1. tanrıya inananın karlı çıktığı durum şöyle ki:
    tanrıya inança karşı tarafsızız
    inanan kişi (x) inanmayan kişi (y)
    x
    tanrıya inanan kişi bazı dünyevi zevklerden mahrum kalacak lakin tanrının vadettiği cennet varsa sonsuza denk bunları yapabilecek karlı çıkacak.
    y
    tanrıya inanmayan kişi ise bu dünyada inananlardan ayrı zevkli şeyler olaylar yaşayabilecek(gerçi ona da kısıtlama var (bkz: devlet) ama sonsuz bir hayat varsa ölümün ardında kaybeden o olacaktır.
    bilinmezciler de y oluyor bu durumda

    he bunlardan banane kardeş ne bu kar-zarar mekanizması aşalım artık bunları diyenler için
    cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
    isteyene ver sen anı, bana seni gerek seni (bkz: yunus emre)

    tanrıyı kanıtlamak ne kadar gerekli ya da mantıklı bilemedim ama şöyle de bir matematiksel durum var.
    o zaman amenna :d
  2. pascal'ın hz. ali ile ilgili malumatı var mıdır bilmiyorum ama hz. ali gayrimüslim bir komşusunun "ya allah yoksa?" minvalindeki sorusuna bu mantıkla cevap vermiştir.
  3. pascal 'ın kumarındaki mantık insanların yeryüzünde neden kötülük yaptıklarını açıklamak için de kullanılabilir (en azından islami açıdan).

    biliyorsunuz islam'da (en azından mekanik olarak anlatıldığı şekliyle) cennete gitmek için müslüman olmak yeterli. tabi bunun şekilsel ve duygusal kriterleri var. tam olarak ne yapınca müslüman olunuyor, belki tartışmaya açık bir konu, ancak benim bildiğim kadarıyla kelime-i şehadet getirmek ve şehadetin içeriğine (allah'ın birliğine, tekliğine ve muhammed'in onun elçisi olduğuna) inanmak müslüman olmak için yeterli.

    eğer müslüman olarak ölürseniz, yeryüzünde bazı kötülükler yapmış olsanız bile, cehennemde bir süre cezanızı çektikten sonra nihayetinde cennete gidiyorsunuz. pascal'ın kumarındaki mantık burada devreye giriyor.

    pascal, yeryüzünde sarfedilecek sınırlı eforla elde edilecek sonsuz cenneti karşı karşıya koyuyor ve ikincisinin şüphe götürmez ağırlığını göstermeye çalışıyordu.

    peki islam gibi inanışlarda olduğu gibi, her müslüman eninde sonunda o sonsuz cennete gitmeyi zaten garantilediyse ne olacak? o zaman nasıl davranır insanlar? sonsuz cennet vaadi karşısında, ne kadar uzun sürerse sürsün sonlu uzunluktaki cehennem hayatının esamesi okunur mu?

    bu durumda günah işleme özgürlüğünden bahseden insanlar görmek garip olmamalı. veya allah affetsin diyerek tüm geçmişle hesaplaştığını düşünen insanlar.

    kendilerinin en dindar olduğunu düşünenlerin yeri geldiğinde en vicdansız ve kötü olabilmeleri garipsenmemeli bu mantık çerçevesinde.
  4. iyi deneme pascal, fakat ya prenses başka kaledeyse?

    tek bir tanrı olduğu, o tek tanrının bizler için bir ahiret yarattığı, bu ahirette bir cennet ve cehennem olduğu, o cennete girmek için tanrıya inanmanın yettiği varsayımları üstüne kurulu bir kumar. belki de tanrı vardır, ama kendisine inanmayanları cennetine kabul edecektir, keyfinin kahyası mıyız? olasılıklardan birini diğerinden üstün kılan bir şey göremiyorum, ödül için de aynı şey geçerli.
  5. kadın evliyalardan rabia el-adeviye'nin aşağıdaki gibi bir kıssasi vardır. her ne kadar şimdiki yobaz sürüleri onun adını taşıyan meydandan yola çıkarak onun adıyla yobazlıklarına kılıf da bulsalar yaşadığı toplum düsünülünce kendisi en büyük direnişçilerdendir bu dünyada.

    !---- spoiler ----!

    bir elinde meşale diğer elinde bir kova su ile basra sokaklarında gezinmekteydi.

    "biz zaten seni deli biliriz de, bu yeni deliliğin sebebi nedir?" diye sordular. işte onun günümüze kadar ulaşan feryadı:


    "bize söylendi ki, eğer dinimizin kurallarını takip edersek, cennete gidip sonsuza kadar keyif içinde yaşayacağız. eğer kurallara karşı çıkarsak, cehennemin kızgın ateşleri içinde yanacağız. o nedenle, herkes sadece kurallara uyup yeryüzündeki zamanını doldurmak peşinde.

    iyi insan olmanın sebebi cennet için verilen söz oldu.
    kötülükten korunmanın sebebi de cehennemden korku.

    işte onun için cenneti ve cehennemi arıyorum.
    bir bulursam, elimdeki bu meşalenin ateşiyle cenneti yakıp yok edeceğim. bu su ile de cehennemin ateşini söndüreceğim.

    böylece, hepimiz, cennet rüşvetinden veya cehennem korkusundan değil, iyiliğin güzelliğinden dolayı iyi insan olacağız."

