• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.72)
scarface - brian de palma
tony montana isimli kübalı suçlu, miami'ye gelip uyuşturucu lordu frank lopez'in emrinde çalışmaya başlar. montana'nın hırsı ve öfkesi basamakları hızla tırmanıp büyük bir suç şebekesinin başı olmasını sağlar.
  1. öncelikle lafıma şöyle başlayayım: bu bir kült filmdir ve zamanında hiç hoş karşılanmamışsa da yıllar geçtikçe değeri anlaşılmış, bugün efsane statüsüne ulaşmıştır. ben bu filmi yıllar önce izledim. o zamanlar pek fazla sinema kültürüm olmadığından 2 saat 50 dakikalık bu filmi oflaya puflaya zar zor bitimiştim. geçen gün tekrar izledim. aradan yıllar geçtiği için bu tarz fimleri anlama kabiliyetimin arttığını farkettim, haliyle bu sefer her dakikasını zevkle izledim, ciddiyim, hiç bitmesin istedim.

    o yüzden buradan öncelikle filmin yönetmeni brian de palma, senarist oliver stone ve tabii ki tony montana - al pacino'ya özürlerimi dileyeyim. 1983 yılında gerçekten çok büyük bir iş başarmışlar. filmin çıktığı dönem büyük zorluklar yaşamışlar, geniş halk kitleleri ve eleştirmenler filmi ezip durmuşlar, uyuşturucu kullanımına ve mafyalığa özendiriyor diye. bu durumdan etkilenen akademi de filme bir adaylık bile vermemiş. hadi diyelim film konusuyla, yönetmenliğiyle, sinematografisiyle falan her şeyiyle adaylık alamayacak kadar berbat, al pacino'nun hayatının en iyi oyunculuğuna bir adaylığı çok mu gördünüz? yani akademi jürisinin bu tavrının, halkın o dönem filme karşı olan öfkesinden etkilenmesi dışında açıklanabilecek bir yanı yok. tam bir hayal kırıklığı. filmin ne kadar büyük işler başardığını birazdan anlatacağım.

    şimdi öncelikle bu filmin aslı 1932 yılında yapılan scarface filmidir. o dönemlerde al capone rüzgarı esiyordu amerikada ve onun bir nevi biyografisi sayılabilecek(filmin sonu hariç) bu filmin çekilmesi de çok kişiyi şaşırtmadı. ama ilginç olan bu filmin asıl amacı mafyayı kötülemekti. gerçekten de 1932 filmindeki gangsterler hep birbirini arkadan vuran, salak, cahil tiplemeler şeklinde sinemaya yansıtıldı. filmin yapımcısı howard hughes mafyayı böyle göstererek mafyayı "bitirmeye" çalışmıştı aslında. filmin çıkış amacı da buydu, mafyanın yarattığı güç illüzyonunu bozmak. ama komik olan şey, film sinemada gösterildikten sonra tam tersi etkiye sahip oldu. o döneme kadar çok fazla rağbet gösterilmeyen mafya ve suç filmleri, yeni moda olmuştu. belki de bugüne ulaşan godfather, goodfellas, scarface gibi meşhur suç filmlerinin yaratılış temelinde 1932 scarface filmi vardı.

    1932 filminde kısaca tony camonte adlı bir italyan amerikanın hayat öyküsü anlatılıyor. camonte hırslı, sinirli, ve açgözlü bir insandır. mafyaya giriş yaptıktan sonra başlar film. ve film boyunca camonte'nin yükselişini, ve patronunu geride bırakışını, onun yerini alışını, al capone'a çok benzer şekilde bulunduğu şehirde en büyük alkol dağıtımcısı olma hedefini izleriz. camonte cahildir, konuşarak anlaşmak, diplomasi gibi ilişkilerden habersizdir. onun tek anlaşma yöntemi dönemin moda silahı olan tommy gun adlı otomatik makinalı tüfek ile cam çerçeve indirmek, rakip mafya babalarını öldürmektir. ancak dönemin polisi "son derecede muhafazakar" ve "son derecede işine sadık", tony camonte'yi yakalama konusunda tek yürek, tek vücut olduğu gösterilir. burada tabi filmin mesaj kaygısını görürüz. gerçekte al capone'un chicago'yu, valisinden yargıcına polisine kadar satın aldığı söylenir. filmde ise polisle asla uzlaşamaz camonte. ve en sonunda sonu da polis tarafından getirilir. bunları neden anlattım? çünkü 1983 filmi de paralellikler gösterdiği gibi ayrıldığı taraflar vardır.

    1932 filmini başka bir zaman detaylı incelemek isterim. ama akılda tutmamız gereken ana hatları bunlardır. dönelim bizim meşhur scarface'e. şimdi filmi birkaç parçaya ayırırsak daha iyi inceleyebiliriz.

    tony montana'nın yükselişi ve düşüşü:
    1- tony montana'nın miami'ye varışından, frank lopez'in mafyasına girişine kadar olan kısım
    2- tony'nin mafyaya adım atışından, lopez'i öldürüp mafya babası oluşuna kadar olan kısım
    3- push it to the limit sahnesi. (üç buçuk dakikalık bir sahne)
    4- tony'nin mafya babası oluşundan, manny'i vurduğu vurduğu kısım
    5- manny'i vurmasından, tony'nin trajik ölümüne kadar olan sahne.

    böyle 5 aşamada inceleyebiliriz scarface'i.

