1. başkent üniversitesi tıp öğrencisi daha 19 yaşında besiktasta taksi ile geçtiği sırada patlamada yaşamını yitirdi.
    babası salim akbaş'ın sözleri "bu kadar ucuz bu kadar basit… ben istemiyorum oğlum şehit olsun! oğlum katledildi"


    hiç tanımadığım berkay'a kardeşim vefat etmiş kadar üzüldüm, kahroldum. neden mekanı cennet olsun ki, mekanı sevdiklerinin yanı olsaydı yaşıyor olsaydı herkes için cennet olmaz mıydı? güle güle güzel kardeşim.
  2. y‪üzümdeki hüzün gölgeleri ölümünden kaldı‬
    ‪içimdeki duvar orta yerinden çatladı‬

    lütfen al benden yüzümü
    kalmasın ölümünün hüznü
  3. yine başladı başım
    yine dünyam kapkaranlık
    ne aspirin ne novalgin
    ne şurup
    eczanelik ağrı değil
    bu benimkisi
    değil dostlar
    beyin değil
    işte elektrosu
    işte yürek
    saatli bomba sanki mübarek!
    «ağrısız baş
    taş altında» diyorlar anlıyorum domuzuna
    anlıyorum it gibi
    ama işte dindirmiyor ağrımı algılamak bu gerçeği

    yıllar var ki şu ülkede şöyle sıcak
    şöyle mutlu şöyle yürek soğutan
    tek bir haber değmedi kulağıma
    tek bir olay yaşamadım hep kan gölü
    hep gözyaşı hep kargış
    sanki yunus yaşamamış bu topraklarda
    hacıbektaş diye biri geçmemiş buralardan

    toprakları sürecektik kardeşçe
    ekip biçip harmanlayıp kardeşçe
    denizler ki yok bir eşi dünyada
    göller ki ırmaklar ki çaylar ki
    madenleri sökecektik kardeşçe
    yeşillere saracaktık kırları kıraçları okullarlı
    yuvalarlı parklarlı
    geniş güzel caddelerli kentler kardeşçe
    yine başladı başım

    yine dünyam kapkaranlık
    hep de böyle güzel düşler kurarken
    hep de kulak kabartırken tv'de haberlere
    bakarken başlıklarına gazetelerin
    tam da eğilirken yüzüne sevgilimin
    öperken alnından bir güzel başarıyı
    belki yalan belki doğru ama insanca
    bir öykü anlatırken dostlara
    bir kadeh birşeycikler bir kuytu köşecikte
    iki fiskos ederken
    yem atarken balkonda serçelere
    sardunyaya kızarken niçin açmadın? diye

    filistin'i düşünürken otobüs durağında
    dalmışken kavak dallarının sabah ışıltısına yıldızları gagarin'ce görüp gözlerken
    düşte deve görmeyi yorumlarken yatakta
    sesine kapılmışken telefonda birinin
    şiirini deşelerken çöplüksel bir olayın
    kaçırılmış fırsatlara ağlarken türkülerde
    ve sessizce ölüşünü bir koca kelebeğin
    saksıda sarmaşığın güneşe gülüşünü
    çokboyutlu izlerken
    ortasında alnımın
    birdenbire bir ağrı

    neye vursam?
    hangi taşa bu başı
    kime sövsem
    hangi puşta!
    hangi soysuza!

    onursuzluk batağının yarınsız yaratıkları
    bu insan kılıklılar
    gözdeki pırıltının
    alındaki ışığın
    sevginin saygının
    güzelin düşmanları
    bu inatçı başağrısı böyle bu değil
    dostlar değil dostlar
    başımın suçu değil
    ne zaman ağrısa erciyes karlı başım
    bakıyorum ağrıyor
    erciyes'e dönmüş başı
    şu güzelim ülkenin

    değil dostlar
    bu değil güzel günler görünürde yok
    daha bunak düzen kan istiyor
    su değil
    suçlu sen ben suçlu şu bu
    o değil
    suçu vurmak gerekiyor suçluyu değil

    hasan hüseyin korkmazgil