• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
iki darbe arasında - iskender pala
28 şubat süreci... her gün bir yığın hüsran...
günler ilerledikçe dalgalar şiddetini arttırarak dövmeye başlamıştır. kalbinizin duvarlarını ve çaresizliğin sesi çığlık çığlığadır içinizde. ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla bir damla su getirmez yangını söndürmeye...

iskender pala bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, "asker kimliğiyle" karşımızda. usta yazar 12 eylül'ün hemen ardından başlayıp 28 şubat sürecinde yaş kararıyla son bulan deniz kuvvetleri'ndeki 15 yılın hikayesini içeriden okuma fırsatı veriyor.

(...) acı günleri hatırlamak, insana tekrar acı verir elbette. buna rağmen vaktiyle unutmayı çok zor başardığım o günleri şimdi yeniden hatırlamanın acısını yaşamaya cesaret etmem, sırf tarihe belge bırakma ve belki o savrulmuş insanların hala aramızda yaşadıklarına dikkat çekebilme amacına yöneliktir ve bu yüzden yazdıklarımın tamamı katıksız hakikattir.
  1. iskender pala’nın 1982-1997 yılları arasında, edebiyat öğretmeni olarak girip emekli olmasına aylar kala siciline işlenen milli görüş ideolojisine sahip olduğu gerekçesiyle yüksek askeri şura kararıyla ordudan ihraç edilmesinin hikayesini samimi bir üslupla anlattığı eserdir.

    kitapta iskender pala’nın uzaktan tanışıklığı bulunduğu dönemin istanbul belediye başkanı r. tayyip erdoğan’la kuzey deniz saha komutanı ilhami erdil’in arasında geçen, arkadaşının şahit olduğu bir konuşma var. erdoğan istemeden de olsa pala’nın ordudan atılma sürecini hızlandırmış ama yazarın erdoğan’a kızgın veya kırgın olduğuna dair bir söylemi yok. diyalog şöyle:

    “sayın başkan, barbaros türbesi’yle ilgili bazı açmazlarımız var. siz de yardımcı olsanız da türbede bazı restorasyon çalışmaları başlatsak.”

    “elbette sayın komutan, belediye olarak biz ne gerekiyorsa yapalım, barbaros gibi bir türk büyüğü her türlü yardımı hak eder.”

    “türbenin bize ait olan kısmının çalışmalarını tamamlıyoruz ama bazı konularda türbenin bakım tutumu size ait. çevre düzenlemesi, aydınlatması, park donanımı vs. yapılmasında yarar var. ekiplerinizden yararlanmak isteriz.”

    “türbenin aydınlatması konusundaki bir teklifi biz de incelemiş ve konuya olumlu bakmıştık. belki sizin proje ile bizimkini örtüştürebiliriz. siz nasıl bir şey düşünüyorsunuz?”

    “bizde araştırmacı bir binbaşı var. barbaros’un vasiyetini bulup getirdi. orada türbenin aydınlatılmasına dair de bir cümle var. biz içerden aydınlatmasını zaten yaptık. dış aydınlatma için ilgili kurumlarla temas halindeyiz ve sizden de bu konuda yardım istiyoruz. vasiyetnamede yalnızca ‘aydınlatma’ olarak geçiyormuş.”

    “barbaros’un vasiyetnamesi ha, çok ilginç. eski yazı değil mi bu?”

    “evet bizim arşiv müdürü bir binbaşımız var, iskender pala adında, eski yazıyı iyi bilir.”

    “ha!.. siz bizim iskender’den bahsediyorsunuz!..”

    “?!..”

    bu “bizim iskender” sözünden sonra ilhami erdil paşa birkaç dakika düşünmüş ve tayyip bey’e hissettirmeden kurmay başkanına dönüp şu talimatı vermiş.

    “nereden onların iskender’i olduğu derhal araştırılsın!”

    fotoğrafçı arkadaşımın söylediğine göre bu talimatı verirken suratındaki hiddet, bir boğayı bile zehirleyip yere yıkacak cinstenmiş. ilhami paşa’nın törenden evvelki tavrının ve iğneli cümlesinin nedenini artık anlamıştım. tabii hayra yormadım. yaklaşmakta olan yaklaşmış; olacak olan olmaya durmuş; âdeta süreç başlamıştı.

    (bkz: iskender pala'nın abdurrahman albay'a verdiği ayar)