    1- yıl 1980. tony montana miami'ye varmıştır. yanında en yakın arkadaşı manny vardır. tony ve manny bir mülteci kampına yerleştirilirler. tony bu durumdan hiç hoşnut değildir. manny, mafya babası lopez ile bağlantı kurar ve bir iş alır. bir adamı öldürmesini ister. tony ve manny bu işi hallederler. hemen ardından green card'ları gelir. artık "özgürdürler." kamptan ayrılırlar ve bir büfede çalışmaya başlarlar. tabi büfenin hemen karşısı bir gece kulübünün girişidir.. şimdi burada duralım. tony montana, daha ülkeye giriş yaptığında ve sorguya alındığında castro'yu sevmediğini söyler. hatta ondan hoşnut olmayan görevliye "sen komünist misin?" der. bu filmde fazla politik mesaj olduğunu düşünmüyorum, çünkü film bariz bir şekilde sanatsallığı ön plana koymuş vaziyette. bu sahnede şunu anlayabiliyoruz: tony küba'dan nefret ediyor. çünkü amerika bir şeyler vadediyor. ister kızlar diyin, ister gösterişli hayatlar, büyük malikaneler diyin, orada bir şeyler var işte. belki castro'nun ülkesinde tüm bunlardan sıyrılmış bir vaziyette yaşamak "erdem"dir, belki büyük eksiklik, politikaya girmek istemem, ama şurası bir gerçek ki bu kaçan insanlar kendilerini baskılanmış hissediyorlar. nitekim tony de aynı şeyleri söylüyor, "komünizm ne biliyor musun? birilerinin sana ne yapman gerektiğini söylemesidir." tony gibi idealistlere göre değil komünizm. onlar sokağa çıkıp o rekabete girmeliler. dönelim büfede çalıştıkları sahneye. tony'nin gece kulübü girişine olan bakışlarına. hani, al pacino'nun oyunculuğuna değinmiyorum, ama gerçekten de efsane rol kesiyor bu sahnelerde. tony'nin gözünde o ateşi, o arzuyu görebiliyorsunuz. gidip onu elde etmek istiyor.

    manny ve tony, lopez'in adamlarıyla tanışıyor. omar onlara küçük bir iş teklif ediyor. manny dünden razı, nasıl razı olmasın alacakları para 500 dolar. kim bilir o büfede kaç ay çalışmaları lazım 500 dolar için. ama tony.. onu ikna edemezsiniz. "dalga mı geçiyorsunuz?" diyor tony. daha ilk buluşma. belki bu görüşme patlasa, bir daha o büfeden ayrılma, daha çok para kazanma ihtimalleri olmayacak. ama tony'nin gözündeki ateş, içindeki hırs ve onda olmayanlara yönelik öfke, omar'ı etkiliyor ve ondan daha büyük bir iş almalarına sebep oluyor.

    geliyoruz meşhur otel sahnesine. tony, manny ve iki arkadaşı bir uyuşturucu-dolar takası için otele geliyorlar. tony ve arkadaşı otel odasına girerken, manny ve diğer eleman dışarıda bekliyor. burada daha kapı tony ve arkadaşının yüzüne açıldığına o gerilimi çok iyi veriyor brian de palma. anlıyorsunuz bir şeyler ters gidecek. kolombiyalıların niyeti anlaşılıyor. uyuşturucu takası diye tony'i tuzağa düşürüp, ellerindeki parayı alacaklar. tony'nin arkadaşını banyoda bağlıyorlar. kolombiyalı tony'e soruyor, paralar nerede? burada tony'nin yüzüne çok iyi dikkat edin. arkadaşının uzuvlar elektrikli testereyle koparılacak, bununla tehdit edilmesine rağmen hiçbir şey söylemiyor. çünkü o an tony şunu biliyor, eğer parayı teslim ederse hem canından olacak, ama daha önemlisi suç kariyeri orada bitecek. tony daha filmin başlarında "büyük oynuyor." ve bunun sonucu olarak arkadaşının kolu bacağı koparılıyor. manny ve diğer eleman zamanında tony'nin yardımına yetişiyor ancak buraları anlatmanın alemi yok. önemli olan tony'nin o kararlı duruşu. onun amerikan rüyası için kol da kopabilir, bacak da kopabilir.

    nitekim kolombiyalıları öldürüp, onların elindeki eroini alıyorlar, para da ceplerinde kalıyor. tony frank lopez'le bizzat tanışıp, ona hediye olarak sunuyor bunları. direk frank'in gözüne giriyor. burada elvira hancock ile tanışıyor. tony camonte'ye geri dönelim. 1932 filminde tony camonte patronunun metresiyle, onların otel dairesinde tanışıyor. o an kararını veriyor, patronun yerini alacak, onun metresine sahip olacak. bu sahnede de tony montana aynısını aklından geçiriyor. burada zekice olan şey, tony'nin bu tarz bir niyetini "bakışları" dışında başka hiçbir şekilde anlayamıyoruz. yani tony kimseye bu niyetinden bahsetmiyor, veya günlük falan tutmuyor. evet filmin ilerleyen kısımlarında patronunu öldürüp onun metresiyle evlenecek, ama bunun mesajlarını elvira'yla ilk tanışmasında veriyor. al pacino'nun o bakışlarına bakın. o bakışlar, tüm hikayeyi bir yunan tragedyasına dönüştürüyor zaten. post-modern bir tragedya halini alıyor scarface'in öyküsü.

    gece kulübüne gidiyorlar. tony, elvira dans ediyor. burada elvira'yla ilgilendiğinin ilk mesajlarını veriyor zaten. elvira onu açıkça reddediyor. ama arabada manny'e elvira'nın ondan açıkça hoşlandığını söylüyor. çünkü ona göre gözler yalan söylemez. manny endişeleniyor tabii, o patronun metresi. ama tony için bunun bir önemi yok. dedim ya daha bu konuda herhangi mesaj bile verilmemişken tony'nin bakışlarından lopez'i yok edeceğini ve elvira'ya sahip olmak istediğini anlıyoruz.

    2- tony artık bir mafya üyesi. "three months later" yazısı ile birlikte daha kamera tony ve manny'e inmeden kıyafetlerinden, yaşayış tarzına hayatlarının değişmiş olabileceğini tahmin edebiliyoruz. hele de bu noktaya kadar tony'nin hırsını düşünürsek, üç ayda, bir başka mafya üyesinin, diyelim ki omar'ın birkaç yılda aldığı mesafeyi katetmiş olabilir. bu sahnede tony ile manny arasındaki ayrımı görüyoruz. manny bu dünyanın zevklerini tatmak istiyor. kadınları kesiyor, onları tavlamak istiyor, bir playboy gibi yaşamak istiyor. tony'e bakalım. tony için önemli olan "güç." güç ve açgözlülük. şöyle diyelim, manny bir kadınla yatmak ister, ama tony bir harem kurar, ancak içindeki hiçbir kadına dokunmaz, çünkü o çoktan başka bir kategoride güç sahibi olma peşindedir. böyle insanlar görürüz aslında hayatımızda, o açgözlülüğü, o hırsı hayatlarının her anlarında yaşarlar. mesela titanic filminde rose'un kocası, onu bir çeşit alet edevat gibi görür. rose, yanında bulunduracağı, pahalı elbiseler, kolyeler takan bir güç gösterisidir. o koca için rose, diğer aristokratlara güç gösterisidir, onun malıdır. ama jack'in tek isteği rose gibi bir kadınla hayatını sürdürmektir. manny ve jack arasında bir benzerlik kurmaya çalışmıyorum elbette, manny'de de açgözlülük var ancak tony ile kıyaslanamaz.

