• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
rosemary's baby - roman polanski
genç bir çift, rosemary ve tanınmak için çırpınıp duran bir aktör olan kocası guy, new york'taki kötü şöhretli eski bir binaya taşınırlar.
rosemary yeni yaşantısından tedirgindir. komşu evlerden tuhaf seslerin geldiği bir ortamda, bir gece rüyasında şeytansı bir varlık tarafından tecavüze uğradığı görür. ardından hamile kalır. bu arada broadway'de güzel bir rol kapan guy'un kariyeri yükselmeye başlar.
  1. roman polanski'nin 1968 yapımı kült filmi. kan ve şiddet sahneleri içermemesine rağmen korku ve gerilim sinemasının en başarılı örneklerinden biri olarak kabul edilir. şeytan figürünün canlandırıldığı ilk film olduğu için büyük tartışmaları da beraberinde getirmiş bir yapımdır. hatta filmden bir sene sonra, polanski'nin hamile eşi sharon tate'in karnındaki çocuğuyla charles manson ailesi tarafından katledilmesi olayı da bu filmle ilişkilendirilmiştir.
  2. şeytan içeren ilk film. şeytanlı film gibi ifadelere rağmen ısrarla hamile bir kadının bebeğine yönelik duyduğu aşırı endişelerin getirdiği bunalım olarak yorumladığım film.

    !---- spoiler ----!

    ki bana kalırsa bebeğine karşı aşırı korumacı ve endişeli tavrı yüzünden bebeğini kaybediyor ancak kendi yüzünden olduğunu kabul etmediği için bebek doğru ama şeytan işte gibi bir hikaye yaratıyor

    !---- spoiler ----!
  3. modern çağın en iyi korku filmlerinden. şeytandan çok, şeytanla işbirliği yapanlar bana daha korkunç gelmekte. filmde şeytanın bir simge olarak kullanıldığını düşünüyorum.rosemary'nin çaresizliği bana hep kapitalist toplumdaki bireyin çaresizliği ve yalnızlığını anlatıyormuş gibi geliyor. bu yüzden çok gerçekçi ve bir o kadar da ürkütücü.
    orsed
  4. bilinçaltıma girip hayatımı alt üst eden bir filmdir.

    filmi izleyenler çiçeği burnunda çiftimizin ilk gittikleri komşu ziyaretini hatırlayacaklardır.

    2 sene önce tanıştığım japon bir aile beni evlerine davet emişti. evlerinde gördüğüm ilk manzara evin dekorasyonunun neredeyse castevet çiftinin evinin dekorasyonuna benzemesiydi.

    daha ilk dakikadan s*kmeseler bari psikolojisine girdim zaten. bir de ailenin çocuğu yok veya yaşlı insanlar. böyle olunca insan daha da tırsıyor.

    bir de evin reisi tıpkı roman castevet gibi koltuğuna oturmaz mı ve o koltuk da roman'ın koltuğuyla aynı şekilde ve aynı pozisyonda bulunmaz mı...

    işte bu film yüzünden bu insanlar beni anca silah zoruyla evlerine davet edebiliyorlar. anladığım kadarıyla çok da iyi insanlar ama insan tırsıyor işte. mesela adamın yemekleri çok güzel "x bey yine döktürmüşsünüz" diyorum (japonca olarak tabii, lol) adam "lan keranacı o zaman neden seni anca silah zoruyla eve davet edebiliyoruz?" diyor.

    diyemiyorsun ki "şu evin dekorasyonunu ve oturma alışkanlıklarınızı değiştirin gözünüzü seveyim" diye... neyse bir gün bu aile ile bu filmi izlemek istiyorum kısmet olursa.
  5. satanizme gönderme yapan ilk film olarak anlatılıyor.
    bence ne ilginç ne de korkunç! ama bir fikir ya da inanış çerçevesinin ilk adımı olarak izlenebilir.
    filmde şeytana hizmet eden komşular vs; vs. filmin gerçekle olan ilgisini iyi bağlamış iken ne yazık ki; rosa mary'e musallat olan kötücül ruh yahut şeytan filmin sizdeki olabilirlik duygunuzu hayli örseliyor. filmden beklediğiniz bu olabilir duygusu yara aldığı zaman artık filmden kopuyorsunuz.
    filmin en etkileyici sahnesi; bence yok! belki siz az pişmiş et yiyen rose mary'den tiksinirsiniz. ben filmde kavramlar ve neredeyse çiğ et yeme bağlamında yönetmenin neye gönderme yapmaya çalıştığını anlamamıştım.
    şeytanla ilgili çiğ et bağı bu filmi ilginç kılmıyor. sıradan bir dergide satanizm okusanız daha çok gerilirsiniz; samimiyetle söylüyorum.
    ha! izleyin, bazı yönetmenler nasıl bir şöhretin ekmeğini yiyorlar anlarsınız. onlar ne yapsa izleniyor. eleştirilemiyor, hep bu adam bir harika dostum! lafıyla zirveyi kimseye bırakmıyorlar!
    ne şans ama!
    izleyin, izleyin...
    hatta izlediğinizde " aaa! dostum evet! o film kült bir film! izledim... bık bık... diye konuşmak isterseniz mutlaka izleyin. ( bak ben bile ne çok bık bık konuştum.) :)
    doğrusu çok daha güzel, farklı ve öğretici olabilen filmler var tercihinizi onlardan yana kullanabilirsiniz.