1. oldukça can sıkıcı bir durum. bir de sakal kesme zorunluluğu varsa değme keyfine.
  2. şikayet edilmemesi gerekendir. zira o mesleği size zorla yaptırmıyorlar. işe girerken şartlarınız uyuyorsa kabul etseydiniz.
  3. yaptığınız işi sevmiyorsanız,tek bir saniyesinde bile verimli olamıyor,kendinizi veremiyor ve daha ilerisini düşünemiyorsanız,isterse o karga brunch'a gitsin, five tea yapsın, yine de mutsuzluğunuz ve uyumsuzluğunuz değişmeyecek. ha,berbat olan nedir? sevmediğin işe yolda daha anca uyuyan itler varken gitmektir,evlerden, hayatlardan ırak efendim.
  4. genellikle vasıfsız işçi olanların karşılaştığı durumdur.
  5. "çalışmak zorunda değiliz, hele sevmediğimiz ya da başındayken zevk almadığımız bir meslekte... vira 1968, selam hendrix !"

    memleketin bu şartlarında bunu diyebilmek gayet konformist ve alabildiğine liberal bir tavırdır. "mutlu olabileceğin mesleği seçemiyorsan, seçebilme yetini kazanmaktan mahrum bırakılmışsan, hayat seni bir şeylere zorunlu kılıyorsa, güçsüzsün, yemsin, kaderine razı olmalısın dostum. "

    tercih hakkının olabildiği koşullarda tabiki sana en uyanını yapmak gerekir. yani vaktinin ve emeğinin büyük kısmının geçtiği yerde mutlu olabilmek hayata yönelik mutluluğuna doğrudan etkiyecektir. bu insan için ideal değil belki ama optimum çözümdür.

    liyakata dayalı iş imkanlarının bu kadar güç olduğu bu koşullarda, yoksulluk sınırında* ailelerin çocukları ise erken yüzleşir gerçeklikle. bir yerden sonra da işini hakkıyla yapabilmek ve mutluluk amacına yönelik olarak zorunda kalınmışlığa sabretmektir olan.

    kargalar zeki hayvandır, bokunu yer mi sahiden bilmiyorum ama hayatta kalmak ya da hayata tutunabilmek için sabahın köründe kalkmak zorunda kalan emekçi insan, güzel insandır. buradan, cemal süreya parkı yolunu, her pazar sabah 5.30'dan itibaren* süpürmeye başlayan belediye işçisi abilerime selam ve saygılarımı gönderiyorum. *
  6. arabistan kafasına geçmeye saatten başladığımız için pazartesi'nden itibaren yaşayacağımız hadise...

    ben 07:20'de evden çıkıyorum hava aydınlanmaya yeni başlamış oluyor ki beylikdüzü'nden, tuzla'dan atıyorum gayrettepe'ye, sarıyer'e, kadıköy'e giden ne yapsın... uzun yola gider gibi gider artık...

    trafik denen illetin yaz/kış saati ile felakete dönüşmemesi için mesai saatlerinin makul zamanlara çekilmesi gerekir...
  7. "şikayet edilecek bişey değil, beğenmiyorsan gitme işe, zorla yaptırmıyorlar sana o işi" denerek basite indirgenecek durum değildir. istanbul'da trafik hızı ortalama 8-10 km saattir. yani aynı ilçenin iki ucu arası bile 2 saat vakit alır. şimdi " yaşama kardeşim o zaman istanbulda" da diyen olur. ona cevabım "sanane lan dalyarak" olacaktır. sonuçta bak avrupa çalışma saatlerini altıya indirmekle meşgul. haftalık iş günü sayısını dörde indirmek istiyor. zira çok çalışan yada iş için çok mesai harcayan değil, kaliteli ve verimli çalışan, teknolojiyi kullanıp refah seviyesini arttırmış bi insan zikiyle ceviz kırmak için kendine elbette daha çok vakit ayırmak isteyecektir sayın mal değneği.
  8. bir friksiyonel işsiz olarak özlediğimdir.