    bu sahnede tony'nin o meşhur sözünü işitiriz: "this country, you gotta make the money first. then when you get the money, you get the power. then when you get the power, you get the women."(türkçesi:bu ülkede önce zengin olmalısın. zengin olduğun zaman güçlü olursun. güçlü olduğun zaman kadınları elde edersin.) manny için bir kadını tavlamak saçları geri taramak, tişörtü içine sokmak, kasları göstermek, veya "dilini çıkarmak" iken, tony için para ve güç kazanmaktır. daha önce açıklamaya çalıştığım şeyler, tony ve manny arasındaki fark, bu sözle iyice açığa çıkmıştır umarım.

    tony daha sonra annesini ve kız kardeşini ziyaret eder. onları yıllardır görmemiştir. kız kardeşine şöyle der, "you know the last time i saw you, you was like that."(seni en son gördüğümde şu kadardın). eliyle boy işareti yapar. burada hemen 1932 filmine dönmek istiyorum. orijinal scarface'de tony camonte'nin kız kardeşine karşı gizli bir ensest arzusu alt mesajı verilir. ve bunu sinemalarla en ilgisiz insan bile anlayabilir o filmde. bu filmde ise biraz daha derinlere yedirilmeye çalışılmış. psikolojide şunu biliyoruz, erkek ve kız kardeş, doğumdan itibaren birbirine çok yakın büyüdüğü zaman, aralarında bir ensest ilişki oluşma olasılığı çok azalıyor. cinsel fantezi kurma dönemlerinde genelde dışarı yöneliyorlar, anne, baba, kız kardeş, erkek kardeş, kısacası aile bir "tabu" olarak zihne yer ediyor. tony ise ailesinden yıllar önce ayrılmış. yani o birlikte geçirilen zaman yok. bunları niye anlatıyorum? çünkü bu filmde aslında tony, kız kardeşine karşı ensest arzular duyuyor, ve bunun ilk mesajı, ikilinin birbirini yıllar sonra gördüğünü seyirciye verilerek aktarılıyor. yani senarist diyor ki, yıllardır birbirlerini görmemişler, ensest bir arzu doğabilir. buradaki -bilir, daha sonra kesinleşecek. filme dönelim.

    tony ailesine 1000 dolar para bırakıyor. annesi bir fabrikada çalışıyor, kız kardeşi ise güzellik salonunda. tony ise bambaşka hayatlar yaşıyor. annesi hemen seziyor tabii durumu. kimi öldürdün de bu paraları kazandın diyor. anne burada seyircinin vicdanı görevinde aslında. yani bir yanımız tony montana'nın epik yükselişiyle "orgazm" oluyoruz, ama bir yanımız da tony'nin annesi gibi düşünüyor, orgazm sonrası o pişmanlığı kendimize hatırlatmaya çalışıyoruz. peki hangi yanımız üstün geliyor? gina yanımız. tony'nin annesi tony'i evden kovup paraları peşinden savururken, tony'nin kız kardeşi gina onun peşinden koşuyor. tony'e hayran, beyaz takımına, zengin oluşuna, güç ve otorite sahibi oluşuna. tam bu sahnede seyircinin karşısına geçilse, "tony'nin hikayesi devam etsin mi, yoksa filmi keselim, tony'i polislere falan yakalatıp hapise tıkalım mı?" diye sorulsa, kaçımız tony'nin annesi gibi adaletten, alın teriyle para kazanmaktan, ahlaklı bir yaşam tarzından yana olacağız, kaçımız gina gibi heyecanla tony'nin peşinden koşup, onun epik öyküsünü dinlemeye devam etmek isteyeceğiz? düşünmek lazım.

    tony arabaya bindiğinde, manny'nin gözleri gina'nın üzerinde.. ilk görüşte aşk. manny, arkadaş olmanın rahatlığıyla gina ile ilgili güzel sözler söylüyor. tam o anda giren gerilim ambiyansı müziğine ve tony'nin tepkisine dikkat edin. bu aslında brian de palma'dan bir uyarı, ihtar. manny'e değil, direk seyirciye. tony'nin gina ile ilgili ne kadar korumacı olduğuna iyi bakın, aklınızdan çıkarmayın diyor yönetmen. tony'nin terslemesi alelade bir abi-kız kardeş ilişkisiyle ilgili değil. tony orada yalnızca "kız kardeşimden uzak dur" demiyor. "tabumdan, cinsel arzumdan, yasak aşkımdan uzak dur" diyor. burada eleştiri gelebilir, tony belki de yalnızca gina'yı suç dünyasından ve onun kirli karakterlerinden uzak tutmak istiyor denebilir. ancak kazın ayağı öyle değil. öyle olsa tony 1000 doları gina'ya verip, onu eğlenmek için teşvik etmezdi. tony'nin bir yanı, sahip olduğu gücü, otoriteyi göstermek istiyor. yani benim param var, benim otoritem var, bu para sayesinde daha iyi bir hayat yaşa. alttan alta övülmek isteyen bir tarafı var tony'nin. ancak bir yanı da gina'yı bu dünyadan uzak tutmak istiyor. ama üçüncü, karanlık bir tarafı da gina'yı erkeklerden uzak tutmak istiyor. yani gina daha bakımlı olsun, daha iyi giyinsin, daha lüks yaşasın, ama "onun" olsun. buralara daha sonra tekrar eğileceğim.