    !---- spoiler ----!

    not: ateist
  6. "aldanma insanların samimiyetine! menfaatleri gelir her şeyden önce. “vaad etmeseydi allah cenneti; o’na bile etmezlerdi secde." mehmet akif ersoy.

    bu düşünce, sanıldığının aksine sadece ateist veya deist görüşü desteklemez. ileri din eğitimi alan kişiler de sorar bunu. zaten ileri eğitim alan her insanın, gelişimi sonunda sorguladıkları şeyler, ilk akla gelen şeyler olmaktadır. (aslında bu biraz da şudur: "evet, en başa dönelim ve baştan ele alalım" dır.) yani bu ne övünülecek bir şeydir ne de yadırganacak.

    derler ki, insanlar eşit yaratılmıştır.
    bu söz ateist düşüncenin hem katıldığı, hem de sevmediği bir ifadeyi içerir.
    insanların eşit yaratılmış (ya da bir şekilde var olması) bir lütuftur. peki öyleyse neden öyle değildir? bu isyan bayrağını çektirir işte. neden zulümler son bulmuyor? neden çocuklar ölüyor? öyleyse neden acılar bitmiyor?
    bu noktadan sonrası kızgınlık ve kırgınlıktan yapılmış labirentin içinde gezinmeye benzer bana göre.

    inancını koruma güdüsü olanlar ise buna bir cevap bulmak için çabalar. belki de odak noktası bu olmalı... inancını koruma güdüsü!
    der ki; "allah, insanları eşit yaratmıştır ve bu lütuftur. ama bu eşitliği koruma görevini yine insana vermiştir. insanın bu dünyada olan bir görevi vardır. iyilik, inayet ve yaşatmak... her şeye rağmen yaşatmak. "

    tüm yaradılış hikayelerinde ortak bir nokta çarpar gözüme.
    bir amaç!
    yaratılan her şeyin bir amacı var.
    hatta ve hatta bunu geniş tuttuğuzda, yok oluşunun da bir amacı var.

    bu amacın sürekliliğini sağlayan en büyük destek "karşılıksız" olmasından geliyor.
    ama ne var ki, dünya medeniyetini aştıkça gizliden gizliye merhametsizleşiyor ve "karşılıksız" kavramı insandan olmasa da yaratandan bir beklentiye giriyor.

    bu durumun, eski toplumlardaki hali incelendiğinde, sonucun tutarsız olacağını düşünüyorum. çünkü, her dönemi zamanındaki etik ve sinerjik yapısıyla ele alabilmek şu noktada duran biri için mümkün değil gibi. (yani, belki ben muhteşem süleyman olsaydım, o tarihte oğlunu boğdurtmanın bana normal bir ceza gibi gelmesi muhtemeldi... bilinmez)

    beklenti ilkesi...
    hayat beklentilerle yaşanıyor sanırım.
    attığınız her adım için sorguladığınızda, beklentisi olmayan bir hareketiniz yok.
    beklenti, beklentisiz yapılması olası her şeyi manasız kılar.
    inananlar da yaratıcısından beklenti içerisindedir.
    tüm dinlerde, yaratıcının mesajları, "benden isteyin ve bana dua edin... benden dileyin" şeklindedir.

    "insan, iki tür karışımdan oluşur... iyi ve kötü. karışımın oranı eşittir.
    insan usu bir kepçedir ve onları birbirine karıştırırken aynı zamanda oranları değiştirebilir. bunu yapmak için gereken güç seçimlerdedir. ne istediğine karar vermektedir. "
    ...dedi bir matematik profesörü.

    saygılarımla,
  7. pascal' ın kumarının bir benzeri, anadolu' da da şu hikaye ile dolanır...

    bir adam her gün evinden işine giden uzun yola erkenden çıkarmış. yolun üstünde kestirme olan cami avlusundan geçermiş. yıllarca gün doğmadan önce çıktığı bu yolda avludan geçerken, caminin çeşmesinden abdest alan bir adam görürmüş. adam yaz kış demeden hep gelirmiş.
    bir gün, adam kendisinin ticari hayatına bu kadar önem vermesi ve daha çok kazanması için sürekli çabalaması yüzünden başka şeyleri sorgulamadığını fark etmiş. ve adamla sohbet etmek istemiş. önce adamı araştırmış biraz. sonra yanına gitmiş

    adam, abdest alan diğer adama:
    - sen yıllarca burada, yaz kış demeden abdest alıyor ve ibadet ediyorsun. benim kadar çalışıp para kazanmadığını da biliyorum. malını da paylaşıyorsun. bunlar güzel şeyler. ama ya yoksa? yani yaratıcı olarak düşündüğün o varlık yoksa... ben haklıysam?

    abdest alan adam:
    - sen yıllarca çalıştın, çabaladın, kazandın. ama inanmadın. inkar ettin. benim inancıma göre inkar edenlerden oldun.
    evet, eğer yoksa?
    o zaman, emeğime yanarım, gençliğime ve bu güneşli günlerime!
    ama eğer varsa?
    o zaman sen y...ğı yedin dostum!

    *

    pek tabi, bu hikayede bazı şeyler çok dikkate alınmaz. yani ibadet eden adamın ifadelerindeki o beklenti durumunun olmaması sonunda ibadeti için geçirdiği zamana ve emeğe acıması bence kabul edilebilir değil.
    çünkü, kalben yapılan her şey ama her şey pişmanlık gerektiren şeyler olmamalıdır.
    çünkü, kalben yapılan şeyler kötülüğe dayanmaz.
    çünkü kalpten güç alan şey iyiiktir.
    çünkü kötülük kalpten değil, pis bir beyin tortusundan gelir.
    çünkü bu yüzden kötülere kalpsiz denir.

    saygılarımla