• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
kaygı kavramı - soren kierkegaard
sören kierkegaard (1813-1855): topu topu 42 yıl süren yaşamında, 30'lu yaşlarının başında yayımladığı ya/ya da ve korku ve titreme gibi yapıtlarıyla sivrilen ve etkisini hem felsefeci hem de yazar olarak günümüze dek sürdüren önemli bir 19. yüzyıl düşünürüdür.1843'te yayımladığı kaygı kavramı'ysa, kierkegaard'dan son yıllarda dilimize aktarılanlar arasında özgün dilinden çevrilişiyle de farkını oluşturan bir yapıttır.türker armaner (1968); kuşağının felsefeyle edebiyatı birbirini en iyi biçimde besleyerek sürdüren önemli üyelerindendir. iskandinav dillerinden çevirdiği yazarlar arasında kierkegaard'ın yanı sıra sofi'nin dünyası yazarı jostein gaarder de bulunan armaner'in kendi yazdıkları arasındaysa, ilki 1997 yılında yayımlanan (kıyısız) üç de öykü kitabı bulunmaktadır. (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. kaygı üzerine beyin jimnastiği. sokrates bu yazdığımı görse, ne güzel konuları düşünmüşsün kierkegaard'cığım derdi anlamına gelecek bir cümle vardı kitapta. kierkegaard'ın o derin bakışı bu kitapta da var. kaygının en derinlerinde şunu görmüş filozof.

    özetle şunu söylüyor, "kaygının büyüklüğü mükemmelliğin büyüklüğüne işarettir. ve kaygı şehvaniyetten gelir. kadınlar daha şehvani oldukları için daha kaygılıdırlar. bu onların vücut biçimlerinde de kendini gösterir. eğer kadın söylendiği gibi erkekten daha zayıf olsaydı daha az kaygılı olması gerekirdi." bakmasını bildiği belli bana kalırsa. zaten yine kitapta şunu söylüyor, "vakit yitirmemek için, bu muhayyel gözlemler üzerinde daha fazla durmayacağım. insan bakmasını bilirse, hayat yeterince zengindir. görmekten aciz birinin paris'e ya da londra'ya gitmesi bir işe yaramayacaktır."

    !---- spoiler ----!

    bir kişinin geçmişe ilişkin kaygı duyduğu söylendiğinde, bu ifade söz konusu dilsel kullanım ile çelişkiye düşer. daha dikkatli bakıldığında, bunun sadece bir söylem biçimi olduğu, gelecek zamanın bir şekilde ortaya çıktığı görülür. kaygı duyduğumu varsaydığım geçmiş, benimle bir olanaklılık ilişkisi içinde bulunmak zorundadır. geçmişteki bir talihsizlikle ilgili kaygı taşıyorsam, bu üzerine kaygılanılan şeyin geçmişte olduğunu değil, ileride, yani gelecekte yineleneceğini düşünmemden kaynaklanır. geçmişteki bir cürüm nedeniyle kaygılanıyorsam, bu onu tam olarak geçmişte bırakmamış olmam, kendimi kandırarak ya da başka bir şekilde geçmişte olmuş olmasından kaçınmam yüzündendir. gerçekten geçmiş zaman olsaydı, kaygı değil pişmanlık duyardım. pişman değilsem, bu kendime cürüm ile diyalektik bir ilişkiye girme hakkını tanımış olmamdan, böylece cürümün kendisinin geçmişe ilişkin değil, olanak halinde bir şey olmasından kaynaklanır. cezadan kaygılanıyorsam, bu da ceza ile cürümün diyalektik ilişkisi nedeniyledir (öteki türlü cezamı çekiyor olurdum), o halde kaygımın olanak halindeki ve geleceğe ilişkin bir şeye yönelik olduğunu söyleyebilirim.

    !---- spoiler ----!

    kitapta kaygı kavramı ele alınırken başka birçok iyi tespiti var yazarın. kitabı tekrar elime alırsam güncellerim başlığı.