    tony daha sonra bolivya'ya gidiyor omar ile birlikte. amaç, bolivya'da toptan uyuşturucu üreten alejandro sosa ile anlaşmak. sosa'nın sağ kolu, omar'ı daha önce görmüş, sosa'ya onun bir köstebek olduğunu söylüyor. omar infaz ediliyor. sosa tony'e dönüyor, onu asla satmaması gerektiğini, satarsa sonucun ölüm olduğunu söylüyor. burada tony'nin öfkesine dikkat edelim. tony bu noktada mafyada iyice yükselmiş bir çılgın. örneğin omar ile birlikte bolivya'ya gönderiliyor, hatta lopez bu görüşmede otoriteyi omar olarak belirlemiş ama anlaşmayı tony yönlendiriyor. tony anlaşmada etkin olarak hem omar ile hem de dolaylı yoldan lopez ile ters düşüyor, hatta onlara meydan okuyor. ancak sosa'nın omar'ı helikopterden atarak infaz etmesi ve ardından tony'e olan lafları tony'i öfkelendiriyor. çünkü ilk kez tony'e dişli bir rakip çıktı. zaten tony mafya babası olmadığı için mevki olarak sosa'nın dengi değil, ancak sözsel, fiziksel hareketlerle bile sosa'ya meydan okuyamıyor. kararları sosa veriyor. bir anda omar'ın öldürülmesine karar verebiliyor ve bunda tony'nin söz hakkı yok. tony yine de ona sadakatini sözle anlatılıyor, her ne kadar öfkeli olsa da. burada neden bu kadar duruyorum, çünkü bu tragedyada bazı noktalar var. bazı yol ayrımları. onlar farklı olsa belki tony ölmeyecekti. burası çok önemli bir nokta. filmin ilerleyen bölümlerinde tony'nin sosa'yla ayrı düşmesinin sebeplerinden biri burada. tony güç istiyor, herkesten her şeyden güçlü olmak istiyor. ama sosa tony'den daha güçlü. tony bunu ilk kez bu sahnede anlıyor. ve bunu aklından çıkarmayacak. bu sahne onun gelecekteki kararlarını etkileyecek.

    tony miami'ye geri dönüyor. lopez çok kızgın. omar öldürülmüş, onun haberi olmadan çok pahalı bir anlaşma yapılmış sosa ile. tony'nin rahatlığına bakalım. mevki-makam olarak frank mafya babası, tony de onun adamı değil mi? öyle değil işte. bu noktaya geldiğimizde tony artık kendini çoktan frank'in üzerinde görmeye başladı bile. tony laflarıyla burada frank'i eziyor. frank tony'e laf atıyor, ama bakışlarından hal ve hareketlerinden öyle korkuyor ki, lafını geri alıyor. ancak dönüp giderken tony'e, "patron benim, bunu unutma." diyor. ancak her ikisi de biliyor o tren kaçtı artık. frank, tony'i bolivya'ya kendi adamı olarak gönderdi, ama tony miami'ye kendi işinin patronu olarak döndü. ve bu konuşmada frank'i nakavt ederek, frank'e ihtiyacı olmadığını anladı.

    nitekim daha sonra elvira'yı ziyaret ederek ona evlenme teklifi ediyor tony. elvira korku dolu bakışlarla "peki ya frank?" diyor. tony'nin ne kadar gözükara bir insan olduğunu anlamadıysak daha önce, artık biliyoruz. frank ister yaşasın, ister ölsün, tony onun metresine sahip olacak, zamanla da onun işine. bu sahnede ben tony'nin elvira'ya gerçek anlamda aşık olduğunu sanmıyorum. tony'deki açgözlülüğün sebebi bu. yoksa tony başka güzel kadın bulamaz mı? elbette bulabilir. ama o özellikle patronun metresini istiyor. güç gösterisi peşinde aslında. frank'ten intikamını böyle alacak.

    tony daha sonra babylon kulübünde dedektif mel bernstein ile karşılaşıyor. mel bernstein tony'nin kirli geçmişine dair birtakım bilgilere sahip ve rüşvet istiyor. burada polisin kirlenmişliğini, yozlaşmasını görüyoruz. tekrar 1932 filmine geri dönelim. 1932 yılında çekilen scarface'de tony camonte hiçbir şekilde polisle anlaşamıyordu. bu, o dönem böyle olduğundan değil, daha önce de dediğim gibi filmin vermek istediği birtakım mesajlarla ilgiliydi. elbette o dönem mafyayı bitirmeye kendini adamış polisler vardı. hatta iş öyle bir dereceye geldi ki, al capone'un hapise girmesine sebep olan suçlar aslında zaman aşımına uğramıştı. yani hukuki yönden al capone'un hapise girme nedenleri geçersizdi, ancak o dönemin polisi-yargısı elbirliğiyle bu adamı hapse tıkmak istiyordu ve ironik bir şekilde bir kanunsuzu hapse atabilmek için kanunu görmezden gelebildiler. bu derece bir kendini adamışlık vardı o dönem. 1932 tony camonte'si de her seferinde polisin nefesini ensesinde hissediyordu. dedektifler sürekli onu ziyaret ediyor, odasını, üstünü arıyorlardı. zaten filmin sonunda onunla çatışmaya giren de polisti. ancak 1983 scarface'inde tony polisle yalnızca iki kez karşılaşıyor. birisi bu. diğerine değineceğim. bu sahnede karşılaştığı polis de rüşvetçi, kirlenmiş bir polis. ilginç farklılıklar var iki filmde. sadece film değil dönem farklılıkları da görülebiliyor.

    tony elvira'yla otururken, frank geliyor ve elvira'yı alıp gidiyor. burada tony ile frank'in restleşmesini görüyoruz. ancak frank çok güçsüz artık. elvira bile o an tony'den iğrendiği için gidiyor. yoksa frank'in elvira'yı zorla götürecek gücü yok. tony artık frank'in adamı değil, tony kendi işinin başında. güçler dengede, hatta tony daha üstün frank'ten.

    tony aynı gece kız kardeşini başka bir adamla dans ederken görüyor. kız kardeşi önceki gördüğümüzden daha farklı. ilk gördüğümüz utangaç tavırları yok. güzel ve pahalı giyinmiş, bakımlı, gece kulüplerine geliyor ve en önemlisi o gece takıldığı adam suç dünyasından. tony'nin uzak tutmaya çalıştığı dünyaya bulaşmış gina. burada şunu anlayabiliriz, o gece 1000 doları verdikten sonra annesinden habersiz tony gina'ya para vermeye devam etmiş. bunu gina'nın makyajından, kıyafetlerinden değil, özgüveninden anlayabiliyoruz. gina diyor, "madem abim düzenli olarak büyük meblağlar veriyor ve eğlenmemi istiyor, ben de eğleneyim o zaman." tony, gina'yla takılan adamı kulüpten atıyor ve gina'yla karşı karşıya geliyor. düzenli gelen para gina'nın tony'e olan bakışını da değiştirmiş. abisine isyan ediyor artık gina. tony'e bağırıyor, ne yapmak isterse onu yapacağını, artık küçük bir kız çocuğu olmadığını söylüyor. aslında düşündüğümüzde gina haklı. çünkü en başından böyle bir hayata atılmasına sebep olan kişi tony. gina'ya büyük paralar veren, onu cesaretlendiren kişi tony. ancak gina'nın başka erkeklerle birlikte olmasına tahammül edemiyor. ve o sözü söylüyor gina, "and if i want to fuck them, then i'll fuck them!"(onlarla yani erkek arkadaşlarımla seks yapmak istersem, o zaman onlarla seks de yaparım) burada tony gina'ya tokat atıyor. bu yalnızca gina bu derece ağır konuştuğu için değil. tony'nin ensest arzusu burada gina tarafından istemsizce bastırılıyor aslında. tony hiçbir zaman gina'ya sahip olamayacağının farkında, ama burada gina tarafından yüzüne vuruluyor. gina başka adamlarla çıkacak, onlarla seks yapacak. dediğim gibi burada mesela muhafazakar bir abinin kız kardeşine öfkesi yok, çok daha fazlası var. ve gina bu arzulardan habersiz.

