• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.19)
insancıklar - fyodor mihailoviç dostoyevski
dostoyevski'nin ilk romanı olan insancıklar, zamanın ünlü eleştirmeni bielinski'nin hayranlığını kazanmasına karşın, uzun süre rusya'da bile dikkati çekmeden kalmış, değeri ancak sürgün dönüşünden sonra ortaya çıkarak, dünyanın her yerinde milyonlarca okurun beğenisini elde etmiştir. dostoyevski, başlıca konusu acıma olan büyük yapıtının temelini bu küçük romanla atmış; insanları sevme ve onlara acıma duygusuna son romanına kadar sadık kalmıştır. nihal yalaza taluy'un kaleminde bir kat daha değer kazanan bu güzel yapıtın yeni baskısını zevkle sunuyoruz. (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. dostoyevski'nin 1846 yılında yayımlanan ilk başyapıtı, ilk edebi yapıtı.
    eserin ortaya çıkış hikayesi ilginçtir:
    dostoyevski romanı bir arkadaşına okuması için verir. arkadaşı da romanı o kadar beğenir ki heyecandan dostoyevski'nin yanına gider ve bunu dönemin eleştiri alanındaki otoritesi olan belinski'ye göstermeye karar verirler. gecenin bir yarısı koskoca eleştirmen belinski'nin kapısını çalarlar. belinski romanı okur ve gerçekten çok beğendiğini ifade etmek için:
    "yeni bir gogol doğdu" der. gogol bilindiği gibi o döneme kadar en büyük rus yazarı olarak bilinirdi. eser 1846 yılında yayımlanır. rusya'da dostoyevski'ye övgüler yağar ancak daha sonraki

    rus edebiyatinin ilk toplumsal romani sayilir.
  2. dostoyevski’nin 150 yıldan fazla bir zaman önce, henüz 24 yaşındayken yazdığı ilk romandır. “mektup roman” tarzındaki bu ilk eserinde dostoyevski, insan psikolojisini çözümlemekte ne denli usta olduğunu göstermiştir. kitabı okurken sık sık günümüz insanları ve ilişkileriyle paralellikler kurabildim ve bu benzerliklerden dolayı bazı cümlelerde, -aslında dokunaklı olmasına rağmen- gülümseyebildim. sanki yıllar önce ölmüş iki insanın birbirlerine yazdıkları mektupları bulmuşum da heyecanla okuyormuşum gibi hissettim.
    ne var ki bu romanı herkese tavsiye edemem, ancak dostoyevski’nin tarzına aşina olanlara önerebilirim.
  3. romanda yer yer kopukluklar olsa da kendine özgü bir metodla yazıldığı, dostoyevski'nin ilk romanı olmasından ötürü okunabilir. şahsen biraz sıkılarak okudum.ancak şu bir gerçek ki her mektubu okuduğunuzda, gelecek diğer mektubu, mektubun içindeki duyguları, mektuplaştığınız insanın sorunlarının üstesinden gelip gelmediğini, petersburg'un soğuk havasından korunmak için altları lime lime olmuş çizmenin ve düğmesi kopmuş ceketin yerine yenilerinin alınıp alınmadığını merak ediyorsunuz. bu yönden roman akıcı ilerliyor denebilir. iki insan arasındaki bu "karşılıksız, menfaatsiz, çıkarsız" sevginin romanı diyebilirim. klişe bir tabirle ifade etmem gerekirse modern insanın en büyük sorunlarından birisi olan insanların birbirini karşılıksız sevememesi, güvenememesi, menfaat ilişkileri bu romandaki ana karakterlerimiz arasında tabiki yok ancak yan karakterlerde bolca örneğini görebiliriz.

    dostoyevski bu romanda, bir nebze sonraki yazacağı romanlarının karakter profilini çizmeye başlıyor. daha sonra detaylıca işleyeceği acıma, suçluluk, pişmanlık duygularını karakterleri ůzerinden psikolojik bir analizle gözler önüne sermeye bu romanla başlıyor diyebiliriz. tabiki yoksulluk övgüsü ( bir nevi karakterli, ahlaklı yoksulluk diyorum buna ) karşımıza çıkıyor. romanlarında gördüğümüz kasvetli, tavanları basık odalarda yaşayan ahlaklı, cebindeki paranın tamamını yeri gelince daha fakirlere hibe edebilen bu karakterli yoksulların bir nevi ilk örneklerini görüyoruz. yoksulluk dedik insancıklardan bir alıntıyla bitirelim.

    "yoksullar yaradılışları gereği bencil olurlar. eskiden de sezinlerdim bunu. yoksul insan kuşkucu olur. dünya görüşü herkesten ayrıdır, sokaktan önünden geçenlere ürkerek, çevresine çekinerek bakar; sanki kendisinden söz ediliyormuş, o acınacak hali eleştiriliyormuş gibi, tüm söylenenlere kulak kabartır. herkesin bildiği bir gerçek vardır varenka: yoksul insan paçavradan daha değersizdir. herkes ne derse desin, ne yazarsa yazsın, yoksullar hiç saygı görmezler. evet, yazar-çizer takımı ne yazarsa yazsın, yoksulun durumu değişmeyecektir. neden mi? çünkü yazarlara göre, yoksulun her şeyi, içi dışı gün gibi ortaya serilmelidir. kendine özgü bir yaşantısı, kişisel hiçbir gizliliği olmamalıdır yoksulun.."
  4. "zavallı insanlar", " yoksul insanlar" dostoyevski'nin koyduğu asıl isime daha yakın olsa da "insancıklar" ismiyle türkçeye çevrilmiştir.

    "bana göre hiçbir şey fark etmez, dondurucu ayazda paltosuz, çizmesiz gezerim, her şeye katlanır, dayanırım, bana vız gelir; sade, küçük bir insanım ben, ama insanlar ne der? düşmanlarım, kötü dillilerin hepsi ne der paltosuz gidersem? zaten insan paltoyla geziyor, çizme giyiyorsa ne yazık ki hep başkaları için yapıyor bunu."
  5. halkın yoksul kesiminin de var olduğunu dünyaya duyuran büyük bir toplumsal roman. varvara'nın yoksulluktan kurtulduğuna sevindiğine eminim. o da tüm yoksullar gibi arkasını rahat ettirecek birini bulma hayalini gerçekleştirdi. ekselanslarının devuşkin'le olan sahnesi devlet ile halkı arasındaki bağı çok iyi anlatıyor. devlet, halkının yoksul olduğunu biliyor ve buna rağmen onu görmezden geliyor; halk ise her ne kadar belli etmese de devletinin onu sevdiğini düşünüyor. halkının fakir olduğunu başkalarının da görmesiyle devlet halkına şefkat göstermesi, tribünlere oynaması gerektiğini görür. çünkü dışarıdan halkının yoksul olduğunun bilinmesini istemez. devuşkin'e -halkına- 100 ruble verip dış görünüşünü düzeltmesini ister. yazarın ilk romanı olduğu için bitiriş kısmı pek keskin olmamış, ancak genel olarak halkı iyi bir biçimde tasvir etmiş.