1. sene 2003,
    arkadaşım ali ile sokakta geziyoruz. 3 tane sigaramız var. ali, pakete baktı ve "cebinde parası olmayan iki kişiye üç sigara sıkıntı" dedi. birini kırdı attı. böyle fevrilikleri vardı. "seni, bu yaptığın şey için sonra döveceğim" dedim ve soğukta yürümeye başladık.

    ali' nin yıllarca elde edemediği bir aşkı vardı. platonik miydi yoksa bizim oğlan mı saftı bilemedim ama kız bunun farkındaydı ve her işini yaptırırdı. yapma şunu derdik, karışmayın der dururdu.
    ali sigaralar bitince, "ya daha erken, ayşe' yı arayayım da gelsin, konuşuruz sigara içeriz" dedi. o gün bile inanmamıştım sigara için çağırdığına ama sigarasız kalmaktansa iyi bir fikirdi.
    aradı. geldi(ler).
    bu kızların yalnız gezmemeleri ilk defa işimize yaramıştı. ikisi de sigara içiyordu.
    o zamanlar sigara ne kadar hayatımızın merkezindeymiş meğer. yaptığımız, katlandığımız şeylere bak.
    bu ayşe, yanındaki bu kızla bir kere daha bizim bir ortamımıza gelmişti. o zaman tanışmıştık ama adını hatırlamıyordum. böyle, ezik büzük bir hali vardı kızın. bir eli sürekli cebinde gezen ergenler gibiydi.
    adını hatırlamadığımı belli etmedim. selam dedim, sağ elini cebinden çıkarmadan sol eliyle şöyle yarım yamalak tokalaştı ve geri çekildi. kendi kendime, adı hatırlanacak kadar da değilmiş dediğimi hatırlıyorum.
    ali, kızlarla buluşmadan önce bana, ayşe' nin yanındaki kızla sohbet etmem için beni tembihledi. ben kızla konuşacaktım o da ayşesi ile. salakça bir şey ama o an için parasız bir genç için bu güzel bir nimetti.
    masaya oturduk. oradan buradan konuştuk. sigara içtik güzel güzel. ama hatunla konuşmaya çalıştıkça, "evet, hıhı, hayır" gibi karşılıklar vererek muhabbetin açmadı demeye çalıştı. ama benim onunla hiç bir ilgim yoktu, ali' den başka. keşke bunu ali için yaptığımı, kendisinin aslında hiç umurumda olmadığını söyleyebilseydim diye içimden geçiriyordum. bir yandan ali' ye arada bakıyordum, "hadi gidelim yeter" demeye getiriyordum. çünkü hatunun o ilgisiz hali, beni o masanın sapığı konumuna soktu. bende bu durumdan rahatsız olma noktasını on dakika önce aşmış, artık sinirlenmeye başlamıştım. ne zaman bende artık konuşmayayım diye karar versem, hatun, ilgi isteyen kedi gibi ayşe' ye musallat oluyordu. pek tabi ali de bana kesik atıyordu. ben iyice dellendim. hem param yoktu, hem sapıktım, hem de arkadaşıma faydam dokunmuyordu. en son ali' ye bir kesik attım ve masa altından telefonumla ali' nin telini çevirdim. ali' nin telefonu çaldı. ali cebinden nokia 3210' unu çıkardı ve hiç konuşmadan dinledi. sonra tamam dedi kapattı. sonra bana dönüp, kızlar bizim acil bir işimiz çıktı diye kalktı.
    nihayet dedim.
    ayşe ile vedalaştım, diğer hatunla da vedalaşmak için elimi uzattığımda bizimki yine sol elini vererek "görüşürüz" deyince, içinde bulunduğum durumun üzerimdeki baskısından mıdır, yoksa içten içe saçma sapan kapıldığım bir kinden midir nedir, kıza birden çıkıştım. salakça ve hiddetli bir tavırla... "noluyo ya arkadaş... adam gibi tokalaşsana, ne bu sol elini filan vermeler. elin mi yok!" dedim.
    demez olaydım...ali beni tuttuğu gibi dışarı çıkardı.
    "noluyor len, yaptığına baksana" dedim. kafa basmıyor hala.
    ali durumu anlattı. kızcağızın sağ eli bilekten itibaren yokmuş...

    evet, beni sinir eden o hatun gözümde bir kızcağız oluvermişti... masum, tatlı, sevecen... istediğini söylemeye hakkı vardı artık bana.
    o sessiz, mağrur ve hiç bir muhabbetin onu açmamasının bir sebebi varmış meğer...

    gece, sabahı zor ettim. nasıl özür dilerim diye düşündüm durdum.

    benim için okkalı bir tecrübe olmuştu. o gün bugün kimseye neyin var neyin yok diye sormam.

    umarım beni affetmiştir ve beni anlar... özür dilerim

    edit: ali, ayşe ile 2011' de evlendi... ben ise halen o günün üzüntüsü içindeyim.
  2. başkasının başına gelince çok gülüyorum ama kendi başıma gelince yerin dibine giriyorum
    ve bu durumdan dolayı herhalde çok da yapıyorum. bir arkadaşıma erkek arkadaşı tarafından yazılan şiirle bilmeden dalga geçmiştim hem de kalabalık bir arkadaş ortamında, babasını kaybetmiş birine tepkisi üzerine çıkışmıştım "noldu sanki babana mı küfrettim diye", annesini kaybetmiş kişilerin yanında anneler gününden bahsetmiştim baya da konuşmuştum, sevmem böyle günleri falan ama ortamı boş bulunca da saçmalıyorum. bir gün masada çocuk isimleri konuşuluyordu eniştem x ismi dedi hatırlamıyorum tam, bende başladım saydırmaya öyle isim mi olur ne saçma isim çocuğu hiç mi sevmiyorlarmış diye sonra eniştem benim yeğenimin ismi diyince kıpkırmızı olmuştum, çok utandım. bunu hatırlayınca gülüyorum ama(*::))