1. pişmanlığın zirve noktası. kalbinizi deşmişler gibi bir acısı var ki ne atılır ne satılır... her yara kapanır ancak bu, yakanızı hiç bırakmaz. uyutmaz, boğazınız düğümlenir yemek yiyemezsiniz, kaçamazsınız. azap kelimesinin hakkını veren duygudur bu. sürekli keşke dersiniz, bir anlamı olmayacağını bile bile... evlerden ırak olsun.
  2. acının en dürüst, dolayısıyla en güzel ve katlanması en güç halidir. kaçamazsınız, etrafınızdaki herkesi kandırırsınız ama kendinizi kandırmak bazen imkansız gibidir.

    gün boyu kafanızı her ne kadar başka şeylerle meşgul etmeye çalışsanız da bir akşam günün stresini saç köklerinizden parmak uçlarınıza kadar akıtan bir duşa girdiğinizde aklınıza girip uykunuzu elinizden alacak, tam uyuduğunuz anda kabusunuz olacak, sabah hayatınıza devam edebilmek için gecenin ağırlıgı ve kabuslarınızın terini atmak için tekrar duşa girdiğinizde beyninizi kemirmek için sizi orada bekliyor olacaktır. bazen kendinize zarar vermek isteyecek, belki gerçekten de vereceksiniz. bazen delirdiğinizi hissedecek, belki biraz da delireceksiniz. insanlar "neyin var" diye sorduğunda muhtemelen "dün gece çok içtim sanırım" gibi saçmalıklar sıralayacaksınız. bazı geceler gerçekten de çok içtiniz.

    vicdan azabı sanırım yüzleşmemiz gereken birşey. yeterli cesareti bulamayanlarımız yatıştırıcılarla boş duvarları, renksiz tavanları izliyor, yeterince güçlü olmayanlarsa ya aklen ya da maddiyen aramıza veda ediyor.

    ben mi? ben nasıl savaşılır onu bile bilmiyorum.
    bozuk
  3. insanı yıpratan, içinizi sürekli kemiren bir şey. her şeyi detaylı düşünerek dikkat ederim ama bazen bizim elimizde olmayan durumlar da olabiliyor hayatta. samimi iki arkadaşıma bir şey anlattım. senin neslin bitti sanıyorduk diye şakalar komiklikler. keşke arkadaşlarım gibi rahat bakabilseydim olaylara. bazen onlara çok özeniyorum. doğrunun onlar gibi olduğuna inandığımdan değil bu aslında. sadece o rahatlığı yaşamayı isterdim. bu durumu az yaşamak istiyorsanız rahat olmanız gerekiyor bence.