    frank'in adamları tony'e suikast girişiminde bulunuyorlar. tony yaralı atlatıyor. ve inanılmaz öfkeli. frank'in karşısına çıkıyor. burada yine duralım. tony neden öfkeli biliyor musunuz? frank onu öldürmek istediği için değil. onu "sırtından vurmak istediği" için. burası çok önemli. eğer frank onun karşısına geçip silahını bizzat çıkarsa tony bu kadar öfkelenmeyecekti. ancak frank hiçbir şey söylemeden kulübü terk edip, arkasından iki adamıyla tabiri caizse bir çakal gibi pusu kurup tony'i öldürmeye çalışınca onu kızdırıyor. zaten bir sonraki sahnede tony frank'in direk mekanına gidiyor, karşısına çıkıyor. tony godfather'daki vito corleone gibi bir tiplemeye sahip burada. onun düşünceleri "old school". bir gangster, katil, ama pusu, tuzak gibi kavramlara yabancı. onun için var olan şey "düello". hatta en öfkelendiği anı söyleyeyim, frank ayağına kapandığı zaman. frank ayaklarına kapanıyor, para teklif ediyor, elvira'yı teklif ediyor. tony'i daha da öfkelendiriyor. kalk ayağa diye bağırıyor tony. işte tony'nin ölümünü bu sahnede anlayabiliriz. o da biliyor, ve artık biz de biliyoruz ki tony ölürken kimsenin ayağına kapanmayacak. tony frank'i ve polisi öldürüyor ve artık patron oluyor.

    3- filmin en ikonik sahnelerinden birisi "push it to the limit" şarkısının çaldığı bu sahne. bu sahneyle breaking bad'in 5. sezonundaki walter white'ın meth imparatorluğunu kurduğu sahneyle özdeşleştirebiliriz. bu sahnede tony montana artık miami'de bir mafya babası. hatta miami'nin kralı. sosa'yla doğrudan anlaşıyor. bunun karşılığında milyon dolarlık bir imparatorluk kuruyor. bu 3 dakikalık sahnede brian de palma çok zekice bize tony montana'nın zirvesini yaşatıyor. peki şarkı alakalı mı bu sahneyle? alakalı. sözlerine bakalım.

    "... open up the limit, past the point of no return" limitleri, olasılıkları aç/açtın diyor şarkı, artık dönülmez noktadasın

    "...you've reached the top but still you gotta learn, how to keep it" en tepeye ulaştın ama hala öğrenmen gereken şeyler var, nasıl "elinde tutman gerektiğine" dair.

    ve şarkının en önemli sözleri: "..with no one left to stand in your way, you might get careless but you'll never be safe" artık karşında hiç kimse kalmadı, bu yüzden dikkatsiz olabilirsin ama dikkat et, hiçbir zaman güvende değilsin.

    bu klip gibi anlarda tony montana zirvesini yaşarken, dikkat et güvende değilsin ne demek? yine brian de palma, tony'e değil, bize mesajını veriyor bu şarkıyla. tony zaten dikkat etmeyecek, siz dikkat edin diyor yönetmen.

    4- bu sahne bittiğinde tony'nin zirvesi aşılmış oluyor. zirveye çıktık, artık yavaşça düşüş başlıyor. bunu elvira'nın kokain-sigara-içki kombosundan anlayabiliyoruz. evlilikleri iyi gitmiyor. tony güç sahibi ama bu ona yetmiyor. inanılmaz bir açgözlülük var. bu yalnızca materyale açgözlülük değil, insan üzerinde güç kazanmaya yönelik. ilerleyen anlardaki jakuzi sahnesinde görebiliyoruz. burada tony televizyon izliyor, köpükler içerisinde, bir elinde puro, bir elinde içki. manny jakuzinin dışında oturuyor, oturuşuna bakın. eğilerek oturmuş. tony'nin yayılışına bakın. sonuna kadar. burada yönetmen bize "kim yönetiyor kim yönetiliyor"un mesajını çok güzel bir şekilde veriyor. sadece burada kalsa iyi, tony o anları yaşıyor. karısı geride uyuşturucu kullanıyor ama tony'nin umrunda değil. çünkü o "o konuda" görevini yerine getirdi. bir zamanlar patronunun metresi olan güzel ve çekici kadın artık onun karısı, onun malı. onun üzerinde otorite sahibi. ve burası çok önemli, kadın "onun malını" kullanıyor. onun uyuşturucusunu çekiyor. burada benim düşüncem bu durumun tony'nin hoşuna gittiği. nasıl bir zamanlar kız kardeşine 1000 dolar vermesi gibi, burada da aynı şey geçerli. o uyuşturucu tony sayesinde o masada. tony ve onun gücü, parası olmasa elvira o uyuşturucuyu kullanamayacak. bu düşünce tony'i rahatlatıyor. ama evliliklerinin bir uçuruma sürüklendiğini göremiyor. karısıyla dalga geçiyor, tartışıyor, elvira odadan çıkınca da arkasından gülüyor.

