1. sıklıkla yaşamın anlamı, ne olduğu üzerine düşünüyorum. onun ne olduğunu kavrarsam belki sürdürebilirim umuduyla. yaşam... belki de yanlış kavramın tanımını arıyorum. aslında aradığım şey beni ben yapanın ne olduğu. anılarım, vücudum, beynim, ideolojim, fikirlerim, karakter özelliklerim, çevremdeki insanlar, sahip olduğum nesneler... belki bunların hepsi belki bazıları belki de sadece biri beni açıklamaya yetebilir. ama hayır, benim ne olduğumdan daha önemli olan, benim kendimi ne olarak gördüğüm. yaşamayı seçtiysem ona bir anlam yüklemiş olmalıyım. bu anlamın kaynağı bunlardan hangisi ? fikirlere, insanlardan daha çok önem verilmesi gerektiğine inandım hep. bu tek başına yeterli midir ? fikirlerimi içeren bir kitap beni ben yapar mı ? ben öldükten yıllar sonra birileri benimle kitaplarım aracılığıyla konuşabilir mi ? fikirlerim yaşamaya, başka fikirlerle karşılaştıkça değişmeye -tıpkı benim gibi- devam edebilir mi ? peki anılar, onların önemi yok mu ? eğer ki “ben” fikirlerimsem, onların ortaya çıkmasının temel sebebi olan anılar ne olacak ? fikirler ölmez, ama anılar yitip gidecek, ben olmadan onlar da olmayacak, yenileri ortaya çıkmayacak. beni ölüm konusunda rahatlatacak şey -sanıyorum ki- fikirlerim başkalarının zihninde yaşamaya devam ettikçe, onların anılarına ortak sayılabilecek olmamdır. okuduğum kitaplarda hep yazarla konuşuyormuşum gibi hissederim. bazen söylediği şeye karşı çıkar yüksek sesle eleştiririm. daha sonraki sayfada bu eleştirime karşı cevabını gördüğümde yüzümde bir gülümseme olur. kim diyebilir ki tam o anda o kitabın yazarının yaşamadığını ? en az o da benim kadar hayatta ve benimle o anı paylaşıyor.

    ölüm korkusunu yenmenin yolunun başkalarında yaşamaya devam edeceğime inanmaktan geçtiğini görüyorum. her ne olursa olsun, yine de korku geçmiyor. “ya yanılıyorsam ?” korkusu.

mesaj gönder