:

    kendi yayımladığı üç adet çalışması vardır:
    -gün olaydı (1987)
    -gece ile gündüz arasında (1989)
    -rüzgarın kanatlarında (1991)
    bunların yanında "bitmeyen türküler-dostlar muhabbeti" ve "türküler yalan söylemez" adlı kollektif çalışmalarda da sazı ve sözüyle yer almıştır. ölümünün ardından ise "ege'nin iki yakası" ve "seçmeler" yayımlanmıştır.

    kendi hikayesini, kendi dizelerinden iyi kim anlatabilir:

    bu gece bendeki canıma

    bu gece,
    ben giderim resmim kalır
    belli ki bir hevesim kalır
    gözüm arkada kalmaz
    seni göresim kalır.

    sesim kalmaz
    sözüm kalmaz
    yarım kalır bir öykücük
    bozulmuş bir tılsım kalır.

    güze ulaşır vakit
    kurur dallar
    ayaz kalır.
    gece çöker, baykuş öter
    yaşanmamış bir yaz kalır.

    söner içimdeki yangın
    direnen kımıl, göğ ekinler
    açar güneş
    mevsim ilkbahara döner
    yemyeşil bir tınaz kalır.

    alacak renkler susar
    ortada tek “beyaz” kalır.

    çürür düzen zulüm biter
    kar altında gülüm biter
    vakit ulaşır yolum biter
    bir de yasak “adım” kalır.

    toplatılır yazılarım
    yakılır dizelerim
    kurutulur gözlerim
    geride genç ölüm kalır.

    1990

    "yine hasret var türkülerde, yine hasret sonu gelmez... bir alev var yüreklerde, türkülerden mi bilinmez. yan yüreğim yan, yürek bir damla ateşle kanmaz. bedende kuş misali can, uçar sivas ellerinde... ozan yanar gönül, ozan yanar. türkü, yanmaz..."

    bakın ilkay akkaya ne diyor: "yanan köylerin, gözaltında kaybolanların, faili meçhullerin ülkesinde kardeş bedenlerden yükselen dumanlar yakmadı mı genzinizi hala?"
    niye?

    ışık oldum sonsuza
  2. 22 yaşında, sivas katliamında diri diri yanan bir yürek.
  3. gece gece aklıma düşen dünyanın en güzel insanı. keşke benim ömrümden alınıp onun ömrüne eklenseydi.

    ah be hasret abi...
  4. su an dinledigim, dinledikce de gözlerimin dolmasina sebep olan insan. en güzel insan...
  5. gencecik yaşta katledilmiştir. o katledenler masum olarak görülmüş, o sırada ölenler kurban olarak ismi geçmiş, savunma yüzsüzlüğüne ve daha ötesine sahip olanlar ise günümüzde milletvekili, çeşitli pozisyonlarda bürokrat ve hatta anayasa mahkemesi üyesi olarak hayatını sürdürmektedir.
    wtf