    daha sonra manny de çıkmaya hazırlanıyor. manny sayesinde yerel bir kara para aklayıcısı ile anlaşma yapılacak. tony ilk başta buna izin verdi, ama şimdi bunu iptal etmek istiyor. çünkü bir anda pişman oldu. manny'e güç verdi. manny onun sağ kolu iken, artık anlaşmalar ayarlıyor. manny bu duruma bozuluyor tabii. manny'i aşağılıyor. güç gösterisi sergiliyor onun üzerinde. manny de odayı terkettiğinde, "ben kendime yeterim, onları boşver." diyor. böyle karmaşık ama aynı zamanda basit bir adam tony montana. onun için o an güzel geçti. hem elvira, hem manny üzerinde otoritesini sergiledi. manny'nin arkasından bağırıp "tüm bunlar(lüks hayat) kimin sayesinde? benim sayemde!" sözlerini söylemesi bu dediğimi doğruluyor.

    daha sonra manny'nin iş ayarladığı adam polis çıkıyor ve tony'i para aklarken yakalıyorlar. bunun sonrasında avukatı tony'e şunu diyor: büyük bir miktar para rüşvet olarak verilse bile, tony en azından 2-3 sene hapis yatmak zorunda. bu sahne çok önemli. hem de çok. hani demiştim ya bu modern tragedyada bazı noktalar var, farklı olsaydı tony'nin sonu farklı olurdu diye. burası çok önemli bir yol ayrımı. tony 2-3 sene hapis yatıp çıkarsa tekrar imparatorluğunun başına dönecek. ama bunu kabul etmiyor tony. inanılmaz öfkeli. 2-3 senesi hapiste geçeceği için değil. "hapis yatacağı" için. tony artık bir mafya babası, lüks bir hayat yaşıyor, milyon dolarlık bir insan, malikanede kalıyor. onun için 1 günlüğüne de olsa hapse gitmesi, devlete, kanunlara, devletin gücüne boyun eğmesi demek. tüm dünyayı istiyorum diyen bir insan için bunların ne anlama geldiğini anlayabiliriz. burada al capone'un hayatına da gönderme var aslında. al capone vergi cezasından alcatraz'a kapatılıp burada geçirdiği 11 yılda öyle kötü koşullara maruz kalıyor ki, tahliye olduğunda işinin başına dönemiyor çünkü artık o fazla "yumuşak." hapise girmeden önce chicago'da terör estiren al capone nerede, 11 yılın ardından o sertliği kırılan, yumuşayan al capone nerede. tony belki de sonunun aynı olmasından korkuyordur. ama bilinen bir şey var ki, tony'nin birkaç sene hapis dışında aradığı alternatif onu sosa'ya götürüyor ve o trajik sonuna hazırlıyor.

    sosa, tony'e gerçekten de alternatifle geliyor. sosa, tony'e hapise girmeden bu işten sıyrılabileceğini söylüyor. burada yine tony'den güçlü olduğunun imajını çiziyor. ikinci defa hem biz hem tony buna tanık oluyoruz. tony'nin gücü ancak birkaç yıl hapse yetiyorken, sosa'nın gücü o kadar büyük ki, direk hapis cezasını silebilecek güçte. tony'den bir isteği var, bir adamı öldürmesi. tony kabul eder. bu sahnede çok önemli bir detay var. sosa, tony'e karısının 3 ay sonra doğum yapacağını söylüyor ve ekliyor "sen ne zaman çocuk sahibi olacaksın?" alttan alta artan sosa-tony çatışması burada yeni bir hal alıyor. demiştim, sosa, tony'i bulunduğu durumdan kurtarabileceği için tony zaten bu gücü kıskanıyor, ama bir de üzerine, aile kurma, çocuk sahibi olma konusunda bile sosa'nın kendisinden önde olduğunu görüyor. tony'nin yüzündeki o anlık hayal kırıklığı-öfkeyi görebilirsiniz. oyunculuk konusu inceleme dışında tutuyorum da al pacino gerçekten çok iyi oynuyor bu sahnelerde.

    bir sonraki sahne yine çok önemli. tony, manny ve elvira bir akşam yemeğindeler. tony'nin rahat oturuşuna ve manny ve elvira'nın rahatsızlığına dikkat edin. tony'nin aklında sosa ve gelecek olan çocuğu var. karısına baktığında ise bir eroinman görüyor, bağımlı görüyor. aslında bunun sebebinin kendisi olduğunu farkedemiyor. "bu kadına istediği hayatı veriyorum ya, daha ne yapmam gerek?" diye düşünüyor. öfkeleniyor. ve bu öfkesini elvira'yla dalga geçerek kusuyor. onun hamile kalamamasıyla dalga geçiyor. ancak elvira cevap veriyor, "what kind of father would you make?" (sen nasıl bir baba olacaksın?) tony'i öfkelendiriyor. tony'nin gardının düştüğü anlardan birisi bu. manny ve elvira masayı terkediyorlar. ve tony'nin tiradı başlıyor.

    o restoranda o akşam, tony manny ve elvira dışında kimler oturuyor? zenginler, aristokratlar, kültürlü insanlar. hepsi takım elbise giymiş gelmişler. peki dışarıdan objektif bir gözle baksak, bu restoranda toplum kimi "iyi" görüyor, kimi "kötü" görüyor? tony kötü, diğerleri iyi. tony bu durumu alaya alıyor. "siz benden farklı değilsiniz. sadece nasıl saklamanız gerektiğini biliyorsunuz. bir de yalan söylemeyi. ben? ben her zaman doğruyu söylerim. yalan söylediğimde bile." burada oscar'lık performans olmasını bir kenara bırakırsak, tony'nin bu sözleriyle bir alt metinde toplumsal eleştiri mi var?

    brian de palma ve oliver stone, scarface'i tamamladıktan sonra filmi izleyen ve ona "rating" veren(genel izleyici, 13 yaş üstü gibi rating veren) komiteye gönderiyor. şimdi, bir filmin alabileceği en yüksek rating "r". yani 17 yaş altındakiler ancak ailesiyle izleyebilir anlamına geliyor. scarface'e ise x veriyor(r'nin de üstü-porno filmlere veriliyor) komite: yani 17 yaş altı bu filmi izlemeye alınamaz. yani en basit tabiriyle x rating'i porno filmlerine veriliyor ve scarface de komite tarafından böyle görülüyor. brian de palma filmi 3 defa editliyor, üç sefer de x rating'i değişmiyor. miami polisine film izletiliyor ve polis, bu filmin suç dünyasını en iyi yansıtan filmlerden biri olduğunu, herkesin bu dünyayı anlaması için izlemesi gerektiğini söylüyor ve o görüşle birlikte komite x rating'i r'ye indiriyor. şimdi, brian de palma 3. edit'ini gösterime sunmak zorunda. yani sansürlü halini. ama o gizlice sinemalara hiç dokunulmamış bugünkü versiyonunu sürüyor ve kimse, komite, ne başka birisi bu değişikliği anlamıyor. ancak yine de film büyük tepkilerle karşılaşıyor. o dönem oscar jürisi de bu tepkilerden etkilenmiş olsa gerek, filme hiçbir kategoride adaylık vermiyor. bugüne geliyoruz, wolf of wall street gibi filmler çekilip, zorlanmadan r rating'i ile sinemada seyredilebiliyor.

