• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.81)
sokrates'in savunması - platon
mö 399'un ilkbaharında, yetmiş yaşındayken dinsizlik ve gençlerin ahlakını bozma suçlamalarıyla atina'da mahkeme önüne çıkarılan sokrates "sözleriyle değil işleriyle" kendini sa-vunur. kendisini "ustalıkla" savunacak bir konuşmayı okumayı, öğrencilerinin ödeyeceği yüklü bir kefaleti ya da hayatının son günlerini sürgünde geçirmeyi reddederek bile isteye ölümüne yürür. savunma yorumcular tarafından sıklıkla çok az, hatta hiçbir felsefi ana fikre sahip olmamakla eleştirilir.oysa yukarıda sunula öykü savunma'nın sadece kurgusal iskeletidir. platon'un mahkeme önün çıkardığı sokrates'in kendisinden çok, onun hakikati ortaya çıkarma yollandır. hakikati araştırma yolları sokrates'in ahlakının kurucu öğeleridir. aslında savunma diyalektiğin diyalektik bir gerekçelendirilmesini sunar. platon'u: gözünde itham edilen de sokrates'in uğruna öldüğü de bu yöntemdir. sokretes'in yaşamı da ölümü d bu yöntemin başarısını ortaya koyar.(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. sokrates zehiri içmeden evvel tutulduğu hapishanenin kapısı açıktır gitmek isterse gitsin denmiştir.

    -ben suçlu değilim dolayısıyla kaçmam demiştir.

    eğer kendini savunur, yaptıklarını kabul eder ve özür dilerse serbest kalabilir demişler.

    -ben bir hata etseydim kötülük etseydim zaten bu kötülüğü yaptığım insanlar gelir beni bulurdu. demek ki kötülük etmemişim savunacak bir şey de özür dileyecek bir şey de yoktur der.

    yani adam ya beni suçsuz bulur mahkeme ya da idam eder diyerek 3 bin sene öncesinden onurlu duruşun dersini insanlığa vermiştir. bugünün yöneticilerine bakarsan yargılanmamak için neler yaparlar (yaptılar) bi karşılaştırmak lazım tabi.
    abi
  2. geçerli bir sebep olmadan idam edilmeyi tercih etmiştir. geçerli bir sebebi olsaydı diye düşününce hak vermemek mümkün değil.

    okuduğum lisede bahçede topl oynarken arkadaşın biri camı kırdı. müdür yardımcısı çağırdı bunu kulağını çekiyor vs. bu da başladı ağlamaya hocam valla bilerek kırmadım, yanlışlıkla oldu. hocanın cevabı da benzer nitelikteydi, "yok bi de bilerek kırsaydın!"
    abi
  3. kısaca "yanlış yapıyorsunuz eyy atinanılar".
  4. kitabı bitirdiğim zaman evde yatağımda uzanıyordum. "eeyoo bitti, ne kitaptı be" bakışlarımı etrafa atarken kardeşimle göz göze geldik.

    kardeşlerim 10 yaşında ikizler. bir tanesi pıtı pıtı yanıma geldi, kitabı istedi. al hadi bakalım dedim. ne yapacak merak ediyorum tabi. gittiler beraber içeriye. 1 saat kadar odalarından ses gelmedi. "noluyor yav orada" diyerekten odalarının yanına geldim. bir baktım içeriden hararetli hararetli sesler geliyor:

    - ey atinalılar!

    meğer bu ikisi kitabı almışlar, tiyatro gibi oynuyorlarmış bir saattir içeride... birisi sokrates olmuş, diğeri de kalan rolleri üstlenmiş. 1. bölümü de bitirmişler. savunma kısmına kadar gelmişler.

    nasıl hoşuma gitti bu hareket. yüzüm güldü. hemen oturdum kitap kritiği yapalım diye. "eee ne anladınız bu kısma kadar" diye sordum. felsefeye yabancı olduklarından "abi kitap güzel ama sokrates'e sinir oldum. her şeye cevap veriyor" dedi. (*:swh) sokrates kimdir felsefe nedir diye kısa bir brifing verdim. hoşunuza gitti mi dedim, evet dediler. beni aldı bir gülme (*:swh) şu çocuklar da olmasa neye güleceğim ben
  5. en baştan söyleyeyim; bir kere iyi bir savunma olsa zaten öldürmezlerdi, demek ki kötü savunma.

