1. soru sormak önemlidir. doğru soruyu sormak daha da önemlidir? doğru soruyu bulmak biraz zaman alır. aslında, sizin bulmak istediğiniz cevap için, ilk sorunun cevabına yönelttiğiniz ve aradığınız cevaba götürecek sorudur ''doğru soru''. neyse. soru sormak önemlidir çünkü her cevap sizi başka yere götürür.
    neyse soru sormanın önemine dönelim hemen.
    onu da bir örnek ile anlatalım. ve yine bir soru ile açıklayalım:
    bir evdeyiz camdan dışarı bakıyoruz. bir yol görünüyor ve bir otobüs durağında durmuş bir otobüs. peki soru şu,
    otobüs hangi yöne hareket edecektir?
    buna herkesin cevabı soldur.
    peki sağa gidemez mi?
    hemen inceleyelim.
    eğer türkiye'de isek evet bize göre sola gidiyordur.
    peki ya ingiltere'de isek?
    sağa değil mi?
    ''bu resimlerden ben anlamadım'' diyenler için, otobüslerin ön kısımlarını aynı yöne çevirelim.
    sağa giden
    sola giden
    otobüsün nereye gittini belirlemek için, bizim nerede olduğumuzu bilmemiz gerekir.
    yani en basit bir problem olsa dahi onu anlamak ve cevabı bulmak için soru sormak gerekir.
    soru sormaktan korkmayınız.
  2. bilim adamlarından birine sormuşlar.
    "başarınızdaki ve kendinizi yetiştirmekteki en büyük etken nedir?
    "annem" diye cevap vermiş. "annem okuldan eve döndüğüm her gün güzel bir soru sordun mu derdi"

    soru sormak zekanın işlerliğini geliştirir. dünya kültürlerine baktığımızda mesela otokrasınin sorusu yoktur, yanıtı vardır. demokrasinin ise hep sorusu vardır, yanıtı araştırmadır. bu yüzden toplumsal zeka işlerlik kazanmaz.
    sorgulama çocukluktan başlar. çocuklar "bu ne" "bu nasıl olmuş" "ama niye böyle" ve zilyon tane soru kalıpları üreterek. çünkü algıları dünyayı keşfetmek, olanı biteni anlamaktır. algılarını hep açık tutarlar. algılarını dikkat odaklı olduğu için belleklerini oluşturur. ne, neden, niye sorularıyla da muhakeme yeteneklerini geliştirirler. zekaları işlerlik kazanır. bu yüzden bıktırıncaya, bayıltıncaya kadar sorarlar. bıkmadan, usanmadan cevap verilmelidir. eğer susulursa, çocuk sorularına cevap alamazsa gerçekten susar. zekasının engellediğinin hiç bir zaman farkına varmaz.

    soru sormak, cesaret,merak, kararlılık ve sonuca direnç gerektiren dört unsur üzerine kuruludur. bu unsurlara sahip olmayan insan soru soramaz. yapacağı tek şey cevapları dinlemek olur.
    mesela bizim toplum neleri sorar?
    bir anektod vardı. bilgisayarın yeni icat edildiği dönemlerde. ilk bilgisayarın başına tüm milletlerden temsilcileri getirmişler. her temsilci bir soru sormu. bilgisayar yanıtlamış. sıra bizim temsilciye gelmiş. "ee ne var, ne yok?" diye bir soru sormuş. bilgisayar bir süre işlem yapmaya çalışmış, çalışmış, çalışmış en sonunda dumanlar içinde kalmış, devreleri yanmış.

    bize has sorulardan, soru değil aslında konuşma dolgusu gibi bir kalıp.
    ne var, ne yok?
    - ne yapıyorsun? ( atomu parçalıyorum. canın çektiyse gel beraber parçalayalım) burada soruyu soran zaten ne yaptığını görüyor ve biliyor.

    - ee nasıl gidiyor? ( e işte idare eder) belirgin hedefi olmayan sorulardandır.

    -ee işler alemde? ( valla karanlık alemlerde galiba) bu soruda bahsedilen işler belli değildir. öyle sorulmuştur.

    kişisel zilyon tane soru kalıpları üretebiliriz. yeterki olağan soru kalıplarından çıkıp, gerçekten sorgulayan , yanıtlarını ufkumuzu açan, ya da düşündürmeye sevk eden sorular olsun.

    neden mars'a giden ilk kafilede bir türk yok? neden biz bir buluş yapamıyoruz? neden mi? eğitim sistemimizde soru sormak yok. sadece yanıt vermek var. hal böyle olunca diğerlerinin başarılarına bakıyoruz.
  3. bir çin atasözü der ki:

    "soru sorarsanız birkaç dakika aptal gözükürsünüz, sormazsanız ömür boyu."