1. ramazan ayında oruç tutanların gün doğmadan evvel yemek yedikleri vakitmiş. ben demiyorum. google amca diyor.

    şimdi ben oruç ibadetinin amaçlarından yahut "gerekliliğinden" bağımsız bir şeyler demek istiyorum. bizim evde bu sahur olayı asla ama asla kaçırılmayan ritüeldir ramazan ayında. bakın ben tavuk misali erkenden uyuyan bir insanım. çünkü erken kalkıyorum. çünkü bir sebebi yok işte erken kalkıyorum. ve erken kalkabilmem için deliksiz en azından beş-altı saat uyumam gerekiyor ve bu sahura kalkma olayı benim bütün dengemi altüst ediyor.

    yemek yemek normal zamanda bile işkence olabilirken o saatte tatlış uykumdan uyandırılıp "şunu da ye", "bak su da iç iç iç bolca iç" dürtüklemeleriyle yedirilen o yiyecekler ölümden beter. yine normal vakitte sinir olduğum bazı davranışlara uykum bölündüğü zaman ekstra bir sinir oluyorum. evin içinde topuklarını yere vura vura yürümek mesela. hayır üst kat komşusundan bahsetmiyorum bizzat bizim evdekilerden bahsediyorum. çok mu zor arkadaşım parmak uçlarında yürümek? inan ki dengeniz bozulmaz, gayet de güzel yürürsünüz. sizin odadan odaya geçişinizi ben te kendi odamdan duymuş olmam mesela. çok güzel olmaz mı? lütfen olsun çünkü.

    bir diğer sinir olduğum davranış ise sofraya konulan domates, salatalık, zeytin (bu zeytin fobim apayrı bir konu zaten ama onu geçelim) vb. şeyleri elle almak. çünkü neden sofrada çatal yok. april boşuna koyuyor o çatalı sofraya. zaten ben bu sofra kültürüne de karşıyım ama o da apayrı bir konu şimdi onu da geçelim.

    vallahi sinirlerim zıplıyor o vakitte sözlük. anlatamam sizlere. böyle elektrikli süpürgeyle karşımdakinin saçlarını çektiresim geliyor mesela. hatta yetmiyor derisini, tırnaklarını filan... neyse sakinim.

    bir de benden bir şey isteniliyorsa bu sözlü rica biçiminde olmalı. hayır ya benden değil, bir şey isteniyorsa rica etmek çok mu zor ki mesela el işaretiyle meramınızı anlatmaya çalışırsınız karşıdakine? inadım tutuyor. salağa yatıyorum. salağa yatmaya da devam edeceğim sizler "arkadaki ekmeği verir misin?" şeklinde düzgünce sorana kadar.

    sonra o yenilen yemeğin ağırlığıyla yeniden uyumaya çalışmak var ki aman allahım. dışarı çıkıp bir tur koşup gelsem ancak rahatlayacağım ama benden uyumam bekleniyor. eh uyuyorum da ama sonra sabah alarm yerine o güzel mide ağrısıyla uyanıyorum. bakın yediklerim hala boğazımda sanki. neyse iğrençleşmenin lüzumu yok.

    velhasıl ben gerekirse bir ömür kuru ekmek ve su ile fakir kardeşlerimin hallerinden anlamaya varım fakat bu sahur olayı benim dengemi bozuyor. lütfen benim uykumu bölmeyin. yemeğimi alın ama uykumu bölmeyin.

    uykumu verin banaaa, uykumu istiyorum.