    şimdi sokrates bir kafir. toplumun çoğunluğunun inandığı değerlere inanmıyor dahası bunları yüksek sesle sık sık dile getiriyor. aslında yaptığı da hakaret filan değil hani; demokrasinin olmazsa olmazı olan eleştiri ve sorgulama. o sırada bir de geçiş dönemi yaşıyor atina, yönetim değişiyor, demokrasiye geçiliyor filan. düşün şimdi; böyle bir süreçte bir adam her haltı sorguluyor, tehlikenin farkında mısın? insanları bilinçlendiriyor lan! e bir de bunu tam geçiş süreci içerisinde yapıyor. yani yerleşik düzende yapmış olsa sistem bir şekilde onu afaroz eder de daha hiçbir şey tam oturmamışken kurulmakta olan sistemi kökten değiştirebilecek haltlar karıştırıyor kafir. atina' da ileri demokrasi olmasa da yine de demokrasi var o sırada.
    düğün dernek kuruluyor gel diyorlar baba sen suçlusun. socrates geliyor haliyle, başlıyor savunmaya. savunma dediğimde klasik soru cevap işte, basit sorular, basit cevaplar. sıkıcı diyaloglardı cidden. diyorlar ki insanlara kötülük yapıyorsun, bizimki de diyor ki e bundan sana ne? gelsin kötülük yaptıklarım şikayetçi olsun. ama tabii fayda etmiyor. niye? çünkü devletin toplumu korumak gibi bir görevi var! vatanını milletini çok seven bu yönetici tayfası devleti oluşturan bireylerin aptal oldukları için kendilerine zarar verenleri fark edemeyeceklerine, dolayısıyla onlar adına bu işi kendilerinin yapmaları gerektiğine inanıyorlar; ama asıl mesele bu değil aslında. bu zurnalar gerçek bir bilgenin varlığını kabul edemiyorlar özünde ve dahası asıl amaç da socrates' i öldürmek değil. onun yalvarmasınıi af dilemesini sağlamak. zaten mahkemenin bir yerinde hakim bozuntusu diyor neden ailen gelip yalvarmıyor diye. adalat anlayışına bak! lan lavuk, ailesinin tavrına göre mi cezada indirime gideceksin yoksa işlenen ya da işlenmeyen suça göre mi? kravat takıp gelse iyi hal indirimi verecek demek ki? ulan ben onu bir tek geri kalmış dünya ülkelerinde olur sanıyordum. hani kıza tecavüz edersin de mahkemede sessiz durursun diye iyi hal indirimi alırsın ya da 14 yaşındaki kızın rızası vardır diye cezada indirim veririsn filan. bunlar taş devrinde belki olmuştur, bir daha da olmaz zaten diyorum ki sokrates' e de aynı muamele yapılmış. zaten bence tecavüzde kaızın göğüslerine de bakılmalı. ben göğüsleri güzel kıza tecavüz ederim çünkü, hakkımdır. dekoltesi de varsa üzerine kıza ceza isterim, ben böyleyim.
    ne diyorduk ha sokrat! şimdi bakıyorlar ki bu adamın af dileyeceği filan yok dahası mahkemede tek tek üstelik de herkesin anlayabileceği kadar basit cümlelerle yedi cihana suçsuz olduğunu kabul ettiriyor bu adam. şimdi günümüz yasalarına göre düşünme, ''kanunlara doğru oldukları için uyulmaz kanun oldukları için uyulur'' diye güzel bir söz vardır hukukta. atina kanunlarına göre sokrates' in eylemleri, ölüm cezasını gerektiren şeylerse sokrat öldürülür, çok net. ama adam 30 oy farkıyla ölüme gönderiliyor. gönderilirken de lan sadece %20 oranda lehine karar alabilmiş adamın bile cezasını para cezasına çevirdiniz minvalinde bir şeyler diyor . sokrates' i ise %40 lehine oya rağmen ölüme gönderiyor lavuklar. sadece bu bile zaten adil bir yargılama olmadığının kanıtıdır. işin ilginç yanı, bu adamların dertlerinden biri de sokraters' in geleneklere, teamüllere karşı çıkması. ulan siz adamı öldürmek için kendi teamüllerinizi kendiniz yıktınız be!
    tanrılara karşı geliyor denen sokrates ise tek tanrı inancına inanıyordu. benim anladığım kadarıyla cumalara gitse en önde saf tutacak kadar da inançlı bir adam kendisi. tabii işin enteresanı şu; cemaat yayınevlerinden okursanız sokrates' i n allah allah nidaları attığını görebilirsiniz. utanmasalar infazdan önce iki rekat namaz kıldı yazacak adamlar. neyse bir incelememizin daha sonuna gelirken sokrates' in kısa boylu, şişman bir adam olduğunu ve karıyla kızla işi olamayacağından mecburen kendini felsefeye vurduğunu da belirtmek isterim.
  6. platon'un gençlik döneminde sınıflandırılan ve sokrates'in yargılanması ve idamı sürecini anlatan üç diyaloğun ilki.
    metni diğer diyaloglardan bağımsız ve düz biçimde okuyarak anlamını kavramak pek mümkün değil. alt metni kavramak için platon'un fikirlerine hakim olmak ve tüm diyalogları bağlantılarını görmeye çalışarak okumak gerekiyor. maalesef bugün eski yunan felsefesini anlamada karşımıza çeviri gibi bir sorun çıkıyor, felsefi metinler eski yunanca'dan ingilizce'ye, ingilizce'den türkçe'ye çevrilirken anlam kaybına uğruyor ve bu da metni olduğu gibi anlamamıza engel oluyor.
    diyaloğun kendisine gelirsek, bana bu bakış açısını kazandıran, sevgili felsefe hocam kaan atalay sokrates'in eylemini "savunma"dan ziyade "saldırı" olarak nitelendirmişti. platon, sokrates'in ağzından bugün de aynı şekilde kabul ettiğimiz ve inandığımız bilgi, demokrasi, adalet gibi kavramlara sert eleştiriler getiriyor. sokrates atinalılara "aslında hiçbirimiz hiçbir şey bilmiyoruz ama benim sizden farkım cehaletimin farkında olmam" diyor. sokrates'e göre, insanın sahip olduğu sınırlı algılama ve muhakeme yeteneğiyle ulaşabileceği son nokta aslında hiçbir şey bilmediğini fark etmesi ve bu aslında yine hiçbir şeye yaramayan "insani bilgelik". bilgi dediğimiz şeylerse aslında birer "inanç".
    sokrates kendine yöneltilen suçlamalar karşısında kendini savunmaktan ziyade fikirlerinin doğruluğunu savunmaya devam ediyor ve "beklediğiniz gibi kendimi savunarak yaşamaktansa, bildiğim gibi kendimi savunarak ölmeyi yeğlerim." diyor. ve kendini ölüme mahkum edenlere son sözlerinde "benim dünyadan ayrılışımdan kısa süre sonra bana verdiğiniz ölüm cezasından çok daha acı verici bir ceza sizi bekliyor." derken bir intikamdan söz etmiyor, umarım benim gibi insanlar artar ve sizi kendinizi sorgulamak zorunda bırakırlar böylece daha "iyi" insanlar olursunuz, diyor.
  7. ''ikimizin de güzel ve doğru hiçbir şey bildiğini sanmıyorum; ama ben ondan daha bilgeyim. çünkü o, bir şey bilmezken bildiğini düşünüyor; ben ise bilmiyorum ve bildiğimi de düşünmüyorum. öyleyse ben ondan daha bilgiliyim, en azından bilmediğimi bildiğimi düşünmüyorum ve bu, beni ondan üstün kılıyor.''