    aslında montana, onun arkasından de palma ve oliver stone, hem hollywood camiasını ve amerikan halkını eleştiriyor burada: tony en azından dürüst. ne yaptığını biliyor, söylüyor. siz de benim gibi düşünüyorsunuz, hayallerimiz, arzularımız aynı ama siz saklamayı iyi biliyorsunuz diyor. film yasaklanmak isterken, gerçek hayatta eroinin su gibi tüketilmesi ironisine bir gönderme midir, yoksa aristokratlar ve mafya babalarını ayıran çizgilerin çok ince olduğuna dair bir mesaj mıdır orasını bize bırakıyor scarface. bu konuda da düşünmek gerekiyor.

    ve tony new york'a gidiyor. sosa'nın istediği adamı öldürecekler. tony zaten mutsuz. neden mutsuz olduğunu yazmama gerek kalmadan anlayabilirsiniz. adamı nasıl öldürecekler? bu sorunun cevabı mutsuzluğu. tony "delikanlı" adam. daha önce dedim, frank'le yaşadığı sürtüşmede onu arkadan vurmaya çalışmasından ne kadar öfkeli olduğunu, son anında ayaklarına kapanmasından ne kadar tiksindiğini yazdım. burada da aynı mantık. öldürecekleri adamın arabasına bomba koyuyorlar. tony için arkadan pusu kurmak da, bombayla öldürmek de yanlış. kalleşçe. "kurallara" aykırı. zaten bu hoşnutsuzluğun üzerine bir de adamın karısıyla çocukları arabaya biniyor. tony iyice öfkeleniyor. bazı kırmızı çizgileri var. kadın ve çocuklara zarar vermemek de o çizgilere dahil. ancak şimdi, kendisini birkaç yıl hapisten kurtarmak pahasına bir aileyi yok etme görevi var önünde. bir de bunun üzerine sosa'nın sağ kolu üzerinden sosa'ya öfkesi var. sosa'nın onun üzerinde otorite olması yetmiyormuş gibi şimdi de sağ kolu ona direktifler veriyor, ne kadar hızlı gitmesi gerektiğine karışıyor. tüm bunları toplayalım. ne sonuç doğacağını kestirebiliriz artık. tony, sosa'nın sağ kolunu öldürüyor ve bu görevi iptal ediyor. bunun ne anlama geldiğini de biliyor. sosa'yla savaşması gerekecek.

    tony malikanesine geri dönüyor. sosa'yla telefon görüşmesinde duralım. bu telefon görüşmesi ile, tony'nin frank ile, bolivya'dan hemen sonra yaptığı konuşma arasında paralellikler var. o diyalogda tony, frank'i artık patronu olarak görmüyordu, onun rakibiydi ve eninde sonunda yok olacaktı. bu telefon görüşmesinde de, tony o içinde biriktirdiği sosa nefretini kusuyor. artık sosa onun üzerinde otorite sahibi değil. artık onun rakibi tony ve onu ezecek. tony'nin güce dayalı açgözlülüğü ne yazık ki sınır tanımıyor. frank'i yok etti, onun yerine geçti ama şimdi sosa'yı istiyor. dedik ya, o malikanesine "the world is yours" (dünya senin) yazdırmış bir insan. dünyayı istiyor. ancak bilmediği bir şey var ki, bu sefer sosa'nın otoritesine boyun eğemeyecek. çünkü sosa profesyonelce hamle hamle plan yapıyor. ancak tony artık tek tabanca, yalnız, iyice çılgın ve öfkeli bir vaziyette. adamlarına sosa'yla savaşa giriyoruz diyor ancak sosa daha tony'le telefon konuşması yapmadan özel bir ekibi onun malikanesine yollamış bile. tony'nin bundan haberi yok. o zannediyor ki, adamlarını toparlayıp bolivya'ya gidecek "bir erkek" gibi sosa'nın karşısına çıkacak, onu öldürecek ve onun yerine geçecek. ancak sosa, tüm film boyunca tony üzerinde olan gücünü korumayı başarıyor.

    tony gina'nın bir evde kaldığını ve günlerdir annesinin yanına gitmediği duyup, kaldığı yeni eve gidiyor. kapıyı manny açıyor gülümseyerek. tony'i görse bile sırıtışı devam ediyor. gina görünüyor kısa süre sonra. o da gülüyor. şimdi başlara dönelim. manny, gina'yı ilk gördüğünde onunla ilgili güzelmiş falan dediğinde o anlık tony öfkesini ve gerilimli ambiyansı, o anlık giren müziği düşünelim. bizi uyarmıştı brian de palma. şimdi bu sahneye geri gelelim. manny neden gülüyor? manny'nin sırıtışı afedersiniz "piç" sırıtışı değil. kız kardeşini elde ettim sırıtışı değil. tam tersine, "gina ile uzun süreli ilişkim var. sen de geldin, artık açıklama zamanı." gülümsemesi. tony'nin klasik bağırıp çağıracağını ama sonra sakinleşip onları dinleyeceğini düşünüyor. gina'da da aynı saf gülümseme var. eğer tony, gina'ya karşı normal bir abi gibi hissetse belki en kötü manny'e iki üç yumruk atar, sonra bir şekilde sakinleşir, onları dinlerdi. ancak tony montana'nın kız kardeşine olan ilgisi, bundan öte. onun gizli arzusu gina, artık başka bir adamın "kadını" olmuş. onunla yatmış. onun evinde gecelik giyiyor. ve o adam da en yakın arkadaşı. bu hisler, bir nevi karısını en yakın arkadaşıyla basan bir kocanın hisleri gibi. tony ensest arzusunun bir defa daha bastırıldığını hissediyor ve bu öfkeyle manny'i vurup öldürüyor.

