• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (6.71)
yüksek topuklar - murathan mungan
bu hacimli kitap orta yaşın kıyısındaki yalnız bir kadının 5 yaşında bir kız çocuğuyla başbaşa geçirdiği beş günde geçiyor. kolay üstesinden gelinmiş bir zaman dilimi değil ama. adeta minyatür bir günümüz kadın prototipi olan minik tuğde ile yaşadıkları roman kahramanı açısından zengin ama ıstıraplı bir deneyime dönüşüyor ilerleyen sayfalarda.
yüksek topuklar, murathan mungan’dan istanbul, özellikle de beyoğlu ekseninde gezinen uzun bir gözlem ve deneyim kılavuzu olarak okunabilir.


  1. şair ve yazar murathan mungan’ın ilk romanı.
    "bundan birkaç yıl önce yazmaya karar vermiştim bu öyküyü.
    güzel ve uzun bir öykü olsun istemiştim. her zamanki gibi onca iş, onca uğraş girdi araya; gündeliğin hayhuyunda başka öyküler, başka öykücükler; yalnızca yazılan, yazılmayı bekleyenler değil, yaşananlar da geçit vermedi… sonunda, “bir gün yazarım, nasıl olsa bir gün yazarım,” diye beklettiklerimden biri olup çıktı bu da… kimi zaman, yazdığımda, kim bilir nasıl müthiş bir kitap olacağını düşleyip, heyecanlandıklarımdan biri olarak geliyordu aklıma; kimi zaman da yazamadıklarımın yüreğimi daraltan ağır çeki taşlarından biri olarak… bu tür “muhasebeler” içinde bulunduğum ruh haline göre değişiyordu; belki yazacağı onca şeyi üst üste yığıp yıllar boyu onlarla birlikte gezen bütün yazarlarda böyle oluyordur. artık onları bilemem. ama her zaman söylerim, yazıp da, düşlediklerinizin ne kadarını yazabildiğinizi görmektense, “bir gün yazdığımda nasıl müthiş bir şey olacak kim bilir!” diyerek kendinizi geleceğe ertelemeniz daha heyecan vericidir."
  2. murathan mungan'ın ilk romanı olan yüksek topuklar bence tam anlamıyla fiyasko. okurken hem çok sıkıldım hem de inanılmaz sinir oldum. kitap bana göre kalıplardan oluşuyor. kitabın içindeki tüm isimler adeta kalıptan dökülmüş gibi, yaptıkları, düşündükleri, söyledikleri, geçmişleri, gelecekleri tek tip. bu tek tipi kırmış gibi gösterilen nermin karakteri ise tek tipin en alası.

    üniversitede bütün genç kadınlar devrimci olur, solcu olur, evlerde hararetli hararetli tartışmalar döner, örgütlenmeler olur, bir sürü erkekle yatarlar, sonra mezun olurlar, o devrimci kadınların devrimciliği kalmamıştır, yaşlanmışlardır, çirkindirler -halbuki gençken çok güzel oluyorlar- mutsuz evlilikleri olur, aşktan, sevgiden, iletişimden bihaber yaşarlar, çocuk bakarlar falan fıstık. ama tüm bunların arasında bir kadın vardır ki -nermin- yalnız yaşar, özel bir şirkette reklamcıdır -hep reklamcı olun zaten-, iyi para kazanır, arada bir sevgilisi olur, 35 yaş civarındadır, herkesten farklıdır, diğer insanlar ona evde kalmış muamelesi yaparken o da diğer insanların küçük hayatlarını küçümser aslında. evlilik, çoluk çocuk ona göre değildir, o bohem hayatın kadınıdır, şarap sever, eski arkadaşlarıyla karşılaşınca konuşacak bir şey bulamaz, o kadınlar nermin'in çocuksuz oluşuna, nermin onların dar hayatına üzülür içten içe vs vs. böyle klasik bir kitap işte.

    en sevmediğim nokta ise toplumun kadına, kadının kadına, erkeğin kadına dair ne kadar kötü fikri, kötü etiketi varsa işte bunların hepsinin 5 yaşındaki tuğde üzerinden verilmesiydi. 5 yaşındaki bir kız çocuğunu "fitne, fesat, sinsi, ahlaksız, aynı anda 5 erkeği birden ayarlayabilen, aşırı süslü, makyajlı, alışverişten başka hiçbir şeyden anlamayan, para delisi, dedikodu hastası, tek amacı şöhret olmak isteyen" bir kadın gibi çizmesiydi.

    "kapı açılıp da salona girdikleri anda, başıma gelecek olan felaketi anlamıştım. aynı erkeği çılgınca seven iki gözü kara rakibenin, en kanlı zamanlarında yüzyüze gelmesi gibiydi ilk karşılaşmamız. sanki benimle hesaplaşmaya gelmişti. bana günümü gösterecekti. kana kandı. ya o, ya bendi. salonun ortasında çaresiz kalakalmıştım. karşımda beş yaşında bir kız çocuğu değil, fettan, şuh ve kindar bir kadın vardı. ben öyle başıma gelecek felaketleri sezmiş olmanın şaşkınlığıyla aval aval bakınırken, annesinin yanından kopup, zarif olduğunu sandığı gösterişli adımlarıyla yanıma geldi. yüzünde pembe dizilerdeki zengin, iyi eğitim görmüş, kötü kalpli genç kızlara özgü çarpık bir gülümsemeyle, manalı bir şekilde elini uzatarak: 'merhaba ben tuğde' dedi." beni inanılmaz rahatsız eden nermin'in ağzından dökülen bu tanımlama cümleleri 5 yaşındaki bir kız çocuğu için. ve kitap bunun gibi bir sürü paragraftan oluşuyor.

    yüksek topuklar'ın bakış açısını, zorlama sıfatlarını, basit olay örgüsünü, karakter analizlerini, tiplemelerini, ucuz üslubunu hiçbir şeyini sevemedim.

    edit: yüksek topuklar için murathan mungan'ın ilk kitabı demişim, ebruli sağolsun yanlışımı düzeltti. ilk romanı olacakmış.