    ölüm cezası aldığı halde doğru bildiği şeylerden şaşmayan düşünür, filozof sokretis'in mahkemede yaptığı savunmayı anlatan kitap.

    sokrates savunması sırasında hem kendi varlığını sorguluyor hem de hakimlere 'beni savunmanız altında sizlere kendinizi ve şu yaşanılan süreci sorgulama fırsatı yaratmış oluyorum ' gibisinden bir mesaj çekiyor.

    ölüm ve yaşamın, adaletin ve adaletsizliğin ne kadar ince bir çizgide gerçekleştirdiğini inceden de olsa yaptığı savunma ile aklımıza kazımayı başarıyor.

    kitabı bitirdikten sonra erdem ve dürüstlük üzerine aklınızı kurcalayan sorular biriktiriyor.

    platon ise bu çarpıcı savunmayı akıcı bir şekle getirerek vermek istenilen mesajı her kesimden insanın anlayabileceği ölçüde bizlere sunarak kitap şeklinde yer almasını sağlıyor.
  8. aşırı sağcıların sokrates'i peygamber olarak kabul etmelerine sebep savunmadır: bilseydi bu kelamları eder miydi?
    yeni şafak'dan faruk beşer diyor ki: "gerçekten de sokrat çok tanrıcılığa karşı olması ve erdem/fazilet ve ahlak anlayışıyla o kadar müslümandır ki, hiçbir filozof salt akılla bu noktaya gelmiş olamaz."
    sızıntı dergisinden alaaddin dikmen ise sokrates'in " çocukluğumdan beri beni izleyen, allah’ın vermiş olduğu kutsal bir ses vardır. bu öyle bir ses ki, ne zaman onu içimde duysam, yapmak üzere olduğum bir işi yapmamam gerektiğini gösterir." sözünü peygamberlik alameti saymış. hayat çok enteresan kuşlar falan.
    ozman
  9. insana neden insan olması gerektiğini hatırlatan akıcı yeri gelip güldüğün yeri gelip hüzünlediğin kitaptır
  10. gidipte gelmeyen kitaplarımdan biridir. hatta kitabı verdiğim kişiyle hayatımızın sadece 1 senesi kesişti. o dönemde hala görüştüklerim dışında bu kitabı alan geliyor aklıma sadece. aklıma gelmesinin tek sebebi ise bu kitabı geri getirmemiş olması.
    görsem hatırlatacağım flan yani.*