    5- manny artık ölü. scarface'in siyah-beyaz afişine bakalım. bu aslında iki farklı karakter, iki farklı kişiliği temsil ediyordu. manny ve tony. tony işin siyah kısmı, manny ise beyaz kısmıydı. manny de güç, para peşindeydi, ama kazandığı zaman onu değerlendiriyordu. gina'yı elde edince başka kızlara geçmedi. gina'ya aşık oldu. onunla evlendi. ancak tony, işin siyah kısmı. daha fazla güç istiyor. ve manny'nin ölmesiyle tony'nin içindeki beyaz taraf kayboldu. bu sahneden sonra al pacino'nun oyunculuğuna, tony'nin tavırlarına iyi dikkat edin. tam bir yenilmiş adam artık o.

    tony ve gina, tony'nin malikanesine dönüyorlar. tony odasına giriyor. hala sosa'ya saldırabileceğini düşünüyor. halbuki sosa'nın adamları gizlice onun malikanesine sızmış durumda. bu sırada gina odasına giriyor tony'nin. bir gecelik üzerinde. yüzünde gülümseme. tam bu anı öyle güzel yansıtmış ki brian de palma, bu sahne tony'nin eroin çekmesinin ardından yaşandığı için bir anlığına onun cinsel fantezisi mi yoksa gerçekten yaşanıyor mu tereddüt ediyorsunuz. tony'nin anlık bakışlarına dikkat edin. o bile bunu bir an hayal sanıyor. ancak gina'nın silahı çıkarıp ateşlemesiyle kesinlikle gerçek olduğunu anlayabiliyoruz.

    gina'nın sözleri çok önemli burada. "i'm all yours now tony. come and get me now. do it before it's too late. fuck me. come on just fuck me." (ben seninim artık tony. gel ve bana sahip ol geç olmadan. gel ve beni becer tony.) senarist ve yönetmen burada diyor ki, buraya kadar tony'nin gina'yla ilgili verdiği saçma sapan kararlarda, ensest arzusuyla hareket ettiğini kavrayamadıysanız, alın gina'nın ağzından tasdik ediyoruz. bu sahne ensest ilişki mevzusuna noktayı koyuyor.

    hemen sonra gina öldürülüyor. tony'nin artık hiçbir şeyi yok bu dünyada. gina öldü, manny öldü, elvira terketti, sosa malikanesine saldırıyor. aşırı eroin kullanmanın üzerine gina'nın ölümünü gören tony tüm bu film boyunca görebileceğimiz en öfkeli anını yaşıyor. o ünlü "say hello to my little friends." sahnesi burada başlıyor. öfkeden deliye dönmüş tony son çatışmasına giriyor, son savunmasını yapıyor.

    burada dikkat çekmek istediğim bir nokta var. tüm film boyunca tony'nin nasıl arkadan vurmaya karşı öfkeli olduğunu, kaçak dövüşmeye ne kadar karşı olduğunu gördük. film sonunda da tony kaçmak yerine imkansız bir savaşa giriyor. düşmanlarına "önden" saldırıyor. vuruyor, vuruluyor. en sonunda karşı koyamıyor ve "önden" taranmaya başlıyor. orada meşhur "beni öldüremezsiniz. ben tony montana'yım." sözlerini duyuyoruz. kokainden kafası uçmuş tony o an kendini ölümsüz hissediyor. neden? çünkü düşmanları "önden" saldırıyor. kim ona ateş ediyor biliyor, görüyor. aslında tony o an öldü artık, o kadar mermiden sonra yaşayamaz ama eroinin patlama gücü diyelim, tony'e kendini ölümsüz hissettiriyor. ve bakın tony mutlu. çünkü tüm mermileri "önden" yiyor. ancak arkasından yaklaşan adam onu "arkadan" "sırtından" vurduğu zaman tony ölüyor. önden yediği o kadar mermi ona bir şey yapmazken, sırtından yediği bir mermi onu tırabzanlardan aşağı fırlatıyor. çok müthiş bir mesaj verilmiş burada. tüm film boyunca tony'nin nefret ettiği şey olan arkadan vurmak, filmin sonunda, bu tragedyanın sonunda başına geliyor ve onun sonu oluyor.

    1983 yılında yapılan bu film bence godfather ile birlikte gelmiş geçmiş en iyi suç filmlerinden birisidir. hepsinden öte bir adamın tragedyasıdır, yükselişi ve düşüşüdür. bu kadar uzun yazarak açıklamaya çalıştığım şey ise bu filmde, bu öyküde tony montana'nın her verdiği karar anlamlıdır, ve onun karakterine uygundur. bir tane bile laf olsun diye senaryoya konmuş hareketi yoktur. arabada o bombalı görevi gerçekleştirse ölmeyecekti, ama o zaman bu kadar bu yazdığımız sosa-tony gerginliğine aykırı düşecekti, tony'nin adam öldürme konusundaki "delikanlı" duruşuna ters düşecekti.

    yönetmen brian de palma, senarist oliver stone ve tabii ki al pacino. efsane bir film.
  2. godfather klasmanında bir film. davetiyeye hapisanelerdeki suçlularla cevap vermek oldukça zekice bir hareket. tabi bunu düşünebilmek için kendi varlığını kabul eden olduğu haliyle mutlu olan bir toplum olmak gerek. üst sınıftan kişiler de gönderilebilirdi, ancak ekonomik sınıf ayrımı olmayınca suçluları göndermek makul olabilir.
    abi
  3. okay ve cockroaches demeleriyle, karizmasıyla ve hırsıyla efsane olmuş tony montana'yı barındıran filmdir. al pacino'nun oyunculuğu için bile izlenir.
  4. bi sıkıntı varsa bu filmle ilgili; o da kült filmin önde gideni olmasıdır.
  5. bu filmin senaryosuna başlayan kişi ünlü yönetmen sidney lumet'dir. senaryoda yaşadığı tıkanıklığın ardından işi devralan oliver stone, paris gecelerinde kokain alemi yaparak senaryoyu tamamladığını itiraf etmiş.

    içinde en fazla fuck geçen, kokain kullanılan film olma özelliği taşıyan yapımın, hiç bir dalda oscar adayı olmamasının nedeni olarak... ''amerikan sinemasının tutuculuğuna kurban edilmiştir'' diyebiliriz.

    filme zamanında hak ettiği değer verilmemiş olsa da, muellif'in yorumu gibi uzun uzadıya analiz yapılabilecek kalibrede bir kült olduğu da